Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Romance

Bölüm 62

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.482


Uyurken sanki karıncalar göz kapaklarının içine doluşmuş gibiydi.
Gözlerinin arkasında keskin, yakıcı bir sızı kaynıyor; Talia bakışlarını üvey kız kardeşine dikiyordu.
Ayla her zamanki gibiydi.
Tek bir dağınıklık izi bile taşımayan, zarif, soğukkanlı ve kusursuz…
O ulaşılmaz yüzle göz göze gelmek, zaten yanmakta olan gözlerini daha da kavuruyordu.
Talia battaniyeyi bir kalkan gibi kavrayıp ona sert bir bakış fırlattı.
“Manzaranın tadını çıkarmaya mı geldin? Söyleyeceğin bir şey varsa çabuk söyle ve çık git.”
“…Nasıl hissediyorsun?”
“Nasıl görünüyorum?”
Alaycı cevabı üzerine soluk yeşil gözler onu baştan aşağı ağır ağır süzdü.
“İyi görünmüyorsun.”
Talia dudaklarını sertçe bastırdı.
Parmak uçları titriyordu. Eğer bacakları düzgün çalışıyor olsaydı, o kadını saçlarından tutup anında dışarı fırlatırdı.
Boğazında kabaran öfkeyi bastırarak sakin bir ses çıkarmaya zorladı kendini.
“Yeterince baktıysan çık artık. Senin yanında olmak beni daha da kötü hissettiriyor.”
Ayla’nın dudakları sıkıca kapandı.
Sessizlik uzadıkça Talia’nın sinirleri daha da geriliyordu. Güçlükle bastırdığı ağrı kemiklerinin içinden yeniden yükselmeye başlayınca sesini sertleştirdi.
“Sana çık git dediğimi duymadın mı?”
“Söyledim ya, konuşacak bir şeyim var.”
Ayla’nın sesinde hafif bir sabırsızlık vardı.
Talia gözlerini kısarak ona baktı.
“O zaman söyle ve defol git. Yüzünü görmek bile midemi bulandırıyor. Bir de oturup sen keyfine göre konuşacaksın diye sabırla beklememi mi istiyorsun? Saçmalama. Ya şimdi konuş ya da gözümün önünden kaybol.”
Üzerine yağan düşmanlık karşısında Ayla’nın yüzü gözle görülür biçimde sertleşti.
Soğuk bir bakış fırlatarak konuştu.
“Peki. Lafı uzatmayacağım. Bundan sonra ne yapmayı düşündüğünü öğrenmek istiyorum.”
“‘Ne yapmayı düşündüğüm’ ne demek?”
Talia ilgisizce sordu.
Baş ağrısı giderek kötüleşiyordu. Gözlerinin arkasını iğneleyen karıncalar şimdi kafatasının içine giriyor gibiydi. Yakıcı sızı ensesine doğru yayılıyordu.
Tüm sinirleri o acıya odaklanmışken Ayla konuşmayı sürdürdü.
“Bilmiyormuş gibi davranma. Ne demek istediğimi gayet iyi biliyorsun.”
“Ben kâhin miyim? Açık açık söylemezsen nereden anlayayım?”
“Sen—!”
Ayla’nın sesi yükseldi.
Talia başını çevirip aşağılanmayla buruşmuş yüzüne baktı.
Ayla, sakinliğini yeniden toplamaya çalışıyormuş gibi kısa bir an durduktan sonra daha kontrollü bir sesle devam etti.
“Gerçekten onunla evlenmeyi düşünüp düşünmediğini bilmek istiyorum.”
Talia sessizce ona baktı, tek kelime etmedi.
Görünüşe göre bu sessizliğe dayanamayan artık Ayla’ydı.
“Varkas’tan nefret ediyorsun. Çocukluğundan beri eline geçen her fırsatta ona eziyet ettin, şimdi bir anda karısı mı olacaksın?”
Bakışlarında belli belirsiz bir yalvarış vardı.
Talia nefessiz, kuru bir kahkaha bıraktı.
Ayla’nın dudakları sertleşti.
O acınası ifadeyi görmek, Talia’nın aralıklı kahkahalarını daha da hırçınlaştırdı.
Talia karnını tutup yüksek sesle gülmeye başladı. Kafasını yaran ağrıyı da, bacaklarına tırmanan uyuşuk acıyı da unutmuştu.
“Demek mesele buymuş. Korkup buraya koşarak geldin, öyle mi?”
Ayla’nın yüzü alçı gibi bembeyaz kesilmişti.
Talia ona neredeyse hayranlıkla bakıp yumuşak bir sesle konuştu.
“Nişanlını elimden alacağımdan ödün koptu, değil mi?”
“…”
“Ama sorun şu ki… sen böyle davrandıkça onu gerçekten çalmak daha çok hoşuma gidiyor.”
Bir zamanlar güzel olan Ayla’nın yüzü düşmanlıkla çarpıldı. Yaprak dökmeyen ağaçları andıran gözleri bile zehirle dolmuştu.
Talia tuhaf bir coşku hissetti.
Yıllardır ona kusursuz bir ifadeyle tepeden bakan kız kardeşi sonunda gerçek duygularını gösteriyordu.
“O sadece sorumluluk hissettiği için seninle evleneceğini söyledi.”
Ayla sertçe karşılık verdi.
“Sana olanlar yüzünden suçluluk duyuyor! Ama yaralanman onun suçu değildi. O halde Varkas neden bunun yükünü taşımak zorunda olsun?”
Talia’nın gülümsemesi silindi.
Az önceki hoş heyecan bir anda yok olmuş, yerini dondurucu bir öfkeye bırakmıştı.
Varkas’ın sözcüsüymüş gibi konuşan o dili koparıp atma isteğiyle parmakları titredi.
Boğazını kemiren hakaretleri bastırıp tatlı bir ses çıkarmaya zorladı kendini.
“Seni bundan daha akıllı sanıyordum. Meğer değilmişsin. Aslında oldukça aptalmışsın.”
Ayla’nın dudakları donup kaldı.
Talia ağır ağır devam etti.
“Bana söylemen gereken şey bu değil. Yapman gereken… rica etmek. Kibarca. İçtenlikle.”
“…”
“Varkas Laedgo Sheorkan’la evlenmemem için bana yalvarmalısın.”
Ayla’nın göz kapakları titredi.
Çarpılmış yüzüne bakarken Talia, kız kardeşinin konuşmak için dudaklarını ıslatışını kötü niyetli bir sakinlikle izledi.
“Eğer… eğer senden istersem, onunla evlenmeyi reddeder misin?”
“Bakarız.”
Talia kayıtsızca cevap verdi.
“Bu, isteyen kişinin ne kadar samimi olduğuna bağlı, sence de öyle değil mi?”
Ayla dudağını ısırıp yere baktı. Konuşmaya kendini zorlayamıyordu.
Boğucu bir sessizlik uzayıp gitti. Sonunda Ayla başını kaldırdı. Gözlerinde kasvetli bir kararlılık vardı.
Sonra titreyen pembe dudaklarının arasından yalvarırcasına konuştu:
“Lütfen… Varkas’la evlenmeyi reddet. Sen kabul etmezsen Majesteleri seni zorlamaz. O yüzden lütfen…”
Sesi cümlesini tamamlayamadan kırıldı.
Talia onun kederle çökmüş yüzüne baktı ve buruk bir gülümsemeyi içine gömdü.
Ayla muhtemelen çok büyük bir fedakârlık yaptığını düşünüyordu.
Gururunu… bir prenses olarak taşıdığı o asil gururunu.
Değersiz bir gayrimeşru çocuğun karşısında başını eğmişti ve bunun karşılığını bekliyordu.
Talia bakışlarını battaniyenin altındaki bacaklarına indirdi.
Ancak bu hâle geldikten sonra “evlenilebilir bir gelin” olarak görülmeye başlanmıştı.
Ama karşısındaki kadın, gururundan küçücük bir parça vermesinin onu geri almaya yettiğine inanıyordu.
Onun gözünde Talia Roem Gyrta’nın mahvolmuş bacakları, kendi kırılgan gururundan bile daha değersizdi.
Talia aniden konuştu.
“Peki.”
Ayla’nın yüzüne yeniden renk geldi.
Talia ifadesini sakince inceledi ve ekledi:
“Ama bir şartım var.”
“Ş… şart mı?”
Ayla’nın gözlerinde kuşku parladı.
Talia başını çevirip rafı süzdü. Üzerinde meyve, ekmek ve tereyağı bulunan bir tepsi duruyordu. Yanında birkaç gümüş yemek takımı da vardı.
Küçük tereyağı bıçağını eline alıp Ayla’nın ayaklarının dibine fırlattı.
Gümüş bıçak kayarak ayakkabısının önünde durdu. Ayla boş bir ifadeyle aşağı baktı.
Talia yumuşak bir sesle konuştu.
“Onu kullan. Bacağını kes.”
“…Ne?”
Ayla inanamaz gözlerle ona baktı.
Talia bakışlarını kaçırmadan her kelimeyi vurgulayarak konuştu.
“Bacağını kes. Kendine bir yara izi bırak. Böyle…”
Battaniyeyi yavaşça geri çekti.
Ayla’nın gözleri grotesk biçimde şişmiş yara izini görünce büyüdü.
Talia, incik kemiğinden yukarı uzanan uzun ve çirkin izi parmaklarıyla takip etti.
“Buradan… şuraya kadar. Kendini kes. Bunu yaparsan istediğini yaparım.”
Ayla yerdeki bıçakla kadife eteğinin altındaki bacağı arasında gidip geldi. Göz kapakları şiddetle titriyordu.
Sonunda solgun dudaklarından soğuk, acı bir kahkaha döküldü.
“Beni dinlemek gibi en ufak bir niyetin bile yokmuş, değil mi?”
Talia cevap vermedi.
Bir anda Ayla’nın yüzüne yeniden o prenses maskesi yerleşti.
Az önce zayıflık göstermemiş gibi çenesini kaldırıp kapıya doğru yürüdü.
Tam eşikte adımları durdu.
Kapı kolunu tutarken dönüp tekrar baktı. Bataklık kadar koyu gözleri tehditkâr biçimde parlıyordu.
“Bugün yaptığından pişman olacaksın, Talia Roem Gyrta.”
Sanki bir lanet fısıldar gibi dışarı çıkarken soğukça ekledi:
“Bundan hiç şüphen olmasın.”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi