MANGA-TR
Bölüm 117
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 117

Haksızlık
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.414

Bölüm 117 – Haksızlık
Çeviri: Raban
 
Sunny, yumuşak bir esintinin yanağını hafifçe okşadığını hissetti; ardından kuyunun karanlığında bir şey kıpırdadı.
 
Geceyarısı Parçası’nın kabzasını sıkıca kavrayarak en kötüsüne hazırlandı. Karanlık kuyunun öte yanında Gölge Azize kalkanını ağır ağır kaldırdı, kılıcının ağzını kalkanın kenarına dayadı.
 
...Aslında korkacak bir şey yoktu.
 
Birkaç saniye sonra zarif bir siluet havada belirdi, kuyunun ağzından yükseldi ve ardından usulca önündeki taşların üzerine indi.
 
Sunny’nin ağzının kenarı hafifçe seğirdi. O büyüleyici sesin sahibi gerçekten de insandı. Üzerinde hafif katmanlı bir zırh bulunan genç bir adamdı; koyu kestane saçları gürdü, yeşil gözleri ise insanı içine çekecek kadar etkileyiciydi. Üzerine tam oturan zırhı cilalanmış kahverengi deriden yapılmıştı; altında da mavi işlemeli giysiler vardı.
 
Ancak bir an için Kai’nin gerçekten bir iblis olmasını diledi.
 
Çünkü bu lanet herif, yalnızca Sunny’nin hayatında duyduğu en hoş sese sahip olmakla kalmamış; bir de insanın aklını başından alacak kadar yakışıklı çıkmıştı.
 
Bu resmen haksızlıktı!
 
Kai uzun boylu, ince yapılı ve inanılmaz derecede yakışıklıydı. Yüzü küçük, kusursuz ve fazla güzeldi; elmacık kemikleri belirgindi, fildişi rengindeki tenindeyse en ufak bir kusur yoktu. Yeşil gözleri adeta insanı içine çekiyordu, dudaklarıysa yumuşak ve dolgundu, şey gibi...
 
’A— aklımdan ne geçiyor benim?’
 
Üstelik bazı insanlarda bulunan o özel çekici cazibeye de sahipti; hani insanın istemese bile dönüp bir daha bakasına neden olan türden bir cazibeye. Kai yolda yürürken bile bir düzine hatunun ayaklarına kapandığını duysa zerre şaşırmazdı. Hatta birkaç erkeğin bile... ıyy…
 
Daha da kötüsü, bu herif gerçekten iyi birine benziyordu; güzel yüzünde kibirden ya da kendini beğenmişlikten eser yoktu. Gözlerinin içinde saklı neşeli bir mizah kıvılcımı vardı ve Kai gülümsediğinde yanaklarında sevimli gamzeler belireceğinden neredeyse emin olunabilirdi.
 
İnsan bu lanet heriften nefret bile edemiyordu!
 
Üstelik son birkaç haftasını o zifiri karanlık çukurda geçirmiş olması da cazibesinden hiçbir şey eksiltmemişti.
 
Kısacası Kai, Sunny’nin hayatında gördüğü en güzel insandı; diğer Uyanmışlarla kıyaslandığında bile fazlasıyla öyleydi. İnsanların delicesine hayranlık duyduğu şu ünlü yıldızlara benziyordu, ama nedense gerçek hâli çok daha etkileyiciydi.
 
Sunny kendi kendine baktı ve öfkeden dişlerini gıcırdatma isteği duydu.
 
’Bu düpedüz haksızlık... acımasızca bir haksızlık.’
 
Bu sırada Kai, gecenin mutlak karanlığındaki tek ışık kaynağı olarak yanan Gölge Azize’nin yakut gözlerini fark etti ve yüzü bembeyaz kesilerek geriye doğru sıçradı.
 
“Eyvah! Demek gerçekten iblismiş!”
 
Sunny kendine acımayı bırakıp gözlerini kırpıştırdı. Sonra, biraz da kindar bir sesle konuştu:
 
“Arkandayım, aptal.”
 
Kai donup kaldı, sonra ağır ağır arkasını dönüp ona baktı. Sunny, genç adamın ellerinden birini öne doğru uzattığını fark etmişti; belli ki silah olarak kullandığı Hatırayı çağırmaya hazırdı.
 
Tabii ki Kai onu göremiyordu. Karanlığın içinde kör gibiydi.
 
’Güzel. Hiç değilse birkaç dakika daha onun kadar... şey... yakışıklı olmadığımı bilmesin.’
 
Sanki son derece sakinmiş gibi davranarak yumuşak bir sesle sordu:
 
“Sana bir Yankım olduğunu söylememiş miydim? Şey işte. Yani... bir bakıma öyle. Onlar benim gözlerim değil.”
 
Yakışıklı Uyuyan birkaç saniye tereddüt etti, sonra konuştu:
 
“Güneşsiz? Demek gerçekten insansın?”
 
O ana kadar ikisi de birbirleri için yalnızca birer sesten ibaretti. Ama şimdi Sunny, Kai’nin dehşet verici kadim bir yaratık olmadığından... ya da kesinlikle öyle görünmediğinden... emin olmuştu. Zavallı tutsak ise hâlâ karanlıktaydı; hem gerçek manada hem de mecazen.
 
“Son baktığımda insandım, evet. Işık saçan bir Hatıran varsa çağır da kendin gör.”
 
Kai biraz daha bekledi.
 
“Işık Kâbus Yaratıklarını çeker ama?”
 
’Akıllı ve temkinli. Bu çocuğu sevdim.’
 
Sunny başını salladı.
 
“Normalde evet ama bu avlu oldukça ücra bir yerde. Hem bu civarda çok fazla canavar da yok. Sanırım o avcılar seni hapsetmek için özellikle burayı seçmiş.”
 
Kai rahatlamış bir iç çekişle yumuşak sarı ışık yayan kâğıt bir fener çağırdı ve Sunny tısladı.
 
“Ah! Lanet olsun!”
 
Genç adamın hareketlerini Gölge Duyusu’yla takip ederek elini kaldırıp gözlerini kapattı. Karanlığa alışmış gözleri böylesine ani bir ışık parlamasına hazır değildi.
 
Elbette Sunny bunun olacağını biliyordu. Kai’ye biraz güven duygusu vermek ve gerçekten insan olduğuna onu daha iyi inandırmak için geçici olarak gözlerinin kamaşmasına izin vermişti.
 
“Ah! Özür dilerim.”
 
Güzel genç adam feneri biraz indirdi ve sonunda gizemli kurtarıcısını görebilmek için başını kaldırdı.
 
Sonra hafif bir şaşkınlıkla başını biraz aşağı eğip baktı.
 
’Harika. Hiç de aşağılayıcı değil, gerçekten.’
 
Kai birkaç saniye Sunny’ye baktı. Karşısındakinin gerçekten insan olduğunu anlayınca ona göz kamaştıran bir gülümseme sundu.
 
Gülümsemesi de en az kendisi kadar büyüleyiciydi. Sunny’nin, gülünce yanağında mutlaka belireceğini düşündüğü o sevimli gamzeler de gerçekten oradaydı; hem de tüm ihtişamıyla.
 
Bu resmen sinir bozucuydu.
 
“Vay canına... Ne sürpriz ama! Karşıma korkunç bir canavar çıkacağından neredeyse emindim. Ama öyle değilmişsin. Gerçekten insansın... hem de bayağı sevimli biriymişsin!”
 
Sunny öksürdü.
 
’Ne... bana az önce gerçekten ‘sevimli’ mi dedi bu? Bu ne cüret! Yani... şey... teşekkür mü etmeliyim? Burada neler oluyor böyle?’
 
Kai ise kaşlarını çattı.
 
“Bu arada Güneşsiz...”
 
“Ne var?!”
 
Yakışıklı Uyuyan birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
 
“Bir şey sorabilir miyim? Yani gerçekten kalede ya da dış yerleşimde yaşamıyorsan, o zaman nerede yaşıyorsun?”
 
Sunny omuz silkti.
 
“Yani, ‘geriye başka seçenek kaldı mı’ diye mi soruyorsun? Şehirde yaşıyorum işte.”
 
Kai bir an duraksadı. Sonra birden, büyüleyici yeşil gözlerinde bir anlayış ışığı parladı.
 
“Ah! Sanırım seni duymuştum! Sen harabelerde tek başına yaşayan o deli çocuksun, değil mi?”
 
Sunny ona öldürecekmiş gibi baktı.
 
’Neden herkes bana “çocuk” deyip duruyor? Hayır, neden herkes bana “deli” deyip duruyor?! Ben deli falan değilim!’
 
Derin bir iç çekerek cevap verdi:
 
“Evet, o benim. Bu arada bana Sunny diyebilirsin. Beni biraz daha yakından tanıyınca aslında o kadar da deli olmadığımı anlarsın.”
 
Kai ona kuşkuyla baktı. Sunny bunu fark edince sırıttı. Sinir bozucu derecede yakışıklı olan genç adamla biraz eğlenmeye karar verdi.
 
Elbette, Kusur’unun sınırları yüzünden bunu biraz dikkatli yapması gerekecekti.
 
Ses tonuna abartılı bir neşe katarak konuştu:
 
“Yani aslında tek başıma yaşamıyorum! Bana eşlik eden başkaları da var. Hatta onlara arkadaşlarım bile diyebiliriz. Arada sırada bana ne yapmam gerektiğini söyleyen, konuşabilen bir taş var. Ayrıca bir de gölgem var; aslında epey ilginç fikirli biridir!”
 
Sunny içten bir gülümsemeyle Kai’ye baktı. Genç adamın o yakışıklı yüzü sararmaya başlamıştı.
Dayanamayıp kahkahayı bastı.
 
“Hey, sakin ol. Sadece dalga geçiyordum.”
 
Sonra gölgesine bakıp karanlık, öfkeli bir sesle ekledi:
 
“Aslında onlar benim arkadaşlarım falan değil. O kayaya zerre katlanamıyorum; gölgeyle de bu aralar pek konuşmuyoruz...”
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi