Bölüm...
Comedy, Drama, Fantasy, Novel, School, School Life

Bölüm 3

Yaklaşan Bela (I)
Yazar: Brauns Show Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.320

Ertesi gün Su Bei sınıfa girdiğinde herkes ona tuhaf gözlerle bakıyordu. O ise istifini bozmadan, soğukkanlılıkla sırasına geçti.

“Hey, Su Bei’nin yüzüne baksanıza; dün Mei Abla tarafından mı dövüldü? Ne kadar acımasızca, ah.”

“Eh, içler acısı. Bakınca bile insanın içi sızlıyor.”

Sınıftaki birkaç kız, Su Bei’nin şişmiş yüzünü işaret ederek fısıldaşıyordu. Seslerinde zerrece merhamet yoktu, sadece habis bir neşe ve başkasının talihsizliğinden zevk alma vardı.

“Nesi içler acısı olacak? Kendi kaşındı. Genç efendi Xu’yu ayartmaya çalışmasaydı. Genç efendi Shu’yu sevmeye cüret etmek de neyin nesi? Kendisinin ne mal olduğunu, ne kadar aşağılık biri olduğunu bilmiyor mu?”

“Aynen öyle. Çirkin ve şıllık… utanmazın teki.”

Kızlardan biri aslında “çirkin bir kızın yaptığı utanmazlıklar“ diyecekti ama Su Bei’nin yüzüne bakınca, şişmiş haliyle bile kendisinden daha güzel olduğunu fark edip “çirkin“ kelimesini yuttu. Yine de Su Bei’ye baktığı gözler alay ve bir tutam kıskançlıkla doluydu.

“Böyle bir çocuğu nasıl bir ebeveyn doğurmuş acaba? Hey, annesinin eskiden ne iş yaptığını biliyor musunuz?”

“Ne yapmış ki?”

“Büyükannemden duydum, annesi bedenini satıyormuş.”

“Kahretsin! Ne kadar iğrenç.”

“Su Bei’nin haline bakınca, o da ileride aynı şeyleri yapmayacak mı…”

“Hepiniz çenenizi kapatın!”

Kızlar, Su Xiaobao’nun aniden kükremesiyle şoke oldular. Dönüp öfkeden deliye dönmüş Su Xiaobao’yu görünce, içgüdüsel olarak bir adım geri çekildiler. Ancak içlerinden biri inatla yüzünü Su Xiaobao’ya döndü: “İstediğimizi söyleyebiliriz, sanane? Ne oldu? Sözlerimizi şahsi saldırı mı sandın, yoksa sorun mu çıkarmak istiyorsun?”

“Senin gibi bir erkek, bir kıza vurmak mı istiyor? Hiç olur mu öyle şey?”

“Yapamayacağımı mı sanıyorsun?” Su Xiaobao yumruklarını sıktı.

“Sen… Su Xiaobao, söylüyorum sana, diğer öğrenciler izliyor, başımıza iş açma.”

Normalde diğer öğrenciler arkalarından dedikodu yaptığında, ikizler duysalar bile sağır taklidi yaparlardı. Kimse Su Xiaobao’nun gerçekten harekete geçeceğini düşünmemişti. Bütün sınıf, okulun ilk gününü hatırlıyordu; başka sınıftan birkaç çocuk Su Bei’nin kıyafetlerini çekiştirdiğinde, Su Xiaobao’nun onlarla kavgaya tutuşup gösterdiği o vahşi öfke diğer öğrencilerin ödünü koparmıştı.

“Su Xiaobao.” O anda Su Bei, kardeşini kolundan tuttu.

Dünyanın her yerinde böyle denetimsiz diller vardı. Bu sözler, yan binadaki inşaatın gürültüsü gibiydi; dinlemeye bile değmezdi. Bu insanlarla tartışmaya gerek yoktu. Ayrıca burası sınıftı ve eğer gerçekten kavga ederse, başı belaya girecek olan sadece o ve Su Bei olacaktı.

“O lafları bir daha duymayayım, yoksa ağzınızı yırtarım!” Su Xiaobao kızlara ters ters baktı. Hepsi korkmuştu, seslerini kestiler. Su Xiaobao’nun ani patlamasıyla sınıftaki dedikodular bıçak gibi kesildi, gürültücü öğrenciler de yerlerine oturdu. Su Xiaobao’nun yerine oturduğunu gören Su Bei de sırasına geri döndü.

Ders başladıktan on dakika sonra…

Normalde bu vakitlerde Su Bei ödevlerini sessizce grup liderinin masasına bırakırdı. Ancak bugün, Zhang Sha ödevini teslim alamamıştı. O sırada matematik temsilcisi, diğer gruplardan topladığı ödevlerle yanlarına geldi.

“Zhang Sha, grubunun ödevlerini topladın mı?”

“Hayır, bir kişi eksik.” Grup lideri bilinçaltında sesini alçaltarak Su Bei’nin olduğu tarafı işaret etti.

“O zaman git al ondan, çabuk ol! Ders başlamadan ödevleri yaşlı Zhang’e götürmem lazım!”

“Gitmek istemiyorum, onunla konuşmak istemiyorum. Matematik temsilcisi sensin, sen gidip al.”

“Sen gitmek istemiyorsan, beni niye gönderiyorsun?”

İki öğrenci birbirini iterken, Su Bei’ye sanki bulaşıcı bir hastalığı varmış gibi davranıyorlardı. Sonunda hem grup lideri hem de matematik temsilcisi birlikte Su Bei’nin masasına yürüdüler.

“Arkadaşım, ödevini henüz teslim etmedin mi?”

“Hayır,” dedi Su Bei dürüstçe. “Yapmadım.”

“Ödevi öğretmene götüreceğim. Sırf senin yüzünden sınıfımızın ödevi teslim edilmemiş olamaz…”

“Biliyorum, sadece adımı not et.”

“O zaman… pekâlâ, sen söyledin.” Matematik temsilcisi Su Bei’ye tuhaf bir bakış attı, bir an duraksadı ve sonunda bir kağıt çıkarıp ‘Su Bei’nin ödevini teslim etmediğini not etti.

Beklenildiği gibi, ikinci teneffüste Su Bei, ödevlerini teslim etmediği için sınıf öğretmeni tarafından ofise çağrıldı.

“Su Bei, bugün birkaç dersten ödevini teslim etmedin. Neler oluyor?” Su Bei ofise girdiğinde öğretmeni onu hemen sert bir yüz ifadesiyle sorguya çekti. Su Bei’nin yüzündeki şişlikleri fark etmemiş gibiydi; ya da fark etti ama kendi zihninde, öğrencisinin yüzündeki yaralanmaların okulun veya sınıf öğretmeni olarak kendisinin sorumluluğuyla hiçbir ilgisi yoktu.

“Özür dilerim öğretmenim, dün yaralanmıştım ve yüksek ateşim vardı, bu yüzden ödevlerimi yapamadım.” Su Bei doğrudan öğretmenin gözlerinin içine baktı.

“Yaralandın mı?” Öğretmeni ona tekrar, şöyle bir baktı.

“Evet.” Su Bei dünkü olayı ona anlattı.

Öğretmenin yüzü söylediklerini dinledikten sonra karardı, ama hemen normale döndü.

“Su Bei, notları iyi olan bir öğrencisin, derslerine odaklanmalısın. Sınıf arkadaşlarınla çatışmaya girmek, hatta kavga etmek kabul edilemez. Üstelik bu, ödevini yapmaman için bir bahane olamaz.” Öğretmen, Su Bei’yi sert bir dille eleştirdi.

Öğretmeninin dünkü olayı basit bir ‘çatışma’ olarak görmesini ve tek taraflı zorbalığı ‘kavga’ olarak tanımlamasını dinlerken Su Bei’nin gözlerindeki ışık söndü. Öğretmenin bu tavrına şaşırmamıştı. Kendi okuluna benzer ilçe düzeyindeki ortaokullar, öğrencilerin dersleri asmasıyla veya ödev yapmamasıyla ilgilenirlerdi ama fiziksel veya zihinsel gelişimlerini umursamazlardı.

Yine de Su Bei hayal kırıklığına uğramıştı.

Başını eğik tutarak, sakin ve inatçı bir sesle, “Öğretmenim, hiç ‘okul zorbalığı’ diye bir şey duydunuz mu?” diye sordu.

Öğretmeni öylece kaldı…

Daha önce duymamış olabilir miydi? Geçen ay okul yönetimi onları şehir merkezine, ana konusu okul zorbalığı olan bazı konferansları dinlemeye göndermişti. Ancak okulun durumu kendine has bir yapıdaydı; bir öğretmen olarak tek görevi dersini iyi anlatmaktı. Öğrencilere gelince, büyük bir olay çıkmadığı sürece gözünü kapatmayı tercih ediyordu.

“Senin dediğin kadar ciddi bir durum yok,” dedi öğretmen. “Bu meseleyi ben hallederim; Zhou Hongmei ve diğerlerini azarlayıp eğitirim. Çok fazla kafana takma.”

Bu yaklaşım gerçekten de baştan savmaydı ama başka yol da yoktu. Sorunlu öğrencileri yönetmek kolay değildi. Aileleri şehir dışında çalışıyordu ve onlara ulaşılamıyordu. Üstelik o ebeveynlerin çoğu, laftan anlamayan kaba saba insanlardı. Bu yüzden aileleri çağırılırsa belki okulda daha büyük olay çıkarırlardı ve sonunda başı belaya girecek olan yine kendisi olurdu.

Su Bei’nin başını eğip daha fazla karşı çıkmadığını görünce, çözümünü kabul ettiğini düşündü.

“Bu seferlik ödevini teslim etmemen kaza sayılır, bu yüzden seni cezalandırmayacağım. Ama bugün okul bitene kadar onları bitirmiş olmalısın, anlaşıldı mı?”

“Tamam, şimdi sınıfa dön.”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi