Bölüm...
Comedy,Drama,Harem,Romance,School,Slice of life

Bölüm 11

2.cilt başlangıcı
Yazar: Eikon Grup: : Rumina Scans Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.805

Şimdiye kadar olanları bir özetleyelim!

Sumie İzumi, biraz çapkın ve yakışıklı bir lise öğrencisidir.

Ancak sınıf arkadaşlarının onun hakkında bilmediği bir şey vardır.

Gizliden gizliye okulun en iddialı üç romantik kadın karakterinin aşk beslediği kişidir.

Sınıf arkadaşı ve aynı zamanda bir model olan Amasaki Amane.

Buz Prensesi lakaplı öğrenci konseyi başkanı Shiragiku Hakua.

Kulüpten kouhai’si, halis muhlis bir tsundere olan Kasuga Haru.

Doğal nezaketi ve girişken yapısı sayesinde İzumi, duygularını gizlice ve biraz da beceriksizce ifade etmeye çalışan bu üç kızın kalbini çoktan habersizce çalmıştı.

Derken lise ikinin ilkbaharında...

Tam da bu üçlü arasındaki kadın başkahraman olma yarışı ciddi ciddi başlamak üzereyken...

“Sumie İzumi-kun, senden hoşlanıyorum. Lütfen benimle çık!“

Nereden çıktığı belli olmayan transfer öğrenci Nanase Nanao, o üç kadın başkahramanın gözleri önünde İzumi’ye cesurca ilan-ı aşk etti!

O zamana kadar aşka ve başkalarının duygularına karşı tamamen vurdumduymaz olan İzumi, Nanao’nun bu apaçık ilgisi karşısında neye uğradığını şaşırıp paniğe kapıldı.

Fakat bizim üç kadın başkahramanın bunu sineye çekmeye hiç niyeti yoktu.

İzumi’yi Nanao’dan geri almak için bir ittifak kurdular.

Gelgelelim doğuştan çapkın olan İzumi onların çabalarını fark etmedi bile, kızlar daha savaş alanına adım atamadan yenik düşmüşlerdi!

“Hepimiz aynı kişiye vurulduk. Yani... kesinlikle müttefik olabiliriz!“

“Amane de... elinden geleni yapacak.“

Çetin bir mücadelenin ardından zirvedeki kadın başkahramanlardan biri olan Amane, karşılıklı çıkar sağlamak adına Nanao ile stratejik bir ittifak kurmaya karar verdi.

Böylece yaşanan kaos geçici bir ateşkese bağlandı.

Kadın başkahraman yarışı gerçekten sona ermiş miydi?

Kaybeden üç kız için hiç mi umut kalmamıştı?

Bu romantik komedi sadece Nanase Nanao’nun tek taraflı bir gövde gösterisine mi dönüşecekti?

Sanki bu fikri reddedercesine gölgelerin arasında bir çift göz uğursuzca parladı.

Öğle Arası, Öğrenci Konseyi Odası

Öğrenci Konseyi Odası. Tam da adından anlaşılacağı üzere öğrenci konseyi faaliyetlerinin yürütüldüğü karargâhtı.

Ve şu anda mevcut öğrenci konseyi başkanı Shiragiku Hakua’nın hüküm sürdüğü bir kaleydi.

Belki de okulda Nanase Nanao’nun burnunu sokamayacağı tek sığınaktı.

Bu küçük kalenin içinde dört güzel kız bir masanın etrafında toplanmıştı:

Shiragiku Hakua
Amasaki Amane
Kasuga Haru
Domoto Inori (Görevli)

Buz Prensesi olarak bilinen Hakua, delici bakışlarıyla gruptakileri süzdü ve ciddi bir ses tonuyla lafa girdi.

“Durum son derece acil.“

Pencerenin dışında bir şimşek çakmış gibi oldu, gerçi aslında dışarıda bulutsuz, pırıl pırıl bir hava vardı. Muhtemelen sadece ortamın yarattığı bir histi.

Hakua dramatik bir şekilde devam etti.

“Nanase Nanao’nun işgali her geçen dakika daha da şiddetleniyor. Derhal karşı önlemler almalıyız. Biz üçümüzün ittifak kurmasının tek nedeni de zaten onunla başa çıkmaktı.“

Bakışları Amane’ye kaydı.

“Fakat tam da harekete geçmek üzereyken... birliğimiz sarsıldı.“

Spot ışıklarının üzerine çevrildiğini hisseden Amane, şapşal bir sırıtışla durumu geçiştirmeye çalıştı. “Tehe~♪“

Bu tarz şirinlikler sınıf arkadaşlarında işe yarayabilirdi fakat bir diğer üst düzey kadın başkahraman olan Hakua’ya söker miydi? Bu sadece Hakua’nın bakışlarının daha da sertleşmesine neden oldu.

“Amane-san, Nanase Nanao’nun tuzağına bu kadar kolay düşmenle ilgili geçerli bir mazeretin var mı?“

“Ş-Şey~! O zamanlar moralim çok bozuktu, tamam mı?! Elimde değildi~!“

Nanao’nun agresif aşk taktiklerinin Amane’nin modellik işini neredeyse mahvettiği bir olayı kastediyordu.

Üçlünün fiilî lideri olan Hakua tarafından azarlanmasına rağmen Amane’nin yüzündeki o umursamaz, mayışık ifade gram bozulmamıştı.

Neden bozulsundu ki?

Daha demin öğle arasını çatıda İzumi’yle geçirmiş, çifte kumrular gibi aşk sarhoşluğuna boğulmuştu. Hâlâ o duygunun kafasını yaşarken Nanao ile yeni kurduğu iş birliğini neşeyle masaya yatırdı.

“Hem Nanao-cchi beni de destekleyeceğini söyledi! Onu kendi lehimize kullanabiliriz~! Aa, bu arada aslında İzumi’yle henüz çıkmıyorlar!“

Bu kız... Nanao’nun fersah fersah gerisinde kalmasına rağmen hâlâ kırıntılarla yetiniyordu. Ayrıcalıklı yetişme tarzı ve saf bakış açısı onun en büyük kusurlarıydı.

Haru eğilip Inori’ye fısıldadı:

“Henüz çıkmadıklarını hepimiz biliyoruz zaten...“

“Şşşt! Söyleme, çok acınası bir durum.“

Fakat Amane onları duymadı.

Mantığı tamamen yanlış sayılmazdı, nesnel konuşmak gerekirse haklıydı. Hatta verdiği cevap Hakua’nın düşünce yapısıyla birebir örtüşüyordu.

Yine de o ukala suratı biraz sinir bozucuydu.

Hakua derin düşüncelere daldı.

(Aslında bu durum bizim için bir fırsat olabilir.)

Hakua, dünyaca ünlü bir şekerleme şirketinin varisi.

İleride işi devralmak üzere yontulmuş o rafine zihni, kişisel duygularını istediği an bastırmasına olanak tanıyordu.

Soğuk, gaddar, merhametsiz. Zihinsel dayanıklılığı o kadar ürkütücüydü ki bazıları arkasından “Bu kızda kalp diye bir şey var mı acaba?“ diye fısıldaşırdı.

Kendi çıkarlarına hizmet edecekse bir arkadaşının hayatını bile seve seve feda edebilirdi. Aşırılığa kaçan o son derece rasyonel aklı onu her zaman zafere götürürdü.

(Nanase Nanao, Amane-san’ı yanına çekerek kendi cephesini güçlendirdiğini düşünüyor olmalı. Fakat gerçekte bizim tarafımızdan bir casusu kendi elleriyle içeri aldı.)

Kimseye fark ettirmeden Hakua’nın dudakları hafifçe kıvrıldı.

İşte fırsat.

Tüm bunlar onun o kusursuz, mükemmel zaferi içindi.

Şimdilik duygularını bastıracak, zamanını bekleyecek ve savaş alanını gölgelerin içinden manipüle edecekti.

Amane’yi avucunun içinde oynatıp bilgi sızdıracaktı.

Nanao’nun gardını düşürecekti.

Ve sonra, en mükemmel anda saldıracaktı!

Ancak aynı anda zihninde ufak bir tereddüt belirdi.

Bu, birkaç gün önce yaşanan bir olaydan kaynaklanıyordu.

İzumi ve Nanao’yu randevularında takip etmişlerdi... hayır, bir saniye, bu kulağa sapıkça geliyor. Şöyle diyelim... İzumi’nin lise öğrencisine yaraşır, ahlaklı bir randevuda olup olmadığını gözlemlemişlerdi!

O şık köri restoranında üç kadın başkahraman, üçü de aynı çocuğa âşık olan üç kız, kopmaz bir bağ kurmuştu.

“Kim kazanırsa kazansın darılmaca yok.“

“Evet!“

“Anlaşıldı.“

Hakua ilk kez gerçek yoldaşlar bulmuştu, aynı çocuğun cazibesini anlayan insanlar.

Hakua hep yalnız olmuştu.

Etrafı astlarıyla çevrili Shiragiku ailesinin varisi olsa bile...

...tüm okulun saygı duyduğu Buz Prensesi olsa bile...

...göğsünde her zaman soğuk, boş bir yalnızlık hissi barınmıştı.

Fakat sadece bir anlığına... hayır, bir andan bile daha kısa bir süreliğine, bu üçüyle beraberken sadece Hakua olabilmişti.

Bu kızlarla sonsuza dek arkadaş kalabilseydi...

(Fufu... Duygusallığa kapılmak hiç bana göre değil...)

Vicdanının son pırıltısı.

Gözünün kenarında biriken yaşı sildi ve o hissi acımasızca ezdi.

(Kusura bakma, Amane-san. Bütün bunlar kusursuz zaferim için. Benim için aptalı oynamak zorundasın!)

Gerçek bir avcı, zafer uğruna kendi kalbini bile öldürür!

“Aa, bir de İzumi-cchi! Yaptığım yemeğin çok lezzetli olduğunu söyledi♡ Hatta tekrar yapmamı istediğini bile söyledi♡♡ Galiba mükemmel bir eş olmak için gereken kumaş bende var, sence de öyle değil mi~?♡♡♡ Şaka şaka~♡♡♡♡“

Hakua’nın yüzü şiddetle seğirdi!

Birinci sınıflardan Haru ve Inori bunu anında fark etti. Odayı dondurucu bir aura kaplamaya başlarken ikisi de ürperdi.

Fakat aşk sarhoşluğuna devam eden Amane hiçbir şeyin farkında değildi.

Daha az önce bir mayına bastığından, İzumi’nin eski nişanlısı olan Hakua’nın tam yüzüne karşı “eş“ bombasını bıraktığından, haberi bile yoktu!

“Ehehe♡ Belki de gidip hemen itiraf etmeliyim♡ Kesin kazanırım gibi hissediyorum, biliyor musun? Yani Nanao-cchi’nin bile önüne geçmiş olabilirim♡ Tamamdır, bir dahaki sefere et sote yapacağım♡♡♡“

Sırf İzumi (muhtemelen nezaketten) çikolata kaplı kızartmalardan oluşan öğle yemeğinin lezzetli olduğunu söyledi diye şimdiden bulutların üzerinde uçuyordu.

Bu bir savaş mangası olsaydı muhtemelen final dövüşüne kadar uzaya fırlamış olurdu. Yavaşla biraz Amane! Okuyucular, “Seri iptal mi ediliyor? Eh, belliydi.“ diyecekler.

Gerçi böylesi belki de en iyisiydi, en azından hayatta kalırdı.

Amane hatasını ancak beş dakika sonra, ballandıra ballandıra anlatmayı bitirdiğinde fark edebildi.

Oda artık dondurucu bir havayla, derin denizlerin ezici basıncı gibi bir şeyle dolmuştu.

Birinci sınıflar çoktan köşede titremeye başlamıştı. Öyle yeni doğmuş sevimli bir ceylan yavrusu gibi falan değil, daha çok “Hapı yuttuk galiba!“ tarzı bir titremeydi bu.

Sonunda Amane’nin yüzü bembeyaz oldu. Hakua’nın neden sinirlendiğini tam olarak kavrayamamıştı ama içgüdüleri bas bas bağırıyordu: “Çuvalladım.“

“Şey... Hakua-san?..“

Hakua başını eğdi ve boğuk, uğursuz bir kıkırdama kopardı.

“Fufu... Fufufu...“

Gülümsüyordu.

Ama gözleri bir yırtıcının gözleriydi.

Buz Prensesi.

Bu acımasız unvana yaraşır bir gülümseme.

Küresel bir imparatorluğun yöneticileri olan Shiragiku ailesinin kanı buydu işte. Gerçek bir hükümdarın aurası. Dehşet içinde donup kalan Amane, soğuk terler dökmeye başladı.

Ve sonra, öğle arasının bitiş zili çalarken...

GÜM!

Hakua masaya sertçe vurup ayağa fırladı!

“İyi madem! Sana Shiragiku Hakua’nın gerçek gücünü tam burada, şu anda göstereceğim~!“

Tekrar edeyim.

Bu bir kadın başkahraman yarışı hikâyesi değil.

Nanase Nanao’nun her şeye hükmettiği bir hikâye de değil... hayır!

Bu, bir kızın karşı saldırısının destanı!

Muhtemelen yani!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi