Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 383

73.Kısım – Cehennemin En Sıcak Yeri (2)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 16 dk Kelime: 3.933

Çeviri: Sansanson
73.Kısım – Cehennemin En Sıcak Yeri (2)
 
Bu adam birdenbire ortaya çıktı ve bize diz çökmemizi emrediyor…
 
Yanımdaki Han Sooyoung afallamış bir ifade takınırken, Yoo Joonghyuk çoktan kılıcına uzanmıştı. Cheok Jungyeong ise elini alnına götürmüş, masaj yapıyordu; görünüşe göre böyle bir durumun yaşanacağını zaten tahmin etmişti.
 
– Özür dilerim, Torun. Onu bu fikirden vazgeçirmeye çalıştım ama başarılı olamadım.
 
Doğru, o da böyle durumlardan pek hoşlanmazdı. Ancak <Hongik>’e çok şey borçluydu, bu yüzden muhtemelen bu toplantıyı organize etmesini istediklerinde hayır diyememişti...
 
– Kararı sana bırakıyorum.
 
Başımı salladım ve Taoist keşişe baktım.
 
[Yarımada’nın Rüzgârlarına hükmeden Takımyıldızı, Niteleyicisini açığa çıkardı!]
 
[Takımyıldızı Göksel Rüzgâr Tanrısı, şimdi sana bakıyor!]
 
‘Göksel Rüzgâr Tanrısı’ — Göksel Kral ile birlikte <Hongik>i’ kuran Takımyıldızı.
 
Gerçek adı ‘Pungbaek¹’ti, her ne kadar çoğumuz onu sadece Rüzgâr Tanrısı olarak bilsek de.
 
Ku-gugugugu!
 
Niteleyicisini sonunda açığa çıkaran Takımyıldızının Statüsü, devasa bir Anka Kuşu’nun kanat çırpışlarını andıran güçlü rüzgârların etrafı kasıp kavurmasına neden oldu. Ve ardından, çevredeki tüm sesler yok oldu.
 
Rüzgâr duvarının dışındaki Reenkarnatörler olduğum tarafa doğru bir şeyler haykırıyorlardı ama onları duyamıyordum. Pungbaek dışarıdan gelen tüm sesleri kesmişti.
 
Muhtemelen konuşmamızı başkalarının duymasını istemiyordu.
 
[Ey Yarımada’nın torunu, cesaretinin öykülerini duydum. Şöhretin dört bir yana yayıldıkça, Yarımada’nın statüsü de buna bağlı olarak daha da yükseliyor. Bu tanrı, mevcut durumu oldukça tatmin edici buluyor.]
 
Momentumunu artırmakla meşgul olan Yoo Joonghyuk’a gözlerimle hızla bir işaret gönderdim — ona dayanmasını, en azından önce bu adamı bir dinlememiz gerektiğini söyledim.
 
[Ancak, son zamanlarda yabancı Takımyıldızlarıyla uygunsuz ilişkiler kurduğuna dair rahatsız edici hikâyeler duydum.]
 
...Yine de bunu dinlemeye devam edip etmemem gerektiği konusunda şüpheye düşmeye başlamıştım.
 
[Başmelekler ve Şeytan Krallar aslen Doğu Asya ya da Yarımada kökenli Takımyıldızları değildir. Yani, onlar yabancı nüfuzlardır.]
 
Han Sooyoung bana sinsi bir bakış fırlattı.
 
– Hey, sen. Bu adamın böyle konuşmasına izin mi vereceksin yani?
 
– Onu kesip biçeceğim.
 
– Ne oluyor be, hatlar mı karıştı nedir? Yoo Joonghyuk’un sesini nasıl duyabiliyorum?
 
– Gün Ortası Buluşması’nın alanını birleştirdim.
 
Açıklamamın ardından ondan ve Yoo Joonghyuk’tan peş peşe mesajlar yağdı.
 
– Hey! Saçmalamayı bırak!! O kibirli piçin sesini kafamın içinde duymamı mı istiyorsun bir de?
 
– Lafı ağzımdan aldın.
 
İkisinin birbirine hırlamasını izlerken hafifçe iç çektim.
 
– Kesin şunu, ikiniz de. Şu an önemli olan bu değil, öyle değil mi?
 
Biz sohbet odamızda dalaşırken, Pungbaek hâlâ o sıkıcı ahlak dersine devam ediyordu.
 
[...yani, torunun yabancı nüfuzlara karşı bu dostane tavrı Yarımada’ya büyük bir leke sürmüştür ve bu tanrı bunu ağır bir suç olarak görmektedir. Ancak, eğer sen, yani torun, bu mesele üzerinde derinlemesine düşünür ve pişmanlık duyarsan, o zaman...]
 
Allah aşkına, bir de sözlere katılan bir Takımyıldızı bile ortaya çıktı.
 
[Takımyıldızı Milli Tecrit Politikasının Kurucusu, Göksel Rüzgâr Tanrısı’nın iddiasına kısmen katılıyor.]
 
Elbette herkes öyle değildi; ne de olsa bizim küçük yarımadamız şaşırtıcı derecede geniş bir Takımyıldızı çeşitliliğine sahipti.
 
[Takımyıldızı Adaletin Kel Generali kafasını parlatıyor.]
 
[Takımyıldızı Joseon’un İlk Şamanı dilini şaklatıyor.]
 
[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri can sıkıntısıyla esniyor.]
 
[Kore Yarımadası’ndaki Takımyıldızlarının bir kısmı Göksel Rüzgâr Tanrısı tarafından yapılan bu açıklamayı çağ dışı buluyor.]
 
[Kim anonim Niteleyicilerin arkasına saklanıp ileri geri konuşmaya cüret ediyor?!]
 
Pungbaek’in gerçek sesi havada gök gürültüsü gibi çınlarken, yukarıdaki gökyüzü uğursuzca değişmeye başladı. Bu muazzam auranın baskısı altında kalan birkaç Takımyıldızı aceleyle çenelerini kapattı.
 
Durum ne olursa olsun, o Yarımada’nın ata tanrısına çok yakın bir varlıktı.
 
Alınan bireysel miktar farklı olsa da, Yarımada’nın Takımyıldızları gerçekten de <Hongik>’ten faydalar ve lütuflar görmüştü ve sonuç olarak hiçbiri onlara yüz yüze meydan okuyamazdı.
 
Cheok Jungyeong’un kendisi bile.
 
[Bu arada, neden hâlâ ayaktasın?]
 
Sonunda Pungbaek’in bakışları üzerime dikildi. Mevcut atmosfer az önceki hâline kıyasla çok az da olsa değişti.
 
[Sana diz çökmeni söylemedim mi?]
 
Üzerime devasa bir baskı çöktü. Sadece benim üzerime de değil; tüm <Kim Dokja’nın Şirketi> ekibinin üzerine yüklendi.
 
[Nebula <Hongik>’ten Hikâyeler, <Kim Dokja’nın Şirketi>’ni gözlemliyor!]
 
Sanki devasa, kadim bir ağaç bize bakmak için eğilmiş gibiydi — yeni doğmuş bir filiz için ayrılmış besinlerin üzerine salyalarını akıtan dev bir ağaç.
 
Cevabımı vermeden önce bir süre o bakışlara sessizce karşılık verdim. “İstemiyorum.”
 
[Demek öyle, istemi... Ne dedin sen?]
 
“İstemiyorum dedim.”
 
[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri bu tavrını beğendi.]
 
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası, ilk önce bir yumrukla başlaman için seni kışkırtıyor.]
 
“Ben buraya Büyük Savaş’a katılmaya geldim, senin önünde diz çökmeye değil.”
 
[Ne kadar da sınırsız bir kibir. Cesaretini takdir etmiş ve günahlarını bağışlamak istemiştim ama...]
 
“Beni bağışladıktan sonra ne olacak peki?”
 
Pungbaek’in kaşları bu iğneleyici cevabım karşısında titredi.
 
“<Kim Dokja’nın Şirketi>’ni <Hongik>’in otoritesi vasıtasıyla yutmayı düşünüyordun, değil mi?”
 
Gizli planı tam isabetle yüzüne vurulmuş gibi, o mesafeli Takımyıldızının ifadesinde artık öfke kırıntıları seçilebiliyordu.
 
[Grubunun <Hongik>’in kanatları altına girmesi kadar bariz bir şey olamaz.]
 
“Neden böyle düşünüyorsun?”
 
[Başlangıçta <Hongik> gücünü ortaya koymasaydı, Nebulan doğmuş bile olamazdı.]
 
Çocuğu tarafından ihanete uğramış bir ebeveyn gibi, Pungbaek bana doğru bağırmaya başladı.
 
[<Hongik>, Yarımada’nın kurucusudur! Sizi biz doğurduk, takip etmeniz gereken ahlakı biz belirledik ve kuralları biz koyduk. Ne göreceğinizi, ne hissedeceğinizi ve ne düşüneceğinizi belirleyen bizdik. <Hongik>’in Hikâyesi var olduğu için sen şu an burada varsın ve o Hikâye sayesinde hayatta ka...]
 
“Dünya zamanıyla dört yıl önce, Kore Yarımadası’nda ‘senaryolar’ başladı.” Pungbaek’in sözlerini kestim. “Yarımada ölümcül bir tehlikeye düştüğünde, <Hongik> o sırada ne yapıyordu?”
 
[...!!]
 
“Yarımada’da senaryolar başladığında, [Mutlak Taht] ortaya çıktığında, Dış Tanrılar ve Felaketler yeryüzüne indiğinde ve Yarımada’nın Enkarnasyonları ile Takımyıldızları onlar yüzünden birlikte çalışmak zorunda kaldığında...”
 
Her kelimeyi söylediğimde bazı anılar zihnime hücum etmeye başladı. Güvenecek kimsesi olmayan insanların bir araya gelmesiyle aşılan senaryolar; kör tahtın üzerine inen [Dört Yin Şeytan Kesen Kılıç] ve Olasılıklarını o silaha ödünç veren Yarımada’nın Takımyıldızları.
 
[Hikâye Kralsız Dünyanın Kralı, Göksel Rüzgâr Tanrısı’na dik dik bakıyor!]
 
[Hikâye Kralsız Dünyanın Kralı hikâye anlatımına başladı!]
 
Ben hiçbir şey yapmamıştım, yine de Hikâye kendi kendine canlanmaya başlamıştı. ‘Kralsız Dünyanın Kralı’, [Mutlak Taht] yok edildiğinde doğmuştu.
 
Bu Hikâyenin hikâyesini okudum ve benim aracılığımla bu Hikâye kendi adına konuştu. “O zamanlar, sen ve o çok yüce <Hongik> Takımyıldızları neredeydiniz? Ve hepiniz ne halt ediyordunuz?”
 
Tıs-çaçaçaçaçat!
 
[Seni piç!]
 
Pungbaek, her an kan kusacakmış gibi dik dik bana baktı.
 
“Elbette, senin ve <Hongik>’in Yarımada’ya ilk dönemlerinde yardım etmek için çok çaba harcadığınızı biliyorum. Sahip olduğunuz Hikâyenin değerini kabul ediyorum. Ne yazık ki bu, Yarımada’daki herkesin size sadakat yemini etmesi gerektiği anlamına gelmiyor.” Pungbaek’in sakalının öfkeden titremesini izlerken konuşmamı bitirdim. “Herkesin ‘senaryoları’ temizlemek için kendine has bir yolu vardır. Yarımada’nın en yüksek kademe Takımyıldızı olsan bile, <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin eylemlerine müdahale edemezsin.”
 
Cheok Jungyeong bu cüretkâr, korkusuz ses tonumdan keyif alıyor gibi görünüyordu. Pungbaek’in bu şekilde muamele gördüğünü muhtemelen ilk kez izliyordu.
 
[Nasıl, nasıl cüret…!]
 
Söyleyecek söz bulamayan Pungbaek’in yerine, arkasından bir Hikâyenin güçlü aurası yükseldi.
 
[Nebula <Hongik>’in Dev Hikâyesi dik dik sana bakıyor!]
 
[Nebula <Hongik>, köklerini <Kim Dokja’nın Şirketi>’ne doğru uzatıyor!]
 
<Hongik>’e ait Dev Hikâyeler, ağaç dalı gibi gökyüzüne doğru birer birer yükselmeye başladı ve sonunda devasa bir ağaç silueti oluşturdu. Bunun ne olduğunu hemen anladım.
 
Gökyüzünü aşağıdaki Dünyaya bağlayan ağaç, aynı zamanda <Hongik>’in uygulamaya koyduğu tüm Hikâyelerin bütünlüğü; tüm bu Hikâyeleri destekleyen tek bir Hikâye.
 
Efsanevi Ağaç, Shindansu.
 
<Hongik>’in her Hikâyesi tam gözümün önündeki o ağaçla başlıyordu. Shindansu kutsal aurasını dört bir yana yaydı ve Hikâyelerden oluşan dallarını uzattı.
 
Sözlü uyarısının tek başına işe yaramadığını görünce, bu kez gücünü göstermeye karar vermişti. Ne tatsız bir deneyimdi ama.
 
Bu durumdaki asıl tatsız olan şey ise şuydu...
 
“<Hongik>’in gerçek en yüksek rütbeli Takımyıldızlarının gerçekten de ortadan kaybolduğunu görüyorum.”
 
[...Bununla ne demek istiyorsun?]
 
Bu Shindansu, bildiğime kıyasla çok daha küçük ve hırpaniydi. Sadece bu da değil, ağacın bize doğru uzanan köklerinin uçları dehşet verici derecede hasar görmüştü. Gördüğüm şey, uzun süredir besin ememedikleri için şekillerini koruyamayan Dev Hikâyelerdi; bu köklere bağlı dalların çoğu tanınmayacak derecede kurumuştu.
 
<Hongik>’in şu anda elinde bulundurduğu her şeyin toplamı buydu işte.
 
“Bu sözleri sana acıdığım için söylüyorum.”
 
Benim bildiğim orijinal hikâyedeki ‘Pungbaek’, bu adam gibi dik kafalı bir moruk değildi. Elbette etraftaki en sıcak kanlı adam sayılmazdı ama yine de çok daha büyük bir sınıfa ve doğruluğa sahip bir Takımyıldızıydı.
 
Ancak <Hongik>’e bir şeyler olmuş ve Nebulanın nüfuzu hızla küçülmüştü. Pungbaek’in bu kadar sefil duruma düşmesinin nedeni muhtemelen o olayla ilgiliydi.
 
[Bu tanrıya küçümseme göstermeye nasıl cüret edersin?!]
 
Pungbaek kükredi ve rüzgârın güçlerini harekete geçirdi; devasa bir fırtına enerjisi etrafımızda toplanmaya başladı. Muazzam Statü tüm diyarı baskılarken, ‘Kaizenix Takımadaları’ndan gelen Reenkarnatörler acı içinde kıvranmaya başladılar.
 
Han Sooyoung beni bir kez daha dürttü.
 
– Kim Dokja.
 
Başımı salladım.
 
<Hongik>’in şu anki görünümü acınası olsa da, günün sonunda bunun bizimle hiçbir ilgisi yoktu.
 
Öne doğru bir adım attım, bu hareketim yanımdaki Yoo Joonghyuk’un kılıcını kınından çıkarmasına, Han Sooyoung’un ise sol kolundaki sargıları çözmesine neden oldu. Ve sonra...
 
[Dev Hikâye Şeytan Diyarı’nın Baharı hikâye anlatımına başladı!]
 
[Dev Hikâye Miti Yutan Meşale hikâye anlatımına başladı!]
 
Şimdiye kadar zapt edilen Dev Hikâyeler aynı anda ağızlarını açtılar. Sadece bu da değil...
 
[Dev Hikâye Kaizenix Takımadaları hoşnutsuzmuş gibi anlatısını tekrarlıyor.]
 
...Üstelik bizim bile olmayan bir Dev Hikâye ile birlikte.
 
Şu-vah-eh-eh-ehk!!
 
Bize doğru uçan dev ağacın kökleri, Hikâyelerimizden yükselen dalgalarla birlikte ufalanıp yok olmaya başladı.
 
[Dev Hikâye Shindansu’nun gövdesi büyük bir acı içinde!]
 
Bizi tamamen yutmak için uzanan o tehditkâr kökler bir anda duraksadı ve yiyip bitiremedikleri Hikâyelerden korkmuşçasına dağıldı. Hâmâ sağlam olan kökler gecikmeli olarak geri çekildi ve kurumuş, kemikli dallar yüksek sesle çığlık attı.
 
[Dev Hikâye Shindansu’nun gövdesi, Göksel Rüzgâr Tanrısı’nın emirlerine uymayı reddediyor.]
 
[Ama nasıl...?]
 
Shindansu köklerini geri çekti ve anında gözden kayboldu.
 
Sahip olduğumuz Dev Hikâyelerin Statüleri karşısında muhtemelen büyük bir şoka uğrayan, dehşete düşmüş Pungbaek birkaç adım geriye doğru sendeledi.
 
Tarafsız bölgeye dağılmış olan Takımyıldızlarının, bu kargaşadan irkilerek bu yöne baktıklarını hissettim.
 
[Baat!]
 
Biyoo, sanki bu anı bekliyormuş gibi aniden başımın hemen üzerinde belirdi. Aynı zamanda, kanalının açıldığını hissettim.
 
[Çok sayıda Takımyıldızı kanala katıldı!]
 
Biyoo’nun kanalı Bihyung’un yayın kanalına bağlıydı; o Dokkaebi’nin memnun yüzünü şimdiden gözümün önüne getirebiliyordum.
 
Bu durumu neden tetiklediği oldukça açıktı; her ne kadar bu durumdan pek memnun olmasam da, bu zaten er ya da geç yapılması gereken bir şeydi.
 
[Takımyıldızı Adaletin Kel Generali sesine kulak veriyor!]
 
[Takımyıldızı Deniz Savaşı Tanrısı hikâyeni bekliyor.]
 
[Şeytan Kral Doğu Cehenneminin Hükümdarı dik dik sana bakıyor.]
 
[Takımyıldızı Cennetin Kâtibi seni bekliyor.]
 
[‘İyi’, ‘Kötü’ ve ‘Tarafsız’ Takımyıldızları seni dikkatle gözlemliyor.]
 
Birbirinin ardına birkaç dolaylı mesaj belirdi.
 
Pungbaek’e baktım ve sadece <Hongik>’i hedef almayan bir uyarıda bulunmak için dudaklarımı açtım. “Yaptığımız her şeyin doğru olduğunu söylemeyeceğim. Ancak yürüyeceğimiz yollara yalnızca biz karar vereceğiz.”
 
Dünyanın Takımyıldızlarına doğru yüksek sesle ilan ettim.
 
“Ve hiç kimse kararımızı değiştiremez.“
 
+
 
Bölüm Sonu Notları:
 
*¹ Pungbaek: Antik Kore’nin kurucusu Dangun’un babası olan Göksel Kral Hwanung’a hizmet eden üç tanrı/bakandan biridir.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi