Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 418

79.Kısım – Gizemli Entrikacı (3)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 12 dk Kelime: 3.044

Çeviri: Sansanson
79.Kısım – Gizemli Entrikacı (3)
 
Han Sooyoung’un talepkâr tavrı, Yoo Joonghyuk’u hikâyesine başlamaya zorladı. Ancak anlattıkları kopuk kopuktu ve sürekli kendini tekrar edip duruyordu. On dakika bu şekilde geçip gitti; en sonunda Sooyoung sessizce dinlemeyi bıraktı ve araya girdi.
 
“Tamam, bu kadar yeter. Şu an sağlıklı düşünebilecek bir zihin yapısında olduğunu sanmıyorum, o yüzden söylediklerini senin için ben düzenleyeyim. Doğru anlayıp anlamadığımı belirtmen yeterli.”
 
Normal şartlarda bu kadar tek taraflı bir söz ondan sert bir tepki alırdı, ancak Yoo Joonghyuk karanlık ve kasvetli bir ifadeyle sadece başını sallamakla yetindi.
 
Han Sooyoung hemen işe koyuldu. “Kim Dokja’yı kurtarmaya gittin. Ama sonra, onu kaçırmak için başkası senden önce ortaya çıktı. Ve o birisi, hepimizin tanıdığı ‘Gizemli Entrikacı’ydı.”
 
Yoo Joonghyuk yine başını salladı.
 
“Ancak o adam seninle tamamen aynı yüze sahipti ve beyaz bir ceket giyiyordu.”
 
“Doğru.”
 
“Bunun sahte olma ihtimali nedir? Yani, o adama inanmak çok zor, değil mi? ‘Gizemli Entrikacı’nın sana benzemek için kılık değiştirmiş olması muhtemel.”
 
“Hayır, sahte olamazdı.”
 
“Nasıl yani?”
 
“1863. regresyon turundaki benim sahip olduğum Hikâyeyi kullandı.”
 
“...Şu Ölümsüz bilmem ne adlı, kulağa ergen işi gelen Hikâyeyi mi kastediyorsun?”
 
Han Sooyoung, “Tahmin etmiştim,” diyerek başını salladı. Hikâyesi yeniden devreye girerken gözbebekleri hafifçe büyüdü.
 
[Hikâye Öngörücü İntihal, hikâye anlatımına başladı!]
 
Gelişmelerden tamamen uzak kalan tek kişi olan Jung Heewon, kafası karışmış bir ses tonuyla bir şeyler söylemeye çalıştı. “Siz ikiniz neyden bahsediyorsunuz? ‘Gizemli Entrikacı’nın Joonghyuk-ssi’ye benzediğini mi söylüyorsunuz?”
 
Han Sooyoung ona kısa bir süre baktıktan sonra uzun bir iç çekerek cevap verdi. “Basitçe söylemek gerekirse, bu dünya çizgisinde iki tane Yoo Joonghyuk var.”
 
“...Bu mümkün mü ki?”
 
“Başka bir dünya çizgisinden gelen bir Yoo Joonghyuk bu dünyaya geçtiyse neden olmasın?”
 
“Bunu yapabiliyorlar mı?”
 
“Kim Dokja da benzer bir yöntemle başka bir dünya çizgisine gitmişti, değil mi? Şimdi asıl sorun, bunu tek başına yapabilecek kadar güçlü bir varlığın ne kadar muazzam bir seviyede olduğu...?”
 
Ne <Eden> ne de <Papirüs>’ün en üst rütbeli Takımyıldızları bile kendi güçleriyle başka bir dünya çizgisine geçemezdi. Ancak bu ‘Gizemli Entrikacı’, gerekli Olasılık bedelini tek başına karşılayabilecek kadar güçlüydü.
 
Jung Heewon’un çenesi hafifçe düşerken mırıldandı. “Acaba hangi dünya çizgisinden...”
 
“Aslında en yüksek olasılığa sahip tek bir yer var. Kim Dokja’nın gittiği yer, yani 1863. dünya çizgisi.”
 
1863. regresyon turu. ‘Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu’nda yazıldığı hâliyle Yoo Joonghyuk için son dünya çizgisi.
 
Yoo Joonghyuk, Han Sooyoung’a bakarak bir soru sordu. “O dünya çizgisi hakkında ne kadar şey biliyorsun?”
 
“Biraz.”
 
“O dünyanın sonunda, 1863. turdaki ben ikiye bölündüm ve birbirimizle savaştık. Biri öldü, diğeri ise geriledi.”
 
“Biliyorum. Bunu rüyalarımda birkaç kez gördüm zaten.”
 
“…Rüyaların mı?”
 
Sanki bu konudan bıkıp usanmış gibi ellerini şiddetle salladı. “Ayrıntılara girecek vaktimiz yok. Her hâlükârda, şu anki ‘Gizemli Entrikacı’nın 1863. regresyon turundaki sen olduğunu düşünüyorsun. Haklı mıyım?”
 
Yoo Joonghyuk, yüzünde hoşnutsuz bir ifadeyle konuştu. “Kesin bir şey değil. Uyuşmayan birkaç nokta var.”
 
“Ne gibi?”
 
“’Gizemli Entrikacı’nın gücü, hakkında okuduğum ‘1863. turdaki benden’ çok daha fazlaydı.”
 
“Başka?”
 
“Sonra...” Yoo Joonghyuk bir süre dudaklarını ısırdı. “...Ayrıca benden bir şeyler sakladığı hissine kapıldım. Mesela, beyaz ceketi.”
 
“Beyaz ceketi mi?”
 
“Stigmam ‘Regresyon’, regresyon geçirdiğimde sahip olduğum eşyaları benimle birlikte göndermez. Yani o ceketi giymesi için hiçbir neden yok.”
 
“Belki de beyaz rengi seviyordur?”
 
“Beyaz renkten nefret ederim.”
 
“Zevkinin değişmiş olması mümkün değil mi?”
 
“Bu mesele öyle kolayca cevaplanamaz. Bu durum...”
 
“Bunun bir sezgi meselesi olduğunu mu söylüyorsun?”
 
Yoo Joonghyuk başını salladı. “Sanki o piç benimle alay ediyordu.”
 
“Alay mı ediyordu?”
 
“Sanki o ceketi bilerek giymiş gibiydi.”
 
Alnına masaj yaparken, ‘Gizemli Entrikacı’nın arkasında bıraktığı sözler zihninde belirip kayboldu.
 
[...3. tur. Hiçbir şey hatırlamı...]
 
Odaya ağır bir sessizlik çöktü.
 
Han Sooyoung çenesini ovuşturarak derin düşüncelere dalmışken, Jung Heewon neler olup bittiğini tam olarak anlayamadığı için sadece dudaklarını büzüştürdü.
 
Bir süre sonra Sooyoung konuşmak için dudaklarını açtı. “Pekâlâ, güzel. Hepsini özetleyelim. Mantıksal olarak konuşursak, ‘Gizemli Entrikacı’ kesinlikle ‘1863. turdaki Yoo Joonghyuk’ olmalı, ancak sezgilerin aksini söylüyor. Durum bu, değil mi?”
 
“...”
 
“O hâlde ilk olarak şu varsayımla başlayalım. ‘1863. turdaki Yoo Joonghyuk, Gizemli Entrikacı değil’. Yani, Entrikacı sana yalan söylüyor.”
 
Yoo Joonghyuk’un gözleri titredi. “...Bu sadece benim hissiyatım, yine de buna inanacak mısın?”
 
“Herhangi birinin değil, senin sezgin bu. İnsanın kendini en iyi kendisinin bilmesi gerekmez mi?”
 
Han Sooyoung ferahlatıcı bir şekilde gülümsedi. Bunun üzerine Joonghyuk, şüphe dolu bir ifadeyle ona döndü. “Hipotezini söyle, Han Sooyoung.”
 
“Mm? Ne demek istiyorsun?”
 
“‘Gizemli Entrikacı’nın kim olabileceğinden zaten şüpheleniyorsun. Haksız mıyım?”
 
Bu kez Han Sooyoung’un gözleri bir çizgi hâlini alacak kadar kısıldı. “Hmm, ne zamandan beri bu kadar çabuk kavrar oldun?”
 
“...Söylediklerime hemen inanman imkânsızdı, bu yüzden.”
 
Kısa bir an için bakışları havada çarpıştı. Ve bu etkileşim sayesinde ikisi de diğerinin zihninde nasıl görüntüler belirdiğini fark etti.
 
Çok uzun zaman önce değil, ‘Gizemli Entrikacı’nın olası kimliği hakkında tartışmışlardı. O zamanlar Yoo Joonghyuk, Entrikacı’nın ‘gelecekteki Kim Dokja’ olduğunu öne sürmüştü, Han Sooyoung ise...
 
“Argh, daha ne kadar kendi aranızda konuşacaksınız?! Kim bu ‘Gizemli Entrikacı’???”
 
Jung Heewon’un ısrarlı sözleri Han Sooyoung’u temkinli bir şekilde konuşmaya itti. “Söyleyeceğim şey sadece bir hipotez, daha fazlası değil.”
 
“Hipotez olup olmaması umurumda değil. Sadece bilmek istiyorum!”
 
“Gerçekten uzun zamandır bir şeyi merak ediyordum, biliyor musun?”
 
“Neyi merak ediyordun?”
 
“Ya ‘Hayatta Kalma Yolları’ romanı gerçeğe dönüşmeseydi?”
 
“...Durup dururken neden bahsediyorsun?”
 
“Yani, evrenin bir yerlerinde, ‘Hayatta Kalma Yolları’nın ne benim ne de Kim Dokja’nın müdahalesine uğramamış, tamamen tasarlandığı gibi saf bir dünyası varsa?” Han Sooyoung açıklamasına devam etti. “Ne <Han Sooyoung Kurumu>’nun ne de <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin var olmadığı o dünyada, yoldaşlarını tekrar tekrar kaybederek sayısız regresyondan geçen salak bir ‘Yoo Joonghyuk’ olduğunu hayal edelim.”
 
“...Bekle, seni piç...”
 
“Ya o Yoo Joonghyuk, sayısız kayıp vererek Sonuç’a () ulaşmayı başardıysa... Ya <Yıldız Akışı>’nın sonunu sadece kendi güçleriyle gören bir Yoo Joonghyuk versiyonu evrenin bir yerlerinde mevcutsa?”
 
Han Sooyoung bakışlarını Yoo Joonghyuk’a çevirmeden önce bir an bekledi.
 
Joonghyuk’un şiddetle sarsılan gözlerinde Sooyoung’un yansıması görülebiliyordu.
 
“Ve böyle bir adam, şu anki ‘3. tur’a bakarken ne düşünüyor olurdu?”
 
***
 
‘Gizemli Entrikacı’.
 
Orijinal ‘Hayatta Kalma Yolları’nda yer almayan Takımyıldızı. Buna rağmen, şimdiye kadar karşılaştığım diğer tüm Takımyıldızlarından daha fazla güce sahip olan bir varlık.
 
– ‘Gizemli Entrikacı’. O romanın sonsözünü bilen biri misin?
 
Bu soruyu sormaya karar vermemin nedeni buydu. Bana ‘doğru’ cevabı verdiği sürece Entrikacı’nın gerçek kimliğini doğru tahmin edeceğimden emindim.
 
Sonunda, Gizemli Entrikacı dudaklarını açtı. [Bu soruyu cevaplamayı reddediyorum.]
 
“Ne? Hayır, bekle bir dakika...”
 
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı, üçüncü soruda ‘reddetme hakkını’ kullandı.]
 
Kahretsin, bunu unutmuştum. Her iki taraf da bu ‘Kutsal Üç Soruluk Takas’ sırasında bir kez ‘reddetme hakkını’ kullanabiliyordu.
 
Entrikacı, okunması imkânsız bir çift gözle bana tepeden bakıyordu. Kısa bir an için Olasılık kıvılcımlarının onun ceketini sardığına şahit oldum.
 
[Yorgun hissediyorum. Bu kadar yeter. Şimdi geri dön.]
 
“Bekle! Soru-cevap henüz bitme...”
 
Sözümü bitiremeden, alanın etrafımda katlandığı hissine kapıldım ve çok geçmeden kendimi salonun dışında dururken buldum.
 
Salonun sıkıca kapatılmış kapısına bakarken içimi bir hüsran duygusu kapladı.
 
– Kutsal Üç Soruluk Takas geçici olarak askıya alındı.
 
– Hâlâ bir soru sorma hakkın bulunuyor.
 
Normalde, ‘Kutsal Üç Soruluk Takas’ bir tarafın bu şekilde keyfi olarak erteleyebileceği bir tören değildi. Ancak bu ‘Gizemli Entrikacı’, tam olarak bunu yapmayı başarmıştı. Böyle inanılmaz bir olayı gerçekleştirmek için ne kadar güçlü bir Statüye sahip olması gerektiğini tahmin bile edemiyordum.
 
Salonun kapısına vurarak bağırdım. “Aç kapıyı! Anlaştığımız şey bu değildi! Yoldaşlarımın yanına dönmem gerekiyor!”
 
O anda güçlü bir Statü kapıyı sarstı ve Enkarnasyon Bedenim geriye doğru savruldu. Sendeleyerek ayağa kalktım ve kendi Statümü serbest bırakmaya hazırlandım.
 
Beklenmedik bir şekilde, beni bundan vazgeçiren kkoma Yoo Joonghyuk numara [999] oldu. “Yapmasan iyi edersin.”
 
Kapının ötesindeki tekinsiz hava akımını hissettim ve hemen Statümü geri çektim. Gerçekten de, bu küçük Yoo Joonghyuk haklıydı. Enkarnasyon Bedenim hâlâ ciddi şekilde yaralıydı ve karşı taraf, şu anki hâlimle gerçek güç seviyesini tahmin bile edemeyeceğim kadar güçlü bir varlıktı.
 
“Başka bir şansın daha olacak, Kim Dokja.”
 
“...Ve bu ne zaman olacak?”
 
Kkoma Yoo Joonghyuklar, mal bir aptala bakarmış gibi bana bakmaya başladılar, ardından içlerinden biri konuştu. “Bizi takip et. Kaldığın yere geri dönüyoruz.”
 
O dairesel odaya tekrar dönme fikri beni umutsuzluğa sürükledi ama şu anki durumumda pek bir seçeneğim yoktu.
 
Koridorun her köşesinden buraya bakan çok sayıda ‘Dış Tanrı’nın varlığını hissedebiliyordum. Neyse ki ‘Gizemli Entrikacı’nın misafiriydim.
 
Kaçmaya çalışıp süreçte ‘davetsiz bir misafir’ olursam ne olacağı çok açıktı.
 
Go-ooooh...
 
...Evet, acele bir karar vermemek en iyisi sonuçta.
 
Ayrıca, mevcut durumdan tamamen ellerim boş ayrılmış da sayılmazdım.
 
[Dördüncü Duvar hafifçe titriyor.]
 
(Uzun zamandır görmediğim epey tanıdık yüz var. Bir grup Şantak¹ gibi görünüyorlar.)
 
İçimden gelen ani sesle irkildim. [Dördüncü Duvar]’ın mesajlaşma sistemi üzerinden geliyordu.
 
Konuşma tarzından anladığım kadarıyla...
 
‘...Rüyaları Yiyen?’
 
(Kuşkusuz benim.)
 
Şimdi düşününce, içimde barınan bir ‘Dış Tanrı’ vardı, değil mi? Her nasılsa bunu tamamen unutmuştum. Şu anki zor durumumda belki ondan yardım isteyebileceğimi düşünmeye başladım.
 
(Sana karşı dostça davranıyor gibi görünüyorlar.)
 
‘Dostça mı? Bunu mu kastediyorsun?!’
 
Dokunaçlarını tehditkâr bir şekilde bana doğru kaldıran ‘Dış Tanrılara’ baktım. Bakışlarımız karşılaştığı an, dokunaçlardan birinin ucu aniden korkunç görünümlü bir çiçeği andıracak şekilde açıldı.
 
(Seni merak ediyorlar. Bu, Dış Tanrılar arasında oldukça nadir görülen bir durumdur.)
 
Beni tavlamak istercesine bir o yana bir bu yana sallanan o ‘çiçek’ tomurcuğuna baktım ve çaresizlikle başımı salladım.
 
‘...Bu elemanlarla arkadaş olmak zor olacak.’
 
(Zor mu? Neden?)
 
‘Kütüphane’de onu bunu okuduktan sonra nedenini artık biliyor olmalısın.’
 
Kasvetli, meşum bir aura yayan Dış Tanrılar’ın yanından geçerek yürüdüm ve ‘Hayatta Kalma Yolları’nın son bölümünü hatırlamaya başladım.
 
(<Yıldız Akışı>’nın son savaşı o ‘Dış Tanrılar’ ile ilgilidir.)
 
Orijinal hikâyede, Yoo Joonghyuk o noktaya kadar elinde kalan her şeyi kaybetmişti. O zamana kadar ona yardım eden her bir Enkarnasyon, o savaşta can vermişti. Dünyanın yıkımını getiren o Kaos canavarları yüzünden ölmüşlerdi.
 
Ama sonra, ‘Rüyaları Yiyen’ bana oldukça beklenmedik bir şey söyledi.
 
(Dış Tanrılar’ın neden Felaketler hâline geldiğini biliyor musun?)
 
‘O...’
 
Bir an için bunu ciddi ciddi düşündüm, ancak kendimi bu tuhaf, açıklanamaz düşünce zincirinin içinde buldum.
 
Gerçekten de tuhaf bir şeydi; ‘Hayatta Kalma Yolları’ kadar ayrıntılı açıklamalarla dolu bir roman bile Dış Tanrılar’ın kökeninden bahsetmeyi başaramamıştı.
 
İşte tam o anda zihnimde belirli bir teori belirdi.
 
‘Gizemli Entrikacı’nın gerçek kimliği ve ‘Dış Tanrılar’ın kökeni. İkisi arasında bir tür bağlantı olabilir miydi?
 
Ben bu teoriye dair bir soru sormaya fırsat bulamadan, birisi benimle sohbet başlattı.
 
“Roman okumayı sevdiğini duydum.”
 
Kkoma Yoo Joonghyuk numara [999]’du.
 
Başımı salladım. “Elbette severim. Ne olmuş ki?”
 
“İstersen sana kısa bir hikâye anlatabilirim.”
 
“Bir hikâye mi?”
 
İşte o an [666], [777] ve [888] numaralı kkoma Yoo Joonghyuklar, şaşkın ifadelerle [999]’a baktılar. Görünüşe göre bu planın bir parçası değildi.
 
Cevabımı bile beklemeden, kkoma Yoo Joonghyuk numara [999] hikâyesini anlatmaya başladı. “Çok uzun zamandır tek başına bir savaş sürdüren bir kurt vardı. Peşinden koştuğu bir hedefi ve sormak istediği bir soru vardı. O sorunun cevabı için savaşmaya devam etti.”
 
Çok uzun bir süre boyunca tek başına savaşmayı sürdüren bir kurt vardı.
 
“Bu bir alegori¹ mi?”
 
“Kurt savaşmaya devam etti. Yüzlerce yıl, binlerce yıl ve belki de on binlerce yıl boyunca.”
 
Bir kurdun bu kadar uzun süre yaşayamayacağını söylemek istedim ancak ne olursa olsun hikâye devam etti.
 
“Kurt sonunda savaşın sonuna ulaştı ve ‘kurt kralı’ oldu. Ve cevabı kendi yöntemiyle bulmayı başardı. Bu süreçte tüm sürüsünü kaybetme bedelini ödemek zorunda kaldı fakat sonunda bu cevabı kabul etti. Çünkü bu, dünyanın ona sunabileceği en iyi cevaptı. Artık o cevapla birlikte, kral dünyayı dolaşmaya başladı.”
 
Bu oldukça muğlak ve soyut bir hikâyeydi, yine de...
 
“Ama sonra, bir gün kral, bir yerlerde başka bir ‘sürünün’ daha var olduğunu öğrendi.”
 
...Yine de bu hikâye şüphe götürmez bir şekilde tanıdık geliyordu.
 
“O sürüde, kendisiyle tamamen aynı olan bir kurt buldu. O kurt da kendisiyle tamamen aynı hedefe sahipti ve aynı amaç uğruna hayatta kalıyordu.”
 
Hikâyeyi büyülenmiş gibi dinledim.
 
“Ama sonra, bir şeyler farklıydı. Bu sürünün ‘kurdu’ hiçbir şey kaybetmemişti.”
 
Şu anda bu çocuk bana ‘Gizemli Entrikacı’nın az önce anlatmak istemediği hikâyeyi anlatıyordu.
 
“Avını bulmak, sürüsünü korumak, özlemini çektiği uzak hedefler; bu kurt tüm bunları en az acıyla başarıyordu. Süreçte hiçbir şey kaybetmeden. Kral bu manzarayı izledi ve aniden kendi kendine düşündü.”
 
Yavaşça, çok yavaşça sırtımdan aşağı bir ürperti indi.
 
“Eğer bu hikâye olduğu gibi sonucuna ulaştırılırsa, o zaman şimdiye kadar yaşadığım hayatın amacı neydi?”
 
Yoo Joonghyuk şimdi doğrudan bana soruyordu.
 
“Kim Dokja. Daha önce hiç böyle bir hayat hakkında düşünmüş müydün?”
 
+
 
Bölüm Sonu Notları:
 
*¹ Şantak (İng. Shantak): H. P. Lovecraft’ın Cthulhu Mitosu’nda geçen devasa, korkutucu bir uçan yaratıktır. Yarı kuş, yarı sürüngeni andıran görünümüyle bilinir ve çoğunlukla kadim tanrılar ya da güçlü varlıklar tarafından binek olarak kullanılır. Özellikle The Dream-Quest of Unknown Kadath (Türkçeye Bilinmeyen Kadath’a Düş Yolculuğu olarak çevrilmiş) adlı eserde önemli bir yere sahip olan Şantaklar, insanlarda dehşet uyandıran görünüşleri ve uzun mesafeleri aşabilen güçlü kanatlarıyla tanınır.
 
*² Alegori, soyut bir düşüncenin, ahlaki bir dersin veya karmaşık bir toplumsal durumun; hikâyeler, canlı karakterler veya semboller aracılığıyla somutlaştırılarak anlatılmasıdır.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi