Bölüm...
Action,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Martial,Novel,Space,Türkçe Novel,Vampires

Bölüm 72

Bir.. TANRI?
Yazar: Kyddrys Grup: : Kyddrys Okuma süresi: 22 dk Kelime: 5.542

72.Bölüm - Bir.. TANRI?

────────────────────

Kızlar, Kael 『Tanrısal Öz Damlası』nı tamamen özümseyip 【Sahte Tanrı】 Kademesine ulaştıktan sonra kısa süre boyunca sessiz kaldılar.

Kael, gerçek anlamda Tanrılık yoluna adım atmıştı.

En sonunda Kael sessizliği bozdu.

“Hadi, dönelim.”

Ardından hep birlikte Kael’in kişisel boyutuna girdiler.
Boyutun içindeki mana yoğunluğu bile artık farklı hissediliyordu. Kael’in evriminden sonra tüm alan, onun aurasından etkilenmiş gibiydi. Gökyüzündeki mana akımları daha parlak, uzay daha stabil, hatta elementlerin kendisi bile daha canlı görünüyordu.

Fakat Kael fazla oyalanmadı.
Velathar’a geri dönmesi gerekiyordu.

...

Bir süre sonra Kael tekrar uzay boşluğunda ilerlemeye başladı.

Her adımında milyonlarca kilometreyi aşan hareketlerle boşluğu yarıyor, çevresindeki yıldız kümelerini saniyeler içinde geride bırakıyordu.

Aynı anda ruhsal gücünü dışarı saldı.
Trilyonlarca kilometrelik alan, görünmez bir okyanus gibi Kael’in algısı altına girdi.
Zayıf yaşam formlarını tamamen görmezden geldi.

Sadece öldürmeye değecek seviyedeki varlıkları arıyordu.

...

Yaklaşık birkaç dakika sonra Kael’in gözleri hafifçe parladı.

“Buldum.”

Uzak galaksi kümelerinin arasında üç farklı Nihai Kademe aura hissediliyordu.

Birisi devasa bir boşluk yılanıydı.

Diğeri yıldız plazmalarıyla kaplı mutasyona uğramış bir yaratık.

Sonuncusu ise uzayın içinde yaşayan kadim bir kara ejderdi.

Kael’in dudaklarında hafif bir sırıtış oluştu.
“Fena değil.”

...

Savaş uzun sürmedi.

Yeni ulaştığı güç seviyesi yüzünden, Nihai Kademe yaratıklar artık onun için gerçek bir tehdit oluşturmuyordu.

Birinin kafasını çıplak eliyle ezdi.
Diğerini uzayı katlayarak ikiye böldü.

Sonuncusu kaçmaya çalıştı…
Ama Kael sadece bakışlarını çevirdiğinde bile yaratığın bedeni parçalanıp dağıldı.

...

【Düşen Ganimetler】

───

• 『Boşluk Yılanının İlahi Çekirdeği ×1』
 Kademe: Nihai → İlahi

───

• 『Yıldız Yutan Canavar Kalbi ×1』
 Kademe: Nihai → İlahi

───

• 『Kadim Kara Ejder Pulları ×97』
 Kademe: Nihai → İlahi

───

• 『Boşlukta Sertleşmiş Kemik ×43』
 Kademe: Nihai → İlahi

───

• 『İlahi Uzay Kristali ×26』
 Kademe: Nihai → İlahi

───

• 『Mutasyona Uğramış Yıldız Özü ×14』
 Kademe: Nihai → İlahi

───

• 『Kadim Mana Damarı ×8』
 Kademe: Nihai → İlahi

───

• 『Uzay Yırtıcısının Pençesi ×19』
 Kademe: Nihai → İlahi

───

• 『Boşluk Ejderinin İlahi Eti [Ton] ×28』
 Kademe: Nihai → İlahi

───

• 『Çöküş Boynuzu ×6』
 Kademe: Nihai → İlahi

───

• 『Yıldız Tozu Parçaları ×51』
 Kademe: Nihai → İlahi

───

• 『Yoğunlaştırılmış Boşluk Kanı ×3』
 Kademe: Nihai → İlahi

───

Toplam Ganimet: [297]

’Hmp.. gayet güzel düşmeler..’ diye düşündü Kael, yoluna devam ederken.

───
[Açgözlülük aktive edildi.

32.988.000 × 10 = 329.880.000 İstatik
29.728.000 × 10 = 297.280.000 İstatik]

───

[ ───○ İstatikler ○───

 Can: 64,8T/64,8T (100%) → 96,19T/96,19T (100%)
 Mana: 39 Quad/39 Quad (100%) 

 Güç: 1.296.729.380 [MAX+] → 1.923.889.380 [MAX+]
 Canlılık: 1.296.729.380 [MAX+] → 1.923.889.380 [MAX+]
 Çeviklik: 1.296.729.380 [MAX+] → 1.923.889.380 [MAX+]
 Zeka: 1.296.729.380 [MAX+] → 1.923.889.380 [MAX+]

───○ Ruh vb. ○───

Ruhsal Yoğunluk: 33.000.000 → 108.299.000 ]

(NOT: Aslında Ruh Artışı 【Sahte Tanrı】 Kademesine geçtiğinde olmalıydı..
Ama unutmuştum o yüzden burada ekledim.)

───

Bedenindeki ani güç artışını hisseden Kael’in gözleri hafifçe titredi.

Damarlarında dolaşan enerji artık birkaç dakika önceki hâlinden tamamen farklıydı. 
Her hücresi dahada güçlü ve mana kanalları dahada ferahtı.

“…Haa…”

Sesinin içinde istemsiz bir haz vardı.
Bu sadece güç değildi.

Kael istemsizce zevkle titredi.

...

Uzay boşluğunda ilerlemeye devam etti.

Her adımında yıldız kümeleri geride kalıyor, karanlık boşluk çizgiler hâlinde uzuyordu.
Zaten saniyede on binlerce ışık hızında hareket ediyordu.

Ama şimdi…
Hızı tekrar artmıştı.
Tam olarak, 1,5 kat

...

Önceki hâlinden çok daha hızlı olan Kael, yalnızca birkaç dakika içerisinde sayısız galaksiyi geçerek Velathar’a ulaşmıştı.

Normal şartlarda 『Boyut Kapısı』 sayesinde sadece bir saniyede geri dönebilirdi.

Ama yeni bedenini…
Yeni hızını…

Test etmek istemişti.
Ve sonuçtan oldukça memnundu.

...

Kael, Velathar atmosferine girdiği anda çevredeki mana akışı kısa süreliğine bozuldu.
Gökyüzü hafifçe titredi.

Sanki gezegenin kendisi, üzerine inen varlığın ağırlığını hissediyordu.

Tam o sırada–

BOOM!

Altın bir ışık Kael’in önünde ortaya çıktı.

Aurelion.

Fakat bu sefer yüzündeki ifade tamamen farklıydı.

Şaşkınlık…
Gerginlik…
Ve hafif korku.

Aurelion birkaç saniye boyunca Kael’e sessizce baktı.

Sonunda yavaşça konuşabildi.

“Sen… Kael’sin, değil mi?”

Kael bir an gözlerini kırptı.

Sonra hafifçe gülümseyip şakayla karşılık verdi.

“Beni sadece bir günde mi unuttun kayınpeder? Kırıldım ama.”

...

Aurelion gülmedi.

Sadece Kael’e bakmaya devam etti.
Çünkü karşısındaki varlığın yaydığı aura artık “ölümlü” seviyesinde değildi.

Bu…

İlahi baskıya yakındı.

Birkaç saniyelik sessizliğin ardından Aurelion sonunda doğrudan sordu.

“Sen… Tanrı mı oldun?”

Kael ilk başta cevap vermedi.

Sadece hafifçe gülümsedi.

Ama sonunda konuşmaya karar verdi.

“Daha doğrusu… bir 【Sahte Tanrı】 demek daha doğru olur.”

Aurelion’un gözleri hafifçe büyüdü.
4 yaşındaki bir çocuk…

Gerçek anlamda Tanrılık eşiğine ulaşmıştı.

Kael ise sakin bir sesle devam etti.

“Ama asıl önemli olan bu değil.”

Bakışları ciddileşti.

“Sana yardım edebilirim, Aurelion, bir Tanrı Kademe’ye ulaşmanda.”

...

Bu sözler duyulduğu anda çevredeki mana akışı bile bir anlığına duraksamış gibiydi.

Aurelion’un gözbebekleri küçüldü.

“Ne dedin?..”

Kael omuz silkti.

“Sadece bir ihtimalden bahsetmiyorum, sonuçta artık elimde, Tanrısal seviyede kaynaklar var.”

Aurelion’un gözleri hafifçe daraldı.

 “Tanrısal… kaynaklar mı?”

Kael cevap vermeden önce elini hafifçe kaldırdı.

WOOOOSH—

Bir anda etraflarındaki uzay dalgalandı. Ardından Kael’in önünde, onlarca farklı materyal havada süzülmeye başladı.

Mor-siyah çekirdekler…
 Uzayın kendisini büken kristaller…
 Yoğun Tanrısal aura yayan kan damlaları…
 Ve sadece varlıkları bile çevreyi titreten ruh parçaları…

Ortaya çıktıkları anda Aurelion’un yüzü tamamen değişti.

“…Bu aura…”

“Bunların hepsi… gerçek.”

Kael sakince başını salladı.

“Tabii gerçekler.”

Sonrasında ilk materyali eline aldı.

Kael’in elinde siyah-mor bir çekirdek dönmeye başladı. Etrafındaki uzay sürekli parçalanıp yeniden oluşuyordu.

───◇ Çekirdekler ◇───

• 『Yokluk Yutan İlahi Ejder Çekirdeği』 - [Yarı Tanrı]

“Bunun gibi çekirdekler, doğrudan Tanrısal yükseliş için kullanılan enerji kaynakları.”

Kael konuşmaya devam etti.

“Çekirdek Saflığını artırıyorlar, mana seviyesini arttırıyorlar ve vücudu Tanrısal enerjiye adapte ediyorlar.”

Ardından diğer çekirdekleri de gösterdi.

• 『Sonsuz Uzay Çekirdeği』 - [Yarı Tanrı]
 • 『İlahi Kara Alev Çekirdeği』 - [Yarı Tanrı]
 • 『Boşluk Yutan Ejder Çekirdeği』 - [İlahi]
 • 『Boşluk Yılanının İlahi Çekirdeği』 - [İlahi]

Aurelion’un göz kapakları hafifçe titredi.

“…Bu kadar fazla mı?”

Kael hafifçe güldü.

“Bir Tanrı enkarnasyonunu öldürmenin avantajları.”

Sonrasında elini tekrar hareket ettirdi.
Bu sefer havada onlarca kristal ve öz belirdi.

───◇ Kristaller & Özler ◇───

• 『İlahi Zaman Kristali Parçaları』 - [Yarı Tanrı] ×17
 • 『İlahi Uzay Kristali』 - [İlahi] ×26
 • 『Çöküş Nefesi Özü』 - [Yarı Tanrı] ×1
 • 『Bozulmuş Tanrısal Kan』 - [Yarı Tanrı] ×3

Kael açıkladı

“Bunlar ise Mutlak Çekirdek Saflığı’nı artırıyor.”

“Mana yoğunluğunu yükseltiyor, çekirdeğin dönüşümünü hızlandırıyor ve Tanrısal enerji kontrolünü geliştiriyorlar.”

Ardından son materyalleri gösterdi.

───◇ Ruh & Göz ◇───

• 『İlahi Ejder Ruh Parçaları』 - [Yarı Tanrı] ×41
 • 『Mutlak Boşluk Göz Küresi』 - [Yarı Tanrı] ×2

Bu materyaller ortaya çıktığı anda çevredeki aura bile ağırlaştı.

Kael bu sefer daha ciddi bir ses tonuyla konuştu.

“Bunlar ruhu güçlendiriyor.”

“Ruhsal Yoğunluğu artırıyor, Tanrısal baskıya dayanıklılık kazandırıyor ve Tanrısal bilincin oluşmasını hızlandırıyorlar.”

Aurelion birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedi.

Binlerce yıldır yaşamıştı.

Sayısız savaş görmüştü.

Ama ilk defa, birisinin önünde bu kadar çok Tanrısal materyalin gelişigüzel şekilde durduğunu görüyordu.

Daha doğrusu, İlk Defa..

En korkutucu olan ise…

Bunların hepsinin sahibi olan kişinin, karşısında duran dört yaşındaki çocuk olmasıydı.

Aurelion konuştu. Sesi hâlâ hafif titriyordu.

“Kael… sen gerçekten bir canavarsın…”

Binlerce yıldır peşinden koştuğu Tanrısal aleme, Kael’in yardımıyla birkaç saat içinde ulaşmıştı.

Bu durum onun gibi bir İlahi Kademe için bile gerçeküstüydü.

...

Kael’in verdiği Tanrısal materyaller, 『İlahi Zaman Kristali Parçaları』 ve 『Yokluk Yutan İlahi Ejder Çekirdeği』 sayesinde Aurelion sonunda son sınırı aşmayı başardı.

Çekirdeği tamamen dönüşmüş, bedeni Tanrısal enerjiyle yeniden şekillenmişti.

Aura’sı artık eski hâlinden tamamen farklıydı.
Sadece varlığı bile çevredeki manayı bastırıyor, uzayı hafifçe titretiyordu.

Sonunda…

Aurelion Moonlight, 『Tanrı [1.Yükseliş]』 alemine adım attı.

───

İsim: Aurelion Moonlight
 Yaş: 12.000
 Tür: Elf
 Durum: Sağlıklı

Yetiştirme: Tanrı [1.Yükseliş]
Beden Arıtma: Tanrı [1.Yükseliş]

───○ Ruh vb. ○───

Ruhsal Yoğunluk: 2.921.000.000

───○ Fizikler ○─── 
+
• Kadim Ay Elf Fiziği (Ultra Efsanevi)
 • İlahi Mana Bedeni (Süper Efsanevi)

───○ Mutlak Çekirdek Saflığı ○─── 
+
Mutlak Mana Bedeni Saflığı: 50%

───○ İstatikler ○───

Can: 25T/25T (100%)
 Mana: 6,25T/6,25T (100%)
Güç: 250M 
 Canlılık: 250M
 Çeviklik: 250M
 Zeka: 250M

───○ Elementler ○─── 
+
• Rüzgar Elementi: 100%
• Doğa Elementi: 100%
• Su Elementi: 100%
• Işık Elementi: 100%
• Yaşam Elementi: 100%
• Uzay Elementi: 87%
• Zaman Elementi: 41%

───○ Konseptler ○───
 +

• Ay Konsepti - %73
 • Yaşam Konsepti - %44
 • Işık Konsepti - %39
 • Rüzgar Konsepti - %52

───○ Beceriler ○───
 +
• 『Ay Tanrısının Kutsaması』(Ultra Efsanevi)
• 『Ruhsal Dünya Ağacı』(Ultra Efsanevi)
• 『Kadim Elf Büyüsü』(Süper Efsanevi)
• 『İlahi Mana Manipülasyonu』(Süper Efsanevi)
• 『Ay Işığı Yenilenmesi』(Süper Efsanevi)
• 『Yüksek Seviye Uzay Adımı』(Süper Efsanevi)
• 『Doğanın Mutlak Çağrısı』(Süper Efsanevi)
• 『Ebedi Mana Rezervi』(Süper Efsanevi) → [+250% Mana Kapasitesi]

...

───

“Tanrısal Kademeye girmeni kutlarım, kayınpeder.” dedi Kael, yüzünde hafif bir gülümsemeyle.

O sırada Aurelion, damarlarında dolaşan yeni gücün verdiği ferahlığı hissediyordu.

Binlerce yıldır ulaşmaya çalıştığı aleme sonunda girmişti.

Bedeni hafiflemişti.
Etrafındaki mana bile artık ona farklı tepki veriyordu.

Yavaşça gözlerini açtı ve Kael’e baktı. Gözlerinde açık bir minnettarlık vardı.

“Kael… bundan sonra benden neredeyse her şeyi isteyebilirsin.”

Kısa bir duraksamadan sonra ekledi

“Yeter ki çok abartma.”

Kael hafifçe güldü.

“Açıkçası senden isteyeceğim bir şey olacağından şüpheliyim, kayınpeder.”

Bu cevap Aurelion’un kaşlarını çatmasına neden oldu.

Bir Tanrı olmuştu.

Ama karşısındaki dört yaşındaki çocuk, bunu sıradan bir olay gibi karşılıyordu.

“…Sen gerçekten sinir bozucu birisin.”

Kael sadece omuz silkti.

Birkaç saniyelik sessizliğin ardından Kael’in ifadesi hafifçe ciddileşti.

“Aslında… senden bir konuda fikir almak istiyorum, Aurelion.”

Kael’in tonundaki değişimi fark eden Aurelion dikkat kesildi.

Aklından birçok ihtimal geçti.

Yeni bir beceri mi istiyordu?
 Kaynak mı?
 Yoksa başka bir şey mi?

Ama Kael’in ağzından çıkan sözler onu tamamen hazırlıksız yakaladı.

“Syr, Celeste ve Elaria… hâlâ çocuk olmalarına rağmen benimle ilişkiye girmek istiyorlar.”

Kael birkaç saniye durduktan sonra devam etti.
“Sence ne yapmalıyım?”



Aurelion birkaç saniye boyunca Kael’e boş boş baktı.

Karşısındaki kişi az önce bir Tanrı’yı yükseltmişti...

Ama Kael.. ilişki tavsiyesi istiyordu.

En sonunda derin bir nefes verdi.

“Dört yaşında olduğunu ama yine de Nimara ile ilişkiye girdiğinin farkında mısın?”

Kael başını hafifçe çevirdi.

“…Evet.”

“…”

Aurelion alnını tuttu.

“O zaman sorun ne?”

Kael sessiz kaldı.

Aurelion devam etti

“Sen kendi standartlarına göre reşit olmadığında sorun yok… ama kızlar reşit olmadığında sorun mu?”

“…Haklı bir noktaya sahipsin ama…”

“Ama ne, Kael?”

Sessizlik oluştu.

Kael birkaç saniye boyunca cevap vermedi.

Bunu fark eden Aurelion iç çekti.

“Kael… uzun yaşayan ırklarda yaş kavramı insanlardan farklıdır.”

Bakışlarını uzaklara çevirdi.

“Ben Selvaria ile tanıştığımda…”

Kısa bir duraksama oldu.

“O sekiz yaşındaydı.”

Kael hafifçe gözlerini kırptı.

Aurelion ise tamamen sakin bir ifadeyle devam etti.

“Ve ilk çocuğumuz… Aenwyn’in ablası, Selvaria on beş yaşındayken doğdu.”

Kael birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonrasında yavaşça konuştu.

“…Bir anda çok daha normal hissetmeye başladım.”

Aurelion kahkaha attı.

“Hoş geldin uzun ömürlü ırkların mantığına.”

Kael derin bir nefes verdi.

“Yine de onları zorlamak istemiyorum.”

Bu cevabı duyan Aurelion’un bakışları hafifçe değişti.

“Asıl zorlanan kişi sensin ama..
İşte o düşünce çok önemli.”

“İster insan olsunlar ister elf… ilişki dediğin şey güçle değil, istekle yürür.”

Aurelion Kael’e baktı.

“Eğer gerçekten seni seviyorlarsa, zaten acele etmene gerek yok.”

Kael birkaç saniye düşündü.
Sonra başını salladı.

“…Sanırım haklısın.”

Aurelion hafifçe sırttı.

“Tabii haklıyım.
Sonuçta ben on iki bin yaşında bir Tanrı’yım.”

Kael hemen cevap verdi.

“Ve ben de dört yaşında bir Sahte Tanrı’yım.”

“(  ̄- ̄) …”

Aurelion’un yüzü tekrar ifadesizleşti.

“Bunu söyleyiş şeklinden nefret ediyorum.”

...

“...Hahahahah!”

“...Hahahaha!”

Tuhaf sessizliğin ardından ikisi de bir anda kahkahalara boğuldu.

Birisi binlerce yıldır yaşayan yeni bir Tanrıydı.
 Diğeri ise dört yaşında bir 【Sahte Tanrı】.

Ama nedense aralarında garip derecede rahat bir atmosfer oluşmuştu.

Bir süre boyunca sadece güldüler.

Sonrasında kahkahalar yavaşça dinerken ikisi birbirine baktı.

Uzun, sessiz bir bakışma oldu.

En sonunda Kael derin bir nefes verdi.

“Neyse… görüşürüz kayınpeder.”

Arkasını dönmeye başladı ama birkaç saniye düşündükten sonra tekrar konuştu.

“Sanırım önce ailemle buluşmam gerekiyor…”

Kısa bir duraksama oldu.

“…Ve kızlarla olan ilişkimi resmen onaylamam.”

Aurelion’un kaşları hafifçe kalktı.

“Oldukça hızlı ilerliyorsun.”

Kael omuz silkti.

“Birlikte ölüm kalım savaşlarından geçtik, birbirimizin ruhlarını hissedebiliyoruz.. zamanı gelmişti…”

Bir an düşündü.

“…Açıkçası bu noktada reddetmek daha garip olurdu.”

Aurelion birkaç saniye boyunca sustu.
Sonra hafifçe gülümsedi.

“Bol şans.”

Kael sırttı.

“Teşekkürler.”

WOOOSH—

Bir sonraki anda Kael’in bedeni uzayın içinde kayboldu.

Aurelion ise birkaç saniye boyunca boşluğa baktı.

Sonrasında kendi kendine mırıldandı.

“Dört yaşında bir Sahte Tanrı…”

Derin bir nefes verdi.

“…Bu evren gerçekten saçmalamaya başladı.”

...

Kael uzay boşluğunda ilerlerken düşüncelere dalmıştı.

Ailesini uzun zamandır görmemişti.

Annesi Maria…
 Babası Carlos…
 Ve şu anda yalnızca iki yaşında olan küçük kız kardeşi Lyra…

Onlar sıradan insanlardı.

Ne eski canavar avcılarıydılar ne de kadim varlıklardı.

Sadece normal, huzurlu bir hayat yaşayan bir aileydiler.

Ama şimdi…

Ailelerinin en büyük çocuğu, milyonlarca galaksiyi yok edebilecek seviyeye ulaşmıştı.

“…Bunu nasıl açıklayacağım ki, sonuçta şuanda bir 【Tanrı】 olduğumu bilmiyorlar..”

Kael iç çekti.

Daha sonrasında aklı istemsizce kızlara kaydı.

Nimara…
 On altı yaşında olmasına rağmen onun ölümünü hissedecek kadar derin bağ kurmuştu.

Elaria…
 Enerjik, dürtüsel ve Kael’e karşı hislerini saklamayı bile denemeyen biriydi.

Celeste…
Dışarıdan soğuk gözüksede bile Kael konusunda oldukça sahipleniciydi.

Ve Syr…
Ya da gerçek adıyla, Aenwyn.
On bir yaşında olmasına rağmen bazen herkesten daha olgun davranıyordu.

Kael birkaç saniye düşündü.

“…Bir dakika.”

Yüzünde garip bir ifade oluştu.

“Ben gerçekten şu anda ilişki sorunları yaşayan dört yaşında bir Tanrı mıyım?”

Sessizlik.

Sonra kendi kendine cevap verdi.

“…Bu kulağa aşırı saçma geliyor.”

Kael, Aurelion ile konuştuktan sonra sonunda Velathar’daki, Moonlight Malikanesine doğru geri dönmüştü.

Uzun zamandır ailesini doğru düzgün görmemişti. Özellikle de Lyra’yı.

Kapının önüne geldiğinde birkaç saniye sessizce durdu. İçeriden gelen sesleri dinledi.

Maria’nın enerjik sesi, içeriden gelen sesler, Lyra’nın küçük adımları…

Kael istemsizce hafifçe gülümsedi.

Tak.

Kapıyı açtı.

İçeri girdiği anda küçük bir gölge hızla ona doğru koştu.

“ABİİİİ!!”

Kael daha tepki veremeden Lyra direkt bacağına atladı. Küçük kızın gümüş saçları dağılmıştı, gözleri parlıyordu.

Kael refleks olarak onu havaya kaldırdı.

“Vay vay… Bu kimmiş böyle?”

Lyra yanaklarını şişirdi. 

“Ben büyüdüm artık!”

Kael ciddi bir yüz yaptı. 

“Yalan.”

“Gerçek!!”

Kael birkaç saniye Lyra’ya baktıktan sonra hafifçe gülümsedi. 

“Tamam… biraz büyümüşsün.”

Mutfaktan çıkan Maria bunu görünce ellerini beline koydu.

“Kael.”

Kael başını kaldırdı. 

“Anne.”

Bir sonraki saniye Maria direkt ona sarılmıştı.

“Senin ne biçim çocuksun anlamıyorum ben! Günlerce ortadan kayboluyorsun!”

Kael hafifçe güldü. 

“Meşguldüm.”

“Meşguldüm diyor bir de…” 

Maria geri çekilip Kael’i baştan aşağı süzdü.

 “Bir dakika…”

Kaşlarını kıstı.

“Sen… daha mı yakışıklı oldun?”

“Anne…” dedi Kael yorgun bir sesle.

Maria ciddiyetle başını salladı. 

“Hayır ciddi söylüyorum.”

O sırada salondan Carlos çıktı.

Her zamanki gibi sakin ve ağır bir ifadeye sahipti.
Ama Kael’i görünce birkaç saniyeliğine duraksadı.

“…Aura’n değişmiş.”

Kael omuz silkti. 

“Biraz güçlendim.”

Carlos birkaç saniye sessiz kaldı.

“‘Biraz’ kısmı yalan ama tamam.”

Salondaki mana akışı hâlâ ağırdı.

Kael bilinçsizce Aura’sını bastırıyor olsa bile, odadaki herkes bedenlerinde garip bir baskı hissedebiliyordu.

Özellikle düşük seviyeli hizmetçiler çoktan malikânenin diğer taraflarına kaçmıştı.

Birkaç saniye sonra, yeni gücünü dengelemiş Aurleion’da malikenenin içinde ortaya çıktı.

Maria hemen gülümsedi. 

“Hoş geldiniz Aurelion bey.”

Aurelion kaşlarını çattı. 

“Sana kaç kere demem gerek, sadece Aurelion yeterli.”

Maria birkaç saniye düşündü.

Sonra bunun üzerine inatlaşmanın anlamsız olduğunu anlayıp omuz silkti. 

“Peki… Aurelion.”

“Hmp. Şimdi daha iyi.”

Aurelion salona girdikten sonra kısa bir süre sessiz kaldı.

Kael’in verdiği sayısız materyali biliyordu; Tanrısal seviyeye yakın çekirdekler, parçalanmış iradeler, boşlukla dolu kalıntılar…

Ama asıl mesele şuydu

Bunların kaynağı “normal bir savaş” olamazdı.
Aurelion’un bakışları Kael’e kilitlendi.

Salondaki baskı hâlâ ağırdı, ama bu sefer onun sebebi sadece Kael değildi. Aurelion’un kendi yeni gücü de ortama karışıyordu.

Bir süre sonra derin bir nefes verdi.

“…Kael.”

“Hm?”

“Sen tam olarak ne yaptın?”

Kael birkaç saniye düşündü.

“Bir Tanrının enkarnasyonunu öldürdüm.”

Sessizlik.

Maria göz kırptı. “…Ne?”

Selvaria’nın çay fincanı havada durmuştu.

Carlos bile ilk defa gerçekten şaşırmış görünüyordu.

Aurelion ise gözlerini kapattı. 

“…Gerçekten durum buydu demek.”

Nimara gururlu bir ifadeyle kollarını bağladı.

“Ben demiştim.”

Elaria hızlıca konuştu. 

“Ve öldükten sonra geri geldi.”

Sessizlik daha da ağırlaştı.

Carlos yavaşça Kael’e döndü. 

“…Ne demek öldükten sonra geri geldi?”

Kael anında Elaria’ya baktı.

Elaria ise dondu. “…Oops.”

Celeste yüzünü kapattı. 

“Bunu ağzından kaçırmaman gerekiyordu…”

Maria’nın yüzü yavaşça solmaya başladı.

“Kael…”

Kael hızlıca elini kaldırdı. 

“Teknik olarak ölüm sayılmaz.”

“NASIL SAYILMAZ??”

Kael birkaç saniye düşündü.

“…Beş saniye geçmişe döndüm?”

Carlos derin bir nefes aldı.

Aurelion başını tuttu.

Selvaria gözlerini kapattı.

Maria ise birkaç saniye boyunca boş boş Kael’e baktıktan sonra direkt kolundan tuttu.

“Sen.”

“Anne sakin ol.”

“Hayır olmayacağım.”

“Ölmedim sonuçta.”

“ÖLDÜN AMA!”

Lyra hiçbir şeyi anlamadan heyecanla konuştu. 

“Abi ölüp geri mi geldi?! Bu çok havalı!”

“Lyra.” ×4

Kael sonunda annesinin elinden kurtulup iç çekti.

“Her neyse… sonuç olarak güçlendim.”

Aurelion kuru bir sesle cevap verdi. 

“‘Güçlendim’ diyebileceğin seviyeyi çoktan geçtin.”

Kael kaş kaldırdı. 

“O kadar mı kötü?”

Aurelion direkt cevap verdi. 

“Şu an burada tam Aura’nı serbest bırakırsan muhtemelen Yıldız sistemi çöker.”

“…”

Kael birkaç saniye sessiz kaldı.

“…Kontrol etmeyi öğrenmem gerek galiba.”

...

Kael’in son cümlesinden sonra salonda kısa bir sessizlik oluştu.

Aurelion derin bir nefes alıp başını hafifçe salladı. 

“Önce yemek yiyelim.”

Maria hemen ellerini çırptı. 

“Evet, herkes sofraya.”

...

Büyük yemek masası kısa sürede hazırlanmıştı.
Malikanenin geniş yemek salonu, normalde bile ihtişamlıydı ama bugün farklı bir ağırlık vardı.

Kael’in yaydığı Aura bastırılmış olsa bile hâlâ hissediliyordu.

Masada herkes yerini aldı.

Kael bir uçta oturuyordu. Yanında Nimara vardı.
 Karşı tarafta Celeste, Elaria ve Syr.
 Aurelion ile Selvaria yan yana.
 Maria masanın başında, Carlos ise sessizce köşeye yakın bir yerde.

Lyra ise Kael’in yanına tırmanmış gibiydi.

Maria tabağını doldururken konuştu. “Tamam, kim aç?”

Kimse cevap vermedi.

“Güzel, ben açım.”

Carlos sakin şekilde çatalını aldı. 

“Bu evde hiçbir şey normal değil zaten.”

Selvaria hafifçe güldü. 

“Uzun zamandır bu kadar kalabalık yememiştik.”

Aurelion ise Kael’e kısa bir bakış attı. 

“Hâlâ kontrol etmiyorsun.”

Kael omuz silkti. “Deniyorum.”

Nimara gülerek Kael’in koluna hafifçe dokundu.

“Denemesi bile korkutucu.”

Yemek birkaç dakika sessizlik içinde devam etti.
Sadece çatal sesleri, Lyra’nın ara ara soruları ve Maria’nın sürekli “yeter ye” demesi duyuluyordu.

...

Yemeğin sonuna az kaldığında Kael yemeyi bıraktı.

Herkes fark etti.

Kael yavaşça ayağa kalktı.

“Bir şey söylemem gerekiyor.”

Sofrada herkesin hareketi durdu.

Kael derin bir nefes aldı.

“Siz üçüne.”

Celeste başını kaldırdı. 

“…Ne oldu?”

Elaria da Kael’e baktı. 

“Ciddi misin?”

Syr sessizce izliyordu.

Maria kaşlarını kaldırdı. 

“Hmm?”

Kael devam etti. 

“Elaria, Celeste, Syr… sizinle konuşmam gerekiyor. Özel.”

Üçü birbirine baktı.

Celeste hafifçe başını salladı. “Tamam.”

Elaria da yutkunarak ekledi. “…Olur.”

Syr ise sadece kısa bir bakış attı. “Dinliyorum.”

Kael başıyla işaret etti. “Dışarı çıkalım.”

Üçü ayağa kalktı ve Kael ile birlikte yemek salonundan çıktı.

...

Masada kalanlar birkaç saniye sessiz kaldı.
Maria hemen öne eğildi. 

“Bu çocuk yine ne yapıyor?”

Nimara hafif bir gülümseme ile omuz silkti. 

“Bilmiyorum ama kötü bir şey değil.”

Aurelion ise Kael’in arkasından baktı.

 “…Bence ciddi bir karar.”

Selvaria sinsi bir şekilde gülümseyerek hafifçe çayını bıraktı. 

“Üçünü aynı anda çağırması ilginç.”

...

Kael, Elaria, Celeste ve Syr koridorda ilerledi. Kapı kapandı.

Bir an sessizlik oldu.

Kael üçüne baktı.

“Size söylemem gereken bir şey var.”

Üçü de dikkat kesildi.

Bir anlık sessizlik oluştu.

“Veltharion Prime gezegeninde yaptığımız konuşmayı düşündüm ve birilerinden tavsiye aldıktan sonra.. haklı olduğunuzu fark ettim.”

“Bizim gibi ’sıradan’ olmayanlar için, yaş gerçektende bir sayıdan ibaret.”

Üçü bir an Kael’e baktı.

Sözler ilk duyulduğunda basit gibiydi, ama taşıdığı anlam odanın havasını değiştirecek kadar ağırdı.

Elaria’nın bakışları kısa süreliğine yumuşadı. İçinde bir rahatlama vardı ama bunu hemen dışa vurmadı.
 sanki “nihayet” demek ister gibi dudaklarını araladı, sonra geri kapattı.

Celeste sessiz kaldı. 
Gözleri Kael’in yüzünde sabitlenmişti. 
Onun için mesele yaş ya da mantık değil, Kael’in gerçekten ne karar verdiğiydi. 
Kısa bir nefes verdi; bu, kabullenmeye en yakın hâliydi.

Syr ise en net tepkiyi verdi. Kaşları hafifçe kalktı, sonra bakışları sertleşti. 
Ama bu sertlik öfke değil, beklenmedik bir doğrulanmanın yarattığı dikkat hâliydi. 
Bir adım öne çıkmadı ama bulunduğu yerden bile cevabı belliydi ’devam et.’

Kael onların tepkisini ölçtü. Sonra ilk kez kelimeleri özellikle seçerek konuştu.

“…O yüzden bir karar verdim.”

“Eğer hâlâ istiyorsanız… bunu gizlemek, ertelemek ya da geri çekilmek yerine, aynı çizgide ilerleyelim.”

Kısa bir duraksama yaptı. Bakışları tek tek üçünün üzerinde gezdi.

“Ben kimseyi zorlamayacağım. Ama siz de geri adım atmak zorunda hissetmeyeceksiniz.”

Bir adım daha yaklaştı.

“Birlikte olacaksak, bu yarım bir şey olmayacak.”

Syr ilk hareket eden oldu. Çok kısa bir süre Kael’e baktıktan sonra başını eğdi.

“Ben kabul ediyorum, bu benim yıllardır duyamyı beklediğim kelimelerdi.”

Celeste hemen ardından, neredeyse aynı anda konuştu.

“Ben de.”

Elaria tereddüt etmeden gülümseyerek, kararlılıkla söyledi.

“…Ben zaten çoktan karar vermiştim.”

Kael başını hafifçe salladı. Tek bir cümleyle bitirdi.

“O zaman… artık bekleme yok.”

...

Kapı açıldığında herkes içerideydi.

Oda hâlâ sakindi ama Kael’in bakışlarında bir değişim vardı.

Maria bunu ilk fark eden oldu.

Kaşlarını hafifçe çattı. 

“Ne oldu?”

Maria başını hafifçe yana eğdi. “Yüzünüz biraz fazla ciddi.”

Selvaria çayını yudumladı, ama gözleri Kael’deydi. 

“Bir şey konuşulmuş belli.”

Carlos birkaç saniye Kael’e baktı.

Sonra gözlerini kısarak, sakin ama doğrudan sordu

“…Nasıl başardın lan?”

...

İlişkilerinin resmî olarak onaylanmasının ardından, beşli bir süre boyunca ne yapmaları gerektiğini tam olarak bilemedi.

Sonuçta bu… sıradan bir ilişki değildi.
Hepsi farklı kişiliklere, farklı düşüncelere ve farklı duygulara sahipti. Ama ortak noktaları aynıydı.

Kael.

Bu yüzden acele etmek yerine, yavaş yavaş bu ilişkiye alışmaya karar verdiler.

İlk hafta boyunca kızlar sırayla Kael ile vakit geçirdi.

Elaria, Kael’i Velthar’ın üst şehirlerine sürükledi, marketlere, büyü eşyası dükkânlarına ve uçan bahçelere götürdü. Sürekli konuşuyor, sürekli yeni şeyler gösteriyordu.

Celeste ile geçirilen zaman daha sakindi. Uzun yürüyüşler yaptılar, hayat üzerine konuştular, bazen saatlerce aynı yerde oturup sadece birbirlerinin varlığını hissettiler.

Syr ise Kael’i doğrudan eğitim alanlarına götürdü. Birlikte dövüştüler, birlikte antrenman yaptılar. Ama her savaşın sonunda aralarındaki atmosfer biraz daha değişiyordu.

Nimara zaten Kael’e en yakın olan kişiydi.
Diğerleriyle kıyaslandığında, onun yanında oluşan sessizlik bile rahattı.

İlk haftanın sonunda ise ilk kez beşi birlikte dışarı çıktı.

Velthar’ın gece ışıkları altında dolaştılar, birlikte yemek yediler, birbirleriyle tartıştılar, güldüler…
Ve o günün sonunda bir arkadaştan öte, bir ’aile’ gibi hissettiler.

Artık sadece Kael’e bağlı dört kız arkadaş değillerdi.
Birbirlerine de aile olarak bağlanmaya başlamışlardı.

...

İkinci hafta geldiğinde aralarındaki mesafe çoktan azalmıştı.

Utangaçlık yerini rahatlığa bırakıyordu.
Kızlar kendi aralarında konuşup bir karar verdiler.

Kael ile sırayla daha fazla vakit geçireceklerdi.

Geceleri uzun sohbetlerle, yakınlaşmalarla ve birbirlerini daha derinden tanımayla geçti.

İlişkileri artık yüzeysel bir heyecan değil, gerçek bir bağ hâline dönüşüyordu.

Her biri, Kael’e dahada açılıyorlardı.

Ve sonunda.. artık hepsi, resmi olarak yetişkinliğe adım atmışlardı.

...

Üçüncü haftaya geldiklerinde ise her şey şaşırtıcı şekilde… normalleşmişti.

Önceden neşeli sohbetlerle geçen kahvaltılar geri dönmüştü.

Moonlight Malikânesi tekrar canlıydı.

Maria’nın sürekli konuşması, Carlos’un ara sıra attığı kuru yorumlar, Lyra’nın Kael’e yapışması, Elaria ile Nimara’nın saçma şeyler yüzünden tartışması…

Her şey eskisi gibiydi.
Ama aynı zamanda farklıydı.

Daha yakın. Daha sıcak. Daha güçlü.

Artık aralarındaki bağ sadece duygusal değildi.
Birbirlerinin hayatlarının gerçek bir parçası hâline gelmişlerdi.

...

Dördüncü haftada ise her şey yeniden değişmeye başladı.

Çünkü Kael’in.. güçlenme zamanı gelmişti.

Son birkaç gündür Enerji miktarı, 『Sonsuz Yaratım Sanatı』 becerisini Ultra Efsanevi Kademe’ye yükseltmeye yetecek seviyeye gelmişti.

Bir gece, herkes yemek salonundayken aniden konuştu.

“…Bir süre boyutuma gireceğim.”

Odadaki herkes ona döndü.
Kael gözlerini kapattı.

Yavaşça gözlerini açtı.
“Becerimin dahada güçlenme zamanı geldi..”

...

[+400B Enerji 
Mevcut Enerji Miktarı: 12B/64B]

───

[ ───○ İstatikler ○───

 Can: 96,19T/96,19T (100%)
 Mana: 39 Quad/39 Quad (100%) → 773 Quad/773 Quad (100%)

 Güç: 1.923.889.380 [MAX+]
 Canlılık: 1.923.889.380 [MAX+]
 Çeviklik: 1.923.889.380 [MAX+]
 Zeka: 1.923.889.380 [MAX+] ]

───

[-595 Quad Mana

Beceri:Sonsuz Yaratım Sanatı

Kademe: Süper Efsanevi 

Tür:Pasif/Aktif

Açıklama:Kapasite [12B/64B] → [12B/128B] enerji olmak üzerine
her 24 saatte bir 400.000.000 → 800MEnerji Kazanılır ve bu enerjileri yetenek,ekiman vb. yaratmak İçin kullanılabilir.
Her Kademe Arasında 10× Enerji Farkı Bulunmaktadır,buna uymayan tek Kademe Nihai Gökselden sonra 100.000× ile gelen Sonsuzluktadır

Yükseltme: [6/15] → [7/15]

Etki:64× → 128×]

───

[-10B Enerji.
Mevcut Enerji Miktarı: [2B/128B]

Beceri:Sonsuz Yaratım Sanatı

Kademe: Süper Efsanevi → Ultra Efsanevi 

Tür: Pasif/Aktif

Açıklama:Kapasite [2B/128B] → [2B/1,28T] enerji olmak üzerine
her 24 saatte bir 800M → 8B Enerji Kazanılır ve bu enerjileri yetenek,ekiman vb. yaratmak İçin kullanılabilir.
Her Kademe Arasında 10× Enerji Farkı Bulunmaktadır,buna uymayan tek Kademe Nihai Gökselden sonra 100.000× ile gelen Sonsuzluktadır

Yükseltme: [7/15]

Etki: 128× ]

Kael’in yüzünde bir sırıtış belirdi.

Ultra Efsanevi haa..”

Gözlerinde bir heyecan belirdi.

“Bu sadece başlangıç.”

...

Bölüm Sonu

 • Tekpi Bırakmayı

 • Yorum Atmayı, unutmayın!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi