Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 373

70.Kısım – 50 Yıl Sonra (1)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 20 dk Kelime: 4.906



Çeviri: Sansanson
70.Kısım – 50 Yıl Sonra (1)

‘Reenkarnatörler Adası’na varışımızın üzerinden dört gün geçmişti.
 
[Bilge Okuyucunun Bakış Açısı] aracılığıyla diğer yoldaşlarımın Orta Ada senaryolarını tamamladıklarını ve bir sonrakine göğüs germeye hazır olduklarını teyit ettim.
 
Şu anda telefonumun ekranına bakıyordum.
 
– Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu (Son Revizyon).txt
 
Okumayı o kadar çok istediğim ‘sonsöz’ün bu metin dosyasının sonunda beni bekliyor olması muhtemeldi. Hepsi bu muydu? Şans benden yana olursa, mevcut 3. Regresyon turuna dair bazı bilgilere bile ulaşabilirdim.
 
Kusursuz sona ulaşmak adına yaklaşmakta olan senaryoları nasıl temizleyeceğimi ve nasıl hareket edeceğimi bana söyleyecek olan rehber tam da burada olabilirdi.
 
Ancak...
 
Ya hi kâ yenin so nu bir tra je diyse?
 
Eğer, olur da bir ihtimal, ‘Son Revizyon’ ibaresi ‘artık hiçbir şeyin değişmeyeceği’ anlamına geliyorsa?
 
Onu değiş tire bile cek güce gerçek ten sa hip mi sin?
 
Ya benim bu şeyi okuma eylemim, sonu değiştirmek yerine aksine onu kesinleştiriyorsa?
 
“Kim Dokja.”
 
Başımı kaldırdığımda, sol eli bandajlarla sarılı olan Han Sooyoung’un bana dik dik baktığını gördüm. Bu dünyada benim dışımda ‘Hayatta Kalma Yolları’nı okumuş olan tek varlık oydu.
 
Benim yerimde olsaydı, nasıl bir tepki verirdi?
 
O ben olsaydı, bu dosyayı açar mıydı?
 
“Ne bakıyorsun?”
 
“Hiç, bir şey yok.”
 
Telefonun ekranını kapattım.
 
Günün birinde bu hikâyenin içeriğini merak edeceğim bir an gelebilirdi. Ancak o an, şu an değildi.
 
Bilmek istediğim o ‘sonsöz’ muhtemelen bu dosyanın içinde yoktu.
 
Ekipmanlarının bakımını bitirdikten sonra Han Sooyoung yataktan hafifçe atladı ve bana seslendi. “Hadi gidelim artık. Biz burada ne kadar oyalanırsak, o piç Yoo Joonghyuk o kadar çok önümüze geçecek.”
 
“Yalnız, ayrılmadan önce buluşmamız gereken biri var.”
 
“Kim?”
 
“Görünüşe göre zaten gelmiş.”
 
Arkamızdaki kapı gıcırtıyla açılırken kapının çalınma sesini duyduk.
 
Gördüğümüz ilk şey, kişinin boynuna asılı duran kalın, kahverengi Budist tespihiydi. Hemen ardından gri Budist keşiş cübbesi ve altından seçilen sert, dayanıklı kaslar belirdi. Çok uzun zamandır tekrarlanan amansız eğitimlerden geçmiş bir Savaşçı Keşiş’ti.
 
“Sizi almaya geldim, Velinimetim.”
 
Başımı salladım ve karşılık verdim. “Bizi Kralınıza götürün lütfen.”
 
***
 
{Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu}
 
‘Hayatta Kalma Yolları’ romanı üzerine yaşayan en iyi uzmanın –yani benim– analizine göre, başlıktaki ‘üç yol’ romanın kendi içindeki üç ana karaktere atıfta bulunuyordu.
 
Birincisi Regresör Yoo Joonghyuk’tu.
 
İkincisi Geri Dönen Jang Hayoung’du.
 
Ve son olarak, üçüncüsü ise...
 
– Başka bir ana karakter daha mı vardı???
 
Han Sooyoung, hikayemi dinledikten sonra biraz afallamış bir ses tonuyla [Gün Ortası Buluşması] aracılığıyla hızla karşılık verdi. O an onun bu bilgiye sahip olamayacağını hatırladım, ne de olsa romanı sadece ilk 100 bölüm kadar okumuştu...
 
– Ama bir yandan düşününce, tek bir ana karakteri üç bin bölüm boyunca sömürmeye devam etmek bayağı zor olurdu, değil mi?
 
…Yine de gereksiz yere sivriliğini koruyordu.
 
– Tüm bunların ötesinde, üç başkahraman mı? Bu romandan da beklendiği gibi, başarısız romanlar çöplüğüne giden o kesin kestirme yoldan dosdoğru yürümüş.
 
Buna verecek bir cevap düşünemedim. Çünkü o başarısız roman, gerçekliğimizin canına oldukça büyük bir şekilde okumamış mıydı?
 
– Yani bu kalenin efendisi ‘Üçüncü Ana Karakter’, doğru mu anladım?
 
– Evet.
 
– ‘Hayatta Kalma Yolları’nda ne kadar önemli peki? Bi’ Yoo Joonghyuk kadar var mı?
 
– Hayır, pek sayılmaz. Ne olursa olsun, asıl ana odak her zaman Yoo Joonghyuk’tur.
 
Kesinlikle, 3000 bölümü aşan hikâyenin büyük çoğunluğu odak noktası olarak Yoo Joonghyuk ile gelişmişti. Diğer ikisine, sadece hikâyenin kendi içindeki anlatı tanımına dayanarak ana karakterler deniyordu.
 
– Ancak diğer ikisi de en az Yoo Joonghyuk kadar canavarca varlıklar, haberin olsun. Özellikle şu anki zaman diliminde, ‘üçüncü başkahraman’ Yoo Joonghyuk’tan çok daha güçlü bir varlık.
 
– ...O heriften bile mi daha güçlü?
 
Çevremizdeki boş meditasyon odasını incelerken başımı salladım.
 
Burası Reenkarnatörlerin kefaret ödediği ve kendilerini arındırdığı yerdi — birçok Samsara¹ döngüsünü deneyimlemekten dolayı yorulmuş ve yıpranmış zihni yatıştırmak için tasarlanmış bir oda.
 
Şuradan buradan yükselen Budist kutsal metinlerinin tilavet seslerini duyabiliyordum ancak Kral’ı hiçbir yerde göremiyordum.
 
“Peki ‘Reenkarnatörlerin Kralı’ nerede?”
 
“Kral zaten bizimle birlikte.”
 
“Ama benim gördüğüm tek şey şu keltoş keşişler?”
 
Han Sooyoung’un sözlerine, Savaşçı Keşişten’ten gelen duygusuz bir cevapla karşılık verildi. “O her yerdedir, ama aynı zamanda hiçbir yerdedir.”
 
“Bizi buraya fıkra anlatmak için getirmediğine eminim.”
 
“Kendisini görme vasfına sahip olmayanlarla konuşmaz.”
 
“Ne eğlenceli. Bu senin yeni sohbet konusu açma şeklin mi?” diye karşılık verdi Han Sooyoung, dudaklarının kenarı yukarı doğru kıvrılırken.
 
Bir süre bu gizemli Savaşçı Keşiş’in yüz ifadesini sessizce inceledim, ardından konuşmak için dudaklarımı araladım. “Eğer Kralınız her yerdeyse, bu herkesin ‘kral’ olabileceği anlamına gelir, değil mi?”
 
Giiiii-iiiing!!
 
Elimde duran Kırılmaz İnanç keskin bir çığlık attı ve aynı anda, hayali kılıç ışığı Savaşçı Keşiş’in adem elmasına doğru fırladı.
 
Tıs-çaçaçaçaçaçat!
 
Sanki görünmez bir duvar onu engelliyormuş gibi, güçlü mana saçan kılıcın ucu Savaşçı Keşiş’in burnunun tam önünde çakılı kaldı. Keşiş sırıttı ve konuştu.
 
[Oldukça kışkırtıcı bir çözüm yolunda karar kılmışsınız. Haklısınız. Herkes aydınlandığı an bir Buda olabilir.]
 
Gerçek sesi alanın tamamında yankılandı.
 
Kılıcımı geri çektim ve Savaşçı Keşiş’i bir kez daha inceledim. Tüm bedeninden ruhani, incelikli bir aura sızıyordu. Göz bebekleri artık tamamen beyaza boyanmıştı ve içlerinde bir mandalanın gölgesi saat yönünün tersine dönüyordu.
 
Büyük olasılıkla bu Savaşçı Keşiş, ‘Reenkarnatörlerin Kralı’nın kontrol ettiği sayısız Enkarnasyon’dan biriydi.
 
[Ancak, senaryolara sonsuza dek bu şekilde devam edemezsiniz, ey kurtuluşun yükünü omuzlarında taşıyan ■■’nin havarisi.]
 
“Lütfen, tüm yöntemlerimin farkındaymış gibi konuşmayın.”
 
Artık ‘Hayatta Kalma Yolları’nı sadece bir roman olarak görmüyordum ve yoldaşlarımı da kesinlikle onun basit ‘karakterleri’ olarak değerlendirmiyordum. Yine de bu, hâlihazırda elimde bulunan bilgileri asla kullanmayacağım anlamına gelmiyordu.
 
“Sizinle tanışmak bir zevk, ‘Mandala’nın Koruyucusu’.”
 
[Dördüncü Duvar] aktif olmasına rağmen, yine de hatırı sayılır bir baskıcı güce maruz kalıyordum. Gözlerimin önündeki o ‘dost canlısı’ Statü usulca dalgalandı. Bu dehşet verici varlığın gerçek sureti, gözlemleyen gözlerimizin önünde Savaşçı Keşiş’in arkasında yavaşça maddileşti.
 
İşte oradaydı, var olan en kadim karanlık katmanının hükümdarı.
 
<Eden>’in Metatron’u ya da Şeytan Diyarı’nın en üst kademe Şeytan Kralları bile olsaydı, bu adanın sınırları içinde hiçbiri bu varlığa karşı koyamazdı.
 
[Dördüncü Duvar var olmayan kaşlarını çatıyor.]
 
[Samsara’ya Karar Veren Duvar sana ilgi gösteriyor.]
 
Tıs-çaçaçaçaçat!
 
Jang Hayoung’un [Tanımlanamayan Duvar]’ı, Metatron’un [İyilik ve Kötülüğü Ayıran Duvar]’ı ve nihayet, üçüncü duvar — ‘Mandala’nın Koruyucusu’, [Samsara’ya Karar Veren Duvar]’ın sahibiydi.
 
[Görüyorum ki bu ‘Son Duvar’ın bir parçası’. Nirvana’nın onun içinde sıkışıp kaldığını tahmin ediyorum?]
 
“Haklısınız.”
 
[İyi bir Bodhisattva² olabilecek bir çocuktu. Ne yazık ki sizinle karşılaştı ve Budizm yolumu terk etmek zorunda kaldı.]
 
“Şey, söz konusu kişinin bu durumdan memnuniyet duyduğuna inanıyorum.”
 
Tam o sıralarda Han Sooyoung konuşmamıza balıklama daldı.
 
“Bir dakika... Yoksa sen Buda mısın? BİLDİĞİMİZ Buda?”
 
[Bu dünyada pek çok farklı Buda türü vardır ve ben onlardan yalnızca biriyim.]
 
Han Sooyoung’un yüzünde artık apışıp kalmış bir ifade vardı.
 
Ancak Buda olduğunu iddia eden bir Takımyıldızının giriş yaptığı düşünüldüğünde, onun bu tepkisi tamamen anlaşılabilirdi. Bu Buda-nim, bana doğru konuşurken yüzünde nazik bir gülümseme taşıyordu.
 
[Hikâyelerinizi çok uzun zamandır izliyorum, sevgili Bodhisattvalar.]
 
“Ama daha önce sizden herhangi bir sponsorluk aldığımı hatırlamıyorum?”
 
[Bakışlarını açık eden ve otoriteleriyle caka satan Takımyıldızları da vardır, varlıkları bir gizemden ibaret olanlar da. Gerçek Budist sunuları sponsorluk şeklinde değil, basit ama derin tefekkürler yoluyla olur.]
 
“Şovu bedavaya izlediğiniz gerçeğini çok güzel süslüyorsunuz. Pekâlâ, öyle olsun. Benden ne istiyorsunuz?”
 
[Ne mi istiyorum? Bu aciz nefsin sizden bir şey arzuladığına mı inanıyorsunuz, sevgili Bodhisattva?]
 
Bakışlarımı meditasyon odasının tam ortasında bulunan devasa çana doğru çevirdim. Şeffaf malzemeden yapılmış çanın içinde, göz kamaştırıcı bir ışığa sarılmış küçük bir ruh duruyordu.
 
Bu ruhun kime ait olduğunu zaten biliyordum.
 
“Yoo Sangah-ssi’yi reenkarnasyon sürecine almaya karar vermişsiniz. Sizden böyle bir şey talep etmemiş olmama rağmen.”
 
[...]
 
“Bizi buraya davet ettiniz ve iyileşmemize izin verdiniz. Yine, sizden hiçbir yardım istememiş olmama rağmen.”
 
[Bunlar yalnızca kişinin Buda Mertebesi’ne ulaşma yolunun bir parçasıdır.]
 
“Şimdiye kadar Takımyıldızlarıyla uğraşırken öğrendiğim bir ders var. O da şudur ki, bu dünyada size yardım ederken karşılığında hiçbir şey beklemeyen tek bir Takımyıldızı bile yoktur.”
 
[Sevgili Bodhisattva, oldukça aceleci bir kanaate varmışsınız. Sadece her şeyin istisnalarına inanç besleyen kişi senaryonun sonunu ayırt edebilir.]
 
Tek kelime etmeden Savaşçı Keşiş’e dik dik baktım, ardından meditasyon odasının merkezindeki çanı işaret ettim. Keşişe seslendim. “Lütfen Enkarnasyon Yoo Sangah’yı bu adaya hapsetmeyin. O hayal edebileceğinizden çok daha değerli.”
 
[Bu adada reenkarnasyon geçiren tüm varlıklar adanın bir parçası hâline gelir.]
 
Başımı salladım. “Az önce söylediğiniz gibi, her şeyin bir istisnası vardır, değil mi? Nirvana’nın bıraktığı yerden devam etmeyi başaracaktır. Enkarnasyon Yoo Sangah’yı yeni [Arahat]³’ınız yapın.”
 
‘Arahat’lar, yani Hakikat Arayıcıları, ‘Reenkarnatörler Adası’na prangalanmış değillerdi; senaryo dünyalarında özgürce dolaşabilir ve reenkarnasyon döngülerini deneyimlemeye devam edebilirlerdi.
 
“Bunu yaptığınız takdirde sizinle anlaşma yapmaya hazırım.”
 
[Bir anlaşma yapmak, demek öyle. Bu aciz nefsin ne arzuladığını bildiğinize mi inanıyorsunuz?]
 
“Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nı durdurmak değil mi?”
 
[Nafile bir çaba bu. Bu aciz nefis, ‘İyi’ ve ‘Kötü’ gibi çelişkili Hikâyelere zerre ilgi duymuyor.]
 
“Bu çelişkili Hikâyeler adanızı darmadağın etmek üzere olduğunda bile mi?”
 
Sanki bu konuyu oldukça eğlenceli bulmuş gibi, Savaşçı Keşiş’in gözleri oldukça zarif bir şekilde kıvrıldı.
 
‘Mandala’nın Koruyucusu’ ne ‘İyi’nin ne de ‘Kötü’nün tarafındaydı. Kelimelerle ifade edecek olursam, ‘hiçliğe’ çok daha yakın bir varlıktı. Dolayısıyla, böyle bir varlığın kendi toprakları içinde ‘İyi’ ve ‘Kötü’ otoritelerinin büyümesini hoş karşılamasına imkân yoktu.
 
“Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nı durdurmaya çalışacağım.”
 
[Böyle bir şeyin sizin gücünüzle başarılabilir olduğuna inanıyor musunuz?]
 
Benim yerime Hikâyelerim cevap verdi.
 
[Dev Hikâye Şeytan Diyarı’nın Baharı gürlüyor!]
 
[Dev Hikâye Miti Yutan Meşale tehditkâr bir şekilde kükrüyor!]
 
İki Dev Hikâye motorlarını harladıkça çevredeki hava dengesizce titremeye başladı.
 
Tahminim doğruysa, ‘Mandala’nın Koruyucusu’ teklifimi reddedemezdi. Çünkü yaklaşmakta olan ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’na kendisi katılamazdı.
 
Ne ‘İyi’ ne de ‘Kötü’ olan bir varlık olarak, savaşa girmek için hiçbir gerekçesi yoktu.
 
[...‘Yoo Sangah’ adlı Enkarnasyonun bu aciz nefsin ‘Arahat’ı olması tek arzunuz mu, sevgili Bodhisattva?]
 
“Bir şey daha var.”
 
[Anlaşılan açgözlü bir Bodhisattvasınız.]
 
“Nebulamın Büyük Savaş’a tercih ettiğimiz bölgeden başlamasına izin verin. Adanın efendisi olarak, en azından bu kadarlık bir sürece müdahale edebileceğinize inanıyorum.”
 
O anda, tüm tapınaktan yükselen hafif mananın hızlandığını sezdim. Varlığını bana kanıtlamak istercesine bir Statü cümbüşüydü bu. Hiç de tehditkâr ya da ölümcül olmayan, ancak yine de henüz yanına yaklaşmayı bile umut edemeyeceğim bir auraya sahip bir Statü’ydü.
 
[Dördüncü Duvar güçlü bir şekilde etkinleşiyor!]
 
[Samsara’ya Karar Veren Duvar dudaklarını yalıyor.]
 
Kısa bir süre sonra, ‘Mandala’nın Koruyucusu’ başını salladı.
 
[Şartlarınızı kabul ediyorum, sevgili Bodhisattva. Ne yazık ki, Nebulanızın tamamının Ana Ada’da tercih ettiğiniz bölgeden başlaması mümkün değil.]
 
“O hâlde, sizden en azından Enkarnasyon Lee Gilyoung ve Shin Yoosung’u göndermenizi talep ediyorum.”
 
[H-mm... Onları nereye göndermek istiyorsunuz?]
 
“Gelecek Şehir’e.”
 
[Gelecek Şehir, demek öyle... Oh aman tanrım, sevgili Bodhisattva, yoksa siz...]
 
Eğer o ‘Mandala’nın Koruyucusu’ ise, şimdiye kadar burada ne planladığımı çoktan anlamış olmalıydı.
 
‘Reenkarnatörler Adası’nın Ana Adası, 3. nesilden Hikâyelerin zaman içinde donup kaldığı yerdi. Bu Hikâyeler, 1. ve 2. nesillere kıyasla çok daha geniş bir çeşitlilik yelpazesine sahip olduğundan, başlangıç noktanız beklenmedik Hikâyeler edinmenizde büyük bir rol oynardı.
 
Diğerleri yapamasa bile, o iki çocuğun ‘Gelecek Şehir’den başlamasını sağlamak zorundaydım.
 
[...Karşılığında, yoldaşlarınızın geri kalanı bu aciz nefsin seçtiği konumlarda başlayacak.]
 
“Anlaşıldı.”
 
Yanı başımda duran ve o ana kadar gelişen durumu sessizce gözlemleyen Han Sooyoung, cevabımı duyduktan sonra bana yoklayıcı bir bakış attı.
 
– Hey, sen. Bu keltoş Keşiş bizi tuhaf bir yere gönderirse ne yapacaksın?
 
Savaşçı Keşiş biraz tartışmaya girdiğimizi gördü ve aniden dudaklarında garip bir gülümseme belirdi. [Sevgili Bodhisattva, bu aciz nefis hikâyenizi izlemekten gerçekten keyif alıyor, ancak... Ne yazık ki, şimdiye kadar biriktirdiğiniz Hikâyeler, Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’na katılan diğer Nebulalarla boy ölçüşmek için fazlasıyla yetersiz.]
 
Belki de ‘yetersiz’ kelimesi tarafından biraz tetiklendiğinden, Han Sooyoung iğneleyici bir tavırla laf yetiştirmeye başladı. “...Daha çok kısa bir süre önce <Olimpos>’u darmadağın ettiğimiz haberini almamışsın gibi görünüyor.”
 
[Sevgili Bodhisattvaların biriktirdiği Hikâyeler gerçekten de eşsiz, ancak zamanın getirdiği çileleri ve zorlukları henüz deneyimlemediler.]
 
Bir sonraki an, hem Han Sooyoung’un bedeni hem de benimki aniden parlak bir ışıkla sarmalandı.
 
[Takımyıldızı Mandala’nın Koruyucusu bir sonraki senaryoya transferini kabul etti.]
 
[Bir sonraki senaryoya transfer başladı!]
 
...Birden mi?
 
Bir anlığına gafil avlanmıştım ama hızla kendimi topladım.
 
Nihayet, ‘Zirve’yi tamamlayacak olan üçüncü Dev Hikâye’nin konumuna doğru ilerliyordum. [1]
 
Büyük olasılıkla, tıpkı benim gibi diğer yoldaşlarım da transfer sürecinin ortasındaydı. Başımı çevirdiğimde Han Sooyoung’un bana baktığını gördüm.
 
“Kim Dokja.”
 
Refleksle elimi ona doğru uzattım ve cevap verdim. “Elinden gelenin en iyisini yap. Seni olabildiğince çabuk bulmaya çalışacağım.”
 
“...Evet, tamam.”
 
Han Sooyoung’un yumruğu benimkine çarptığı an, tamamen parlak bir ışığa gömüldü. Siluetinin kayboluşunu izlerken, onun gerçekten benim bir yoldaşım hâline geldiğini bir kez daha fark ettim.
 
Tıpkı o zamanlar Yoo Joonghyuk’un söylediği gibi, Han Sooyoung arzuladığım o sonuca ulaşabilmem için vazgeçilmez bir varlık hâline gelmişti.
 
Buraya gelme yolunda ona çok fazla borçlanmıştım. Dolayısıyla, borcumu ödeme vakti gelmişti.
 
Ancak o zamanın Kim Dokja’sının hiçbir fikri yoktu.
 
Tam o esnada telefonumun ekranı da parlak bir şekilde parıldamaya başlamıştı. Tanımadığım bir sayfadan kelimeler, sanki uğursuz bir geleceğin habercisiymiş gibi gözlerimin önünde satır satır yükselmeye başladı.
 
Kim Dokja onunla yeniden karşılaşacağı zamana kadar...
 
Hayır, bir dakika.
 
Çoktan 50 yılın geçip gitmiş olacağını bilmiyordu.
 
...N’oluyor lan?!
 
———————————————
 
Bölüm Sonu Notları:
 
*¹ Samsara: Doğum, ölüm ve yeniden doğum döngüsü demektir. Özellikle Budizm ve Hinduizm gibi inançlarda geçer. İnsan ruhunun, yaptığı eylemlere (karma) göre sürekli farklı hayatlarda yeniden doğduğunu anlatır.
 
*² Bodhisattva: Aydınlanmaya (Nirvanaya) ulaşabilecek potansiyele sahip olmasına rağmen, tüm canlıların acılarını dindirmek ve onları kurtuluşa erdirmek için kendi aydınlanmasını erteleyen, sonsuz şefkat ve bilgelik timsali varlık olarak tanımlanır.
 
Arahat: Budizm’de tüm dünyevi arzulardan, kin, nefret ve cehalet gibi olumsuz duygulardan kurtularak aydınlanmaya (nirvanaya) ulaşmış, kusursuz kişileri tanımlamak için kullanılan Sanskritçe bir unvandır.
 
[1] Kısa bir özet ve çevirmen notu: Şu anda Tek Bir Hikâye’nin başlangıç (Şeytan Diyarı’nın Baharı) ve başarı — ya da daha doğru bir ifadeyle gelişme (Miti Yutan Meşale) kısımlarını tamamlamış bulunuyoruz. Sıradaki aşama ise doruk noktası. Bu aşama 345. bölümde ‘Dönüş (Turn)’ olarak çevrilmişti. Yeni İngilizce çevirmen ‘Zirve (Climax)’ olarak değiştirdiği için ben de bundan sonra böyle yazacağım.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi