Bölüm...
Comedy,Drama,Harem,Romance,School,Slice of life

Bölüm 10.9

1.cilt ekstra
Yazar: Eikon Grup: : Rumina Scans Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.732

Ayame Ayakoji.

Akademide ikinci sınıf öğrencisi.

Birinci sınıftan beri kütüphane komitesinin üyesiydi ve okul sonrası saatlerini sık sık kütüphanede komite görevlerini yerine getirerek geçirirdi.

Ayame’nin kütüphane komitesindeki görevine devam etmesinin nedeni... elbette sadece kitapları sevmesiydi.

En sevdiği yazar yeni bir kitap çıkardığında kütüphane koleksiyonuna eklenmesini talep eder ve okul çıkışı oturup okurdu, bu onun günlük rutiniydi.

Yetkisini kötüye kullanmak mı?

Hayır, bu sadece konumunun avantajını kullanmaktı. Kesinlikle hiçbir kuralı çiğnemiyordu.

Gerçek şu ki kitaplar pahalıydı. Bir lise öğrencisinin harçlığı, onun okuma arzusunu tatmin etmeye yetmiyordu.

Ayame’nin birinci sınıfta kütüphane komitesine katıldığı sıralarda... akademide yeni bir edebiyat kulübü kurulmuştu.

Bu gerçek onu şoke etmişti.

(Vay canına... Burada bir otaku kulübü olacağından ümidimi kesmiştim ama...)

Utangaç Ayame’nin arkadaş diyebileceği hiçbir sınıf arkadaşı yoktu.

Ve tam da en çok ihtiyacı olduğu anda edebiyat kulübü doğmuştu.

Üstelik etkinlik odaları da kütüphanenin hemen yanındaki hazırlık odasıydı.

Bu... gençliğinin şafağı olabilir miydi?!

Otaku hayatının tadını çıkaralım?!

(Bu düşünceyle sevindiğim zamanlar olmuştu.)

Maalesef o eğlenceli gençlik günleri hiç gelmedi.

Çünkü edebiyat kulübündekilerin hepsi erkekti.

İçlerinde birkaç ikinci sınıf erkek öğrenci de var gibiydi ama sonuçta hepsi erkekti.

Ayame katılmaktan neredeyse anında vazgeçti. Kendi hemcinsleriyle bile zar zor düzgün konuşabiliyorken karşı cinsten erkeklerle dolu bir kulübe girmesi söz konusu dahi olamazdı. Daha doğrusu bu fikir biraz korkutucu gelmişti.

Bunun nedeni... o ikinci sınıf erkek öğrencilerden birinin...

“Selam, sevimli küçük kedicik... Sen, herkesten uzak köşesine çekilmiş bir hanımefendinin tam olarak vücut bulmuş hâlisin.”

İşte o kişi buydu.

Izumi Sumie.

Kızlara sık sık böyle berbat tavlama cümleleri kurup anında reddedilen, kendi dönemlerinde oldukça ünlü, çapkın tipli bir çocuktu.

O cümle, kütüphanede ilk karşılaştıklarında ona söylediği ilk şeydi.

Bu çapkın çocuk kitap ödünç almaya gelip de lafa o korkunç tavlama cümlesiyle başlayınca Ayame tam bir panik moduna girmişti. Hatta öyle ki fazla geri çekilip sandalyesiyle birlikte yere düşmüştü.

O günden beri Izumi onunla bir daha konuşmaya çalışmamıştı.

Okul çıkışı kütüphanede vakit geçiren tanıdık yüzler olmaktan öteye gitmemişlerdi.

Yine de nedense Izumi edebiyat kulübü odasına ne zaman gelse gözleri onu takip ederdi.

Belki de bariz birer otaku olan üçüncü sınıfların, bu çapkın çocukla neşeyle sohbet etmeleri dikkatini çekiyordu.

Ya da belki de... ödünç aldığı kitapların, her zaman kendisinin kütüphaneye getirtilmesini talep ettiği kitaplar olmasındandı.

Ve sonra bir gün—

“Hey Ayakoji, bugün okuldan sonra halletmemiz gereken bazı işler var.”

“O yüzden iade edilen kitapları bizim yerimize raflara diziver, olur mu? Bu da kütüphane komitesinin işinin bir parçası ve sen de bundan keyif aldığını söylemiştin, değil mi?”

Kütüphane komitesindeki senpai’leri o gün çıkmadan önce bu görevi Ayame’nin üzerine yıkmışlardı.

Komite üyeleri arasında bile bu işten gerçekten keyif alan tek kişi oydu.

Normalde bu tür ufak tefek işleri dert etmezdi ama o gün kitap arabasından taşacak kadar alışılmadık derecede fazla iade vardı. Senpai’leri muhtemelen bu dağ gibi işi görüp uğraşmak istememişlerdi.

Ayame zaten genelde hızlı veya verimli çalışan biri değildi.

Kitapları yerleştirmek epey uzun sürmüş, kitap okuyup dinlenmek için el üstünde tuttuğu o değerli zamanı yavaş yavaş tüketmişti.

Giderek kararan kütüphanede tek başına çalışırken oda gözüne alışılmadık derecede devasa geliyordu.

(Keşke bana yardım edecek bir arkadaşım olsaydı...)

Nedense o gün kendini her zamankinden daha yalnız hissetmişti.

Bunun belirli bir tetikleyicisi yoktu.

Tam anlık olarak gözleri dolmuştu ki...

“Bütün bunları raflara geri mi dizmen gerekiyor?”

Ses, hazırlık odası yönünden gelmişti.

Izumi’ydi.

“Ah, şey...”

Ayame cevap veremeden Izumi çoktan kitapları raflara dizmeye başlamıştı bile.

Hızla çalışıyordu, kitaplardan oluşan o dağ çabucak küçülmüş ve Izumi, Ayame’nin iş yükünü göz açıp kapayıncaya kadar eritip bitirmişti.

“Ah, teşekkür ederim...”

“Önemli değil, kulüpteki senpai’lerim de erken çıktı, o yüzden biraz boş vaktim vardı.”

“Peki sen neden tek başına geride kaldın?”

“Yarı zamanlı işim başlayana kadar vakit öldürüyorum sadece.”

Yine de ona yardım edeceğini hiç beklemiyordu.

“Şey, teşekkür olarak...”

Ama Izumi sadece gülüp geçti.

“Hiç sorun değil, lafı bile olmaz. Aslına bakarsan asıl teşekkür borçlu olan benim, Ayakoji-san.”

“Ben mi?..”

Onun için ne yapmış olabilirdi ki?

Ne kadar düşünürse düşünsün hiçbir neden bulamıyordu.

Ardından Izumi ona kocaman, içten bir gülümsemeyle baktı.

“Talep edip getirttiğin kitapların hepsi tam da benim okumak istediğim kitaplar. Bana hep yardımcı oluyorsun. Cidden harika bir zevkin var.”

“Ah, ben... Şey...”

“O yüzden kitap kurdu bir yoldaşımın başı dertteyken ona nasıl el uzatmam?”

“...”

Ayame bile onun sözlerinin ne kadar içten olduğunu anlayabiliyordu.

O günden sonra okul çıkışı kütüphanede ne zaman yolları kesişse Ayame ve Izumi birkaç kelime eder oldular.

Sadece kütüphanenin sınırları dâhilinde.

Ayame ve Izumi arasındaki mesafe birazcık da olsa yavaş yavaş kapanıyordu.

Bu durum ikinci sınıf olduklarında bile değişmedi.

Bir okul çıkışında Ayame her zamanki gibi kütüphane bankosunda kitap okurken...

(Üçüncü sınıflar mezun olduktan sonra edebiyat kulübü dağılır sanmıştım ama...)

Görünüşe göre birinci sınıftan iki kız katılmıştı.

İlk başta kız üyeler de olduğu için Ayame de katılmayı düşünmüştü. Ama sonra...

(O kızlar... Ya da daha doğrusu şu siyah saçlı kız biraz korkutucu görünüyor...)

Kastettiği kişi Haru Kasuga’ydı.

Anlaşılan bozuk ağzı ona “Şeytan-chan” lakabını kazandırmıştı. Böyle biriyle aynı ortamda bulunmak ürkek Ayame için fazlaydı.

(Çok korkağım...)

O bu düşüncelerle iç çekerken bugün de her zamanki gibi edebiyat kulübü hazırlık odasından bir tartışma sesi geldi.

Kapı açıldı ve Haru, en yakın arkadaşı Inori ile birlikte dışarı çıktı.

“Senpai, lütfen Inori’yle bu kadar vıcık vıcık olmayın. İzninizle.”

“Hey Haru, bekle!”

Değişen üyelerle birlikte edebiyat kulübünün atmosferi de epey farklılaşmıştı.

Ve bu tür olayların ardından Izumi istisnasız bir şekilde, telaşlı bir ifadeyle dışarı çıkardı.

“Hay aksi, Haru neden sürekli Inori’ye asıldığımı sanıyor ki?..”

Izumi mahcup bir bakışla Ayame’den özür dilerdi.

“Gürültü için yine kusura bakma...”

“Ah hayır, şu an burada başka öğrenci yok, o yüzden sorun değil.”

Ayame ona hafifçe gülümsedi.

“Senpai olmak zor olmalı, değil mi?..”

“Evet, hem de nasıl. Haru’nun epey asabi bir yapısı var. Böyle devam ederse en sonunda ona patlayacağım...”

“Şey, Izumi-kun, o kızlar hakkında... ne düşünüyorsun?”

“Hm? Şey...”

Izumi kısa bir süre düşündü.

“Ortaokula giden küçük bir kız kardeşim var. Şu an özel sebeplerden dolayı ayrı yaşıyoruz ama daha yakın olsaydık sanırım onlar gibi olabilirdi.”

“Anlıyorum...”

“O yüzden Haru ve diğerleriyle iyi geçinmek istiyorum ama... nedense bana takmış durumdalar. Haru’nun aklından ne geçtiğini gerçekten anlayamıyorum.”

Sonra nazikçe gülümsedi.

“Ah, böyle içimi döktüğüm için kusura bakma. Sızlanabildiğim tek kişi sensin Ayame.”

“Sorun değil, ne zaman istersen dinlerim.”

Bu küçük dertleşme anları kalplerini birbirine biraz daha yaklaştırdı.

Izumi o günlüğüne gittikten sonra Ayame boş kütüphanede, son zamanlarda kalbini kasıp kavuran hisler üzerine düşünürdü.

(Acaba Izumi benim hakkımda ne düşünüyor?)

Ayame ona çoktan vurulmuştu... Ya da daha doğrusu kütüphanede ona yardım ettiği o günden beri körkütük âşık olmuştu.

Genel davranışlarını gözlemlediğinde Izumi’nin de muhtemelen ona karşı benzer hisler beslediğini seziyordu.

Çünkü Izumi’nin zayıflıklarını gösterebildiği tek kişi oydu.

(Hislerimi itiraf edersem Izumi muhtemelen...)

Kendi cesaretsizliğine sayamayacağı kadar çok lanet etmişti.

Başarısız olursa hem güvendiği bir kitap kurdu yoldaşını hem de değer verdiği kişiyi... Üstelik tek sığınağı olan bu kütüphaneyi de kaybetme riskiyle karşı karşıyaydı.

(A-Ama her şey yoluna girecek, değil mi?..)

Elbette Izumi’yi ondan daha iyi anlayan kimse yoktu.

Hâlâ zamanı vardı.

Izumi eninde sonunda hislerini ona itiraf edecekti. Ne de olsa kararını verdiğinde hemen harekete geçen biriydi. O yüzden sorun olmayacaktı!

Ayame Ayakoji.

Aşkının süresi: Bir yıl.

Biri Ayame’nin şu anki durumuna kurmaca bir esermiş gibi bir isim vermek isteseydi muhtemelen şöyle bir şey olurdu:

[Kitap Kurdu Olan Utangaç Çiçek, Kütüphane Sınırları İçinde Âşık, Sevimli ve Çekingen Bir Genç Kızdır]

Şey, gerçekten de öyle.

Bu hikâyeden sonraki bir hafta içinde Ayame’nin duygularının bir karşılık bulup bulmadığı ise sizin hayal gücünüze kalmış sevgili okurlar.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi