Bölüm 426
Çeviri: Sansanson
80.Kısım – En Güçlü Müttefikimiz (4)
Batıya Yolculuğun sonunu sadece ben biliyorum?
Ben bu tanıtımı daha önce nereden duymuştum?
Önce içeri girip bu odanın durumunu kontrol etmeye karar verdim.
[‘Oyuncu 8’ -nim 6731. Hikâye odasının bekleme alanına giriş yaptı.]
Neyse ki Hikâyeleri henüz başlamamış gibi görünüyordu. Ancak zaten Sun Wukong rolü dolmadan başlayamazlardı, bir de o vardı tabii.
Odaya girdikten sonra çevre değişti ve aniden büyük yuvarlak bir masa belirdi.
Masanın sandalyelerinin üzerinde gerçek insanlar yerine kare sohbet pencereleri süzülüyordu. Bunlar diğer rolleri oynayan katılımcıları simgeliyordu.
[Oyuncu 1 şu anda Zhu Bajie rolünü seçti.]
[Oyuncu 2 şu anda Sha Wujing rolünü seçti.]
[Oyuncu 6 şu anda Tang Sanzang’ın Beyaz Atı rolünü seçti.]
Oyuncuların yüzleri soru işaretleriyle kapatılmıştı. Görünüşe göre bu, gerçek oyuncuların kişisel bilgilerini korumak amacıyla yapılmıştı.
Tamam, ama şimdilik bunu boş verelim... Burada bu kadar çok oyuncu vardı, yine de henüz kimse ‘Sun Wukong’ rolünü seçmemiş miydi?
– Oyuncu 8: Herkese merhaba.
Belki de hepsi oturumu kapatmıştı ya da başka bir şey vardı, çünkü ben ortaya çıktıktan sonra bile kimse sohbet odasına bir mesaj yazma zahmetine girmedi. Ama sonra...
– Senaryo Ustası: naber?
– Senaryo Ustası: Hangi rolü istiyon?
Hemen ortadaki sohbet odasına cevabımı yazdım.
– Oyuncu 8: Sun Wukong rolü hâlâ boş mu?
– Senaryo Ustası: evet boş.
– Oyuncu 8: Bu çok garip.
– Senaryo Ustası: İstediğimiz biri vardı ama gecikti... Sun Wukong olmak istiyon mu?
Bu herif, düzgün cümleler yazmama gibi bir alışkanlığa sahip gibi görünüyor.
Tam böyle birini senaryonun ustası olarak kabul etmenin doğru olup olmayacağı konusunda endişelenmeye başlamıştım ki, sanki gönderen aklımı okumuş gibi şüpheli derecede iyi bir zamanlamayla bir mesaj belirdi.
– Senaryo Ustası: o türü avucumun içi gibi bilirim. Senaryonun ‘niteliği’ konusunda endişelenme.
Evet, bu tür bir dil bilgisine sahip birine güvenmek gerçekten çok zor. Yine de birkaç şeyi test etmeye karar verdim.
– Oyuncu 8: Odanın başlığı hakkında soru sormak istiyorum. Şu [Emekli SSSSS-dereceli Son Wukong oldum] hakkında.
– Senaryo Ustası: evet ben sorumluyum.
– Oyuncu 8: Neden beş tane ‘S’ harfi var?
– Senaryo Ustası: ilgi çekmek için o kadar lazım.
...Hmm, belki de gerçekten bir şeyler biliyordur?
Yine de herhangi bir saygı ifadesi kullanma zahmetine girmemesi sinirimi bozdu.
Sorularıma devam ettim.
– Oyuncu 8: Sun Wukong gerçekten başkahraman, değil mi?
– Senaryo Ustası: evet evet evet
– Oyuncu 8: Seyirci orijinal eserin ana karakterini olduğu gibi bırakmaktan bıkmaz mı? Son zamanlarda yan karakterlerin veya figüranların başkahraman olması bir trend sanıyordum.
Zayıf noktasını tam olarak yakaladığımı düşünmüştüm ama ustanın tepkisi şaşırtıcı derecede sakindi.
– Senaryo Ustası: Oh, pazar araştırması yapmışsın gibi görünüyor.
– Oyuncu 8: Sadece basit bir göz gezdirmeydi.
– Senaryo Ustası: Nim’in figürandan kahramana dönen hikâyelerin iyi iş yaptığı konusundaki lafları doğru. Ama bir numara olmak istiyorsak Sun Wukong başkahraman olmalı. Bir jürinin bakış açısından düşün.
– Oyuncu 8: Hmm...
– Senaryo Ustası: önemli olan kimin ana karakter olduğu falan değil, ne kadar ‘tanıdık olmayan bir karakter’ olduğudur. Ve piyasada figürandan kahramana dönen çok fazla hikâye var.
...Şu herife de bakın hele?
İlk bakışta aklına ne gelirse sallıyormuş gibi görünebilirdi ama az önce söylediği şey yanlış değildi.
Çoğu zaman, böyle anlarda zirveye oturanlar geleneksel kahramanları barındıran hikâyeler olurdu.
Örneğin, Fei Hu’nun [Gerçek Batı’ya Yolculuk] hikâyesinde Sun Wukong ana karakterdi.
– Oyuncu 8: ‘Emekli Sun Wukong’ konseptini bu yüzden mi seçtin?
– Senaryo Ustası: evet evet
– Oyuncu 8: Emekli Sun Wukong ne yapacak peki?
– Senaryo Ustası: hiçbi şey.
– Oyuncu 8: ??
– Senaryo Ustası: ah, bu bi spoiler o yüzden konuşmak yok. Ee, var mısın yok musun?
Bir ikilemde kalmıştım.
– Senaryo Ustası: Eğer yoksan acele et ve çık. Fazla zamanımız yok. Gelecek 5 saniyede cevap gelmezse seni şutlarım.
Emekli bir Sun Wukong’un başkahraman olarak nasıl işleyeceğini ben de merak ediyorum aslında...
[4. Hikâye odası listesi beş dakika içinde kapanacaktır!]
Şimdi başka bir oda aramaya kalkışırsam zamanı çok ucu ucuna yetiştiririm.
Lanet olsun, burada başka seçeneğim yok.
Ne tür bir senaryo olursa olsun, elimden gelenin en iyisini yaptığım sürece sorun olmaz, değil mi?
– Oyuncu 8: Varım.
– Senaryo Ustası: Hmm. O zaman soru sorma sırası bende.
– Oyuncu 8: Ne hakkında?
[Senaryo Ustası bilgilerini doğrulamak istiyor.]
[Lütfen ifşa etmek istediğin bilgileri seç.]
Bilgilerimi mi görmek istiyor?
– Oyuncu 8: Bu gerçekten gerekli mi?
– Senaryo Ustası: Sadece adını bilmek istiyom.
...Adım, öyle mi?
Bilgilerimin bir kısmını göstermeye karar verdim.
[Oyuncu 8-nim bir ‘Takımyıldızıdır’.]
[Oyuncu 8-nim’in Niteleyicisi ‘Işık ve Karanlığın Gözcüsü’dür.]
[Geçerli bilgiler yalnızca ‘Senaryo Ustası’na açık hâle getirilmiştir.]
Senaryo Ustası bir süre yanıt vermedi.
Heh, gördükleri karşısında şoke olmuş olmalı.
– Senaryo Ustası: Ehng? Bir Takımyıldızı-nim miydin? Ama neden buradasın, böyle ucuz bir odada?
Hızla cevap verdim.
– Oyuncu 8: Dışarıdan öyle görünmeyebilirim ama dövüşmeyi biraz bilirim. Emekli Sun Wukong olmayı canıgönülden istiyorum!
– Senaryo Ustası: Yine de bu işte bi bit yeniği var sanki?
– Oyuncu 8: Asıl eğlence popüler olmayan bir Hikâyeyi temelden büyütmektedir, katılmaz mısın?
– Senaryo Ustası: Bu arada, şu mantının olayı ne?
...Mantı mı?
[Şu anda sana evcil hayvanın Murim mantısı eşlik ediyor.]
Siktir, bu herifin benimle burada olduğunu unutmuşum.
– Senaryo Ustası: Ama evcil hayvanlar için rolümüz yok ki?
– Oyuncu 8: O sadece bir mantı. Tam olarak bir evcil hayvan bile sayılmaz.
– Senaryo Ustası: Hmm, biraz tuhaf oldu sanki. Fikirleriniz ltfn?
Şaşırtıcı bir şekilde, Senaryo Ustası gidip diğer oyuncuların da fikrini sordu.
[Oyuncu 1-nim ‘Bir Murim mantısıysa sorun değil’ diyor.]
[Oyuncu 4-nim ‘Usta canı ne isterse onu yapmalı’ diyor.]
[Oyuncu 3-nim ‘Bu oyunu hemen şimdi oynamak istiyorum’ diyor.]
Neyse ki diğer oyuncular itiraz etmedi.
– Senaryo Ustası: tmm yapıyoruz madem o zmn Murim tarzı insanları da dahil edelim
– Oyuncu 8: Teşekkürler.
– Senaryo Ustası: görüşürüz
Kısa bir süre sonra geri sayım başladı.
5, 4, 3, 2, 1...
[Hikâye odası Emekli SSSSS-dereceli Son Wukong oldum, hikâye anlatımına başladı!]
[Bu Hikâye odasının olay örgüsü, Senaryo Ustası tarafından belirlenen çizgiyi takip edecektir.]
[Hikâye Odasının ana olay örgüsüne jüriler veya seyirciler tarafından müdahale edilebilir.]
[Batıya Yolculuk Yeniden Uyarlama başlayacaktır!]
Ardından parlak bir ışık görüşümü kül grisine boyadı.
⸨Emekli SSSSS-dereceli Son Wukong oldum⸩
Karanlığın içinden şık bir şekilde harfler belirdi.
Böylece bu hikâyenin ana karakteri ‘Sun Wukong’ olmuştum ve bundan sonra bu oyuna katılacaktım. Dürüst olmak gerekirse, kalbim biraz küt küt atıyordu.
Gerçek bir hikâyenin başkahramanı olacağımı düşünmek...
「 Kim Dok ja şim di den de re yi gör me den pa ça la rı sı vı yor. 」
[Dördüncü Duvar]’ın sesi kafamın içine girerken, gözlerimin önünde mesajlar belirdi.
[Giriş bölümü başlıyor.]
[Giriş bölümü bir geçmişe dönüş sekansı aracılığıyla anlatılacaktır.]
[Geçerli bölüm boyunca, oyuncular yalnızca kendilerine atanan diyalogları konuşabilirler.]
[Senaryo Ustasının anlatımı şimdi başlıyor.]
Sonunda, karanlığın ötesinden bir ses geldi.
(Sanzang’ın grubuyla birlikte yapılan uzun yolculuğun sonunda, Sun Wukong nihayet Batı Bölgelerine ulaşmış ve kutsal Budist metinlerini elde etmeyi başarmıştı.)
Oh, demek başladı.
Sahne gerçekten de değişti ve ben farkına bile varmadan vücudum Sun Wukong’unkine dönüştü. Yoldaşlarım olabilecek kişiler etrafımdaydı ancak belki de bu bir geçmişe dönüş sekansı olduğu için yüzleri bulanıktı. Ve dudaklarım tamamen kendi kendilerine kıpırdamaya başladı.
“Sonunda emeklilik, öyle mi... Gerçekten uzun bir yolculuktu.”
Aynı zamanda, Sun Wukong’un anıları gözlerimin önünden uçup gitti.
Tang Sanzang tarafından kovulmak, Zhu Bajie tarafından arkadan bıçaklanmak ve hatta Sha Wujing tarafından terk edilmek. Tamamen işe yaramaz ahmaklardan oluşan derme çatma bir grubu yoldaş olarak yanında sürüklediği, kan revan içinde kalana kadar sayısız Yogoe yaratığına karşı savaştığı anılar...
Şimdi bunları görünce, bu durum biraz üzücü ve acı verici görünüyordu. Demek Batıya Yolculuk, Sun Wukong’un bakış açısından bu şekilde görünüyordu.
Ama tam o sırada garip bir ses duydum.
[Bunu böyle bitirmeyi mi planlıyorsun?]
Aşağı baktığımda kutsal metinlerin aniden benimle konuştuğunu gördüm.
[Gerçekten bu tür bir hikâyeyle tatmin oldun mu?]
Bundan biraz etkilenmiştim. Demek hikâyemizin olay örgüsü bu şekilde başlayacaktı, öyle mi?
Kutsal Budist metinlerinin üzerinde kelimeler yükselmeye devam etti.
[Bu adaletsizliğe içerlemiyor musun? Mantıksız nedenlerden dolayı Sanzang tarafından kovulmayı deneyimledin ve defalarca zulüm çekmek zorunda kaldın.]
[Hepsi bu kadar mıydı? İşlemediğin suçlar yüzünden Kısıtlayıcı Başlık tarafından işkence gördün.]
[Sırf Budizm yolunda yürüme mantığı yüzünden, Takla Bulutuna binerek göz açıp kapayıncaya kadar hedefine ulaşabilecekken Tang Sanzang’ı korumak ve yıpratıcı bir yolculuğa sadık kalmak zorunda kaldın.]
Kesinlikle, Batıya Yolculuk, Sun Wukong’a davranma konusunda zalimce yönlere sahipti.
[Ve böyle çetin bir yolculuğun sonucu senin ‘Cennet’e yükselmen mi? Bu sonuç seni gerçekten çileden çıkarmıyor mu?]
Şimdi duyduğumda, bu durum bir şekilde büyük bir adaletsizlik gibi geliyordu kulağa.
[En baştan yeniden başlayabilirsin.]
“...En baştan yeniden mi?”
[Bu yolculuğa bir kez daha en baştan başlayabilirsin.]
Tam o sırada sırtımdan aşağı uğursuz bir ürperti indi.
Lanet olsun, bu bir regresyon hikâyesi miydi?
Dudaklarım yine tamamen kendi kendilerine kıpırdamaya başladı. “Ne saçmalıyorsun? Bu kadar rezilliği çektikten sonra buraya geldim, şimdi o pisliği en baştan tekrar mı yaşamamı istiyorsun?”
[Hayır, bu sefer acı çekmeyeceksin.]
“Ne?”
[Yoldaşlarını sonuna kadar sömür ve kimseyi kurtarmayan bir varlığa dönüş. Gerçekten de, sadece kendisi için yaşayan bir ‘Şeytan Kral’ olacaksın.]
Tam o anda, kutsal metinlerden göz kamaştırıcı ışık huzmeleri patladı.
[Geçmişe dönüş sekansı sona erdi.]
[Oyun ciddi anlamda başlıyor!]
Görünüşe göre buraya kadar olan hikâyenin hepsi giriş bölümünün bir parçasıydı. Bu da gerçek bölümün şimdiden başlayacağı anlamına geliyordu. Sanki bu anı bekliyormuş gibi, görüş alanımda ‘Bölüm 1’ kelimeleri belirdi.
Ve ardından feci şekilde şaşkına döndüm.
~Bölüm 1. Kurtuluşun Şeytan Kralı~
...Wha??
Sanki aklımı okumuş gibi, anlatım tekrar başladı.
(Pek bilinen bir masal değildi ancak bir zamanlar Sun Wukong’a ‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’ denirdi.)
Bunun ne biçim bir saçmalık olduğunu merak ediyordum ama şimdilik sonuna kadar dinlemeye karar verdim.
(Bu küçük taş maymunun, diğer insanları kurtarmak için kendini feda etmek gibi berbat bir alışkanlığı vardı ve onun bu istenmeyen kurtarma girişimlerine maruz kalanların çoğu psikolojik yaralarla baş başa kalırdı.)
(Göklerin tanrıları ve Budaları bu yüzden onu sürekli eleştirirdi, yine de o taş kafalı ahmak diğer insanları kurtarmak için hayatını defalarca çöpe atmaya devam etti.)
H-hayır, bi’ dakika bekle.
(Göklerin Yüce Yeşim İmparatoru ve Budası, Sun Wukong’un bu tür eylemlerini artık daha fazla kabul edemeyeceklerini hissettiler ve Maymun Kralı Mermer Dağı’nın altındaki taş sandığa hapsettiler.)
(Ve hikâyemiz tam oradan başlıyor.)
[Jüri Taş Maymunların Kralı, bu özel arka plan hikâyesini beğendi.]
[Jürilerin bir kısmı mevcut trendi yansıtan olay örgüsü için puan verdi.]
[2 puan verildi.]
Dikkatim ‘mevcut trendi yansıtan’ mesajına çekildi. Ahh, demek ki sebebi buydu?
[İlk bölüm başladı.]
[Kısıtlamasız konuşma bölümü başladı.]
[Rolüne göre hareket ederek ilginç ve keyifli bir Hikâye yaratmak için elinden geleni yap.]
Şiddetle ürperdim ve kendime geldim. Vücudumun çeşitli yerlerinden yukarı ürpertiler tırmanıyordu ve sırtım da deli gibi ağrıyordu. Etrafıma zifiri karanlık toprakların döküldüğünü duydum. Şu anki durumum, dağın altından sadece kafamın dışarı dikizliyor olmasıydı.
[Şu anda Beş Element Dağı’nın altında mühürlüsün.]
Pekâlâ, görünüşe göre şu anda Beş Element Dağı tarafından dümdüz ediliyordum.
[Seyirciler tepkinin ne olacağını merak ediyor.]
(Senaryo Ustası rolüne uygun bir şey söylemen için seni sıkıştırıyor.)
Bu, ana karakterin regresyonunu yeni bitirdikten sonraki ilk sahnesiydi.
Bu durumun tür romanlarında sıkça karşımıza çıktığını gördüğüm için, burada ne söyleyeceğim konusunda oldukça aşina olacağımı düşünmüştüm ama kendimi o karakterlerin yerine bulduktan sonra ne diyeceğimi bile hayal edemiyordum.
Yine de ne olursa olsun bir şeyler söylemeye karar verdim.
“Neredeyim ben? Az önce kutsal metinlerle geri dönmüyor muydum?”
Açıkçası, aklı başında hiçbir normal insan kendi kendine böyle konuşmazdı.
“...Beş Element Dağı mı?! Hadi canım, gerçekten regresyon mu geçirdim?”
Bu yüzden, bu tür replikleri kolaylıkla mırıldanabilen kendime şaşırmadan edemedim.
[Seyirciler şu anki durumunu anlıyor.]
(Senaryo Ustası diyalog içgüdülerini onaylayarak başını sallıyor.)
(Senaryo Ustası seni takdir etti.)
Lanet olsun. Şu an bir deliğe girip saklanmayı o kadar çok istiyordum ki.
[Seyircilerin bir kısmı bir sonraki sahneyi merakla bekliyor.]
Batıya Yolculuğun olay örgüsünü hatırladım.
Orijinale göre, Sun Wukong’un Beş Element Dağı’nın altında 500 yıl beklemesi gerekiyordu. Ve böylece beş dakika geçti, ardından bir on dakika daha.
...E-eiii, imkânı yok, değil mi?
(Sun Wukong’un kulakları, uzaktan gelen gürültülü sesleri duyduktan sonra dikildi.)
Rahat bir nefes aldım. Şimdi orijinale göre, Sun Wukong’un karşılaştığı ilk kişi Tang Sanzang’dı.
(Kendisine yaklaşan tanıdık insanlara bakarken, Sun Wukong kadim geçmişi yad etmeye başladı.)
Bulunduğum yere doğru iki çocuk yürüyordu. Sevimli görünen Budist cübbeleri giymiş ve kafalarına oyuncak benzeri taçlar takmış iki çocuk.
(Tang Sanzang ile ilk karşılaştığı o günün anıları.)
(Sun Wukong pembe dizileri aratmayan o yad edişin içinde kaybolmuştu.)
Şimdi sırtımdan aşağı yavaşça ürpertiler indi.
Az önce hissettiğim o ufacık dejavu hissi şimdi yavaş yavaş gerçeğe dönüşüyordu. Gürültüyle vızıldayan [Dördüncü Duvar] bana sordu.
「 Ger çek ten bil mi yor muy dun? 」
Cevap veremedim.
O beş ‘S’ harfini gördüğümde kapıldığım o şüphe; her ne kadar imkânsız olduğuna inansam da, kalbimin bir parçası hâlâ umut etmeye devam ediyordu.
Dişlerimi sıktım ve kayıp gitmeye çalışan bilincime tutunmak için elimden geleni yaptım.
“Ah, işte orada. Bence şu ahjussi.”
“Gidip ona bir sorayım.”
Onlar belki de dünyanın en küçük ‘Sanzang’ çiftiydi.
Lee Gilyoung kaldırmak için kafamı yakaladı ve ardından bana sordu.
“Lan piç, sen ‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’ Sun Wukong musun?”
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.