Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 419

79.Kısım – Gizemli Entrikacı (4)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 13 dk Kelime: 3.311

Çeviri: Sansanson
79.Kısım – Gizemli Entrikacı (4)
 
Kafamdan her türlü karmaşık düşünce geçiyordu.
 
“Ben...”
 
Sanki birisi tam kulağımın dibinde devasa bir gong çalıyormuş gibi hissettim. Midemden yukarı yükselen ani bulantı hissiyle ağzımı kapattım. Sendelercesine sallanmaya başlayınca, kkoma Yoo Joonghyuklar başlarını kaldırıp bana bakmayı sürdürdüler.
 
Kim Dokja bu varlıkların kim olduğunu biliyordu.
 
Cebimdeki ‘Hayatta Kalma Yolları’nın son revizyonu parlak yazılar kustu.
 
Biliyordu, ama aynı zamanda bilmek istemiyordu.
 
“Kim Dokja?”
 
Kkoma Yoo Joonghyuklar bende bir sorun olduğunu anlayıp bana seslendiler.
 
Düşünmeyi bırakmam gerekiyordu.
 
[Dördüncü Duvar sarsılıyor.]
 
Düşünmeyi bırak.
 
[Dördüncü Duvar şiddetle sarsılıyor.]
 
Ancak bunu yapamadım.
 
Kafamın içinde sayfalar hızla çevriliyordu. Sanki orada bir fırtına kopuyormuş gibi, tüm o sayfalar aynı anda havaya uçup bilincimi tamamen kaplayacak şekilde girdap gibi döndü.
 
“…Hey, sen?”
 
Ve sonunda, görüşüm tamamen zifiri karanlığa büründü.
 
***
 
“Görünüşe göre sonunda öğrenmiş.”
 
Kkoma Yoo Joonghyuk numara [41], sanki öylesine laf arasında söylüyormuş gibi konuştu. Yanında, kadim ve yıpranmış tahtında oturan ‘Gizemli Entrikacı’ vardı.
 
“Yoksa o ipucunu kasıtlı olarak mı verdiniz?”
 
[Niyetim bu değildi.]
 
“Böyle bir gösteri sergilemek için dekorlar bile hazırladığınız hâlde, sizin adınıza ortada bir ödül göremiyorum.”
 
Kkoma Yoo Joonghyuk numara [41], Entrikacı’nın beyaz ceketine bakarak konuştu. Bu, 1863. turdaki Yoo Joonghyuk’un giydiği ceketin aynısıydı.
 
Entrikacı o bakışı hissetti. Ceketi çıkarırken konuştu. [Bir gösteri sergilemiyordum. 1863. turdaki o herif aslında benim bir parçam olmalıydı. Tıpkı hepiniz gibi.]
 
“Ancak, hiçbir uyarı yapmadan kapıyı açıp gitti, değil mi. Üstelik o ceketi de arkasında bırakarak.”
 
Kkoma Yoo Joonghyuk numara [41] beyaz ceketi devraldı. Sanki ikisi o ana kadar yasak bir şey hakkında konuşuyormuş gibi, aralarına kısa bir sessizlik çöktü.
 
‘Gizemli Entrikacı’ hiçbir şey söylemeden elini boşluğa doğru uzattı. Eski tahtın yanında aniden yuvarlak bir masa belirdi. Üzerinde kırmızı şarapla dolu bir şarap kadehi vardı. Kadehi hafifçe eline aldı.
 
[Senaryo beklenenden çok daha hızlı ilerliyor gibi görünüyor. Olgunlaşma derecesi ise pek de övünülecek cinsten değil.]
 
“Hepsi o aptal Kim Dokja yüzünden.”
 
[Dokkaebi Kralı henüz bir hamle yaptı mı?]
 
Kkoma Yoo Joonghyuk numara [41] boşluktaki mesaj günlüğünü kurcaladı. “Hayır, henüz değil. Ancak Yüce Dokkaebiler artık perde arkasında hareket ediyor. Wennyler de bizimle iletişime geçti.”
 
[O hâlde yakında başlayacak demektir.]
 
“Sanırım öyle.”
 
İki Yoo Joonghyuk bir süreliğine konuşmayı kesti. Bir daireyi andıracak şekilde inşa edilmiş bu sarayın çatlak duvarlarından uğursuz ulumalar duyulabiliyordu. Bunlar, onları arayan Dış Dünya’nın tazılarının çığlıklarıydı.
 
‘Gizemli Entrikacı’ dudaklarını açtı. [41. Sen bana en çok benzeyen ‘Yoo Joonghyuk’sun.]
 
“Ne büyük bir onur.”
 
[Yakında öleceksin.]
 
“Tam da bu amaç uğruna buralara kadar gelmedik mi?”
 
Yine konuşmayı kestiler. Boşlukta aniden soluk beyaz bir ışık parladı ve çok geçmeden orada <Yıldız Akışı>’nın yayın ekranı belirdi. ‘Gizemli Entrikacı’ sanki sıkılmış gibi ekranları kurcaladı ve konuştu. [Bu uzun hikâyenin sonuna pek bir şey kalmadı o hâlde.]
 
***
 
Gözlerimi açtığımda kendimi Kütüphane’de buldum.
 
Kim Dok ja, çok can sı kı cı.
 
Duvar’ın zayıf sesini duydum ve kendime gelmek için kafamı salladım.
 
‘Bunun için üzgünüm’.
 
Fenerlerden yayılan ışıklar loş karanlığı aydınlattı. Görünüşe göre bir kez daha [Dördüncü Duvar]’ın içine çekilmiştim. Başka bir deyişle, Duvar zihnimin çökmesini engellemişti.
 
Zonklayan başıma masaj yaptım ve hızlı, kısa nefesler aldım. Zihnimin yeterince berraklaşması için biraz daha zamana ihtiyacım vardı. Bu şekilde ne kadar zaman geçti?
 
Sonunda, bir zamanlar karmaşa içinde olan zihnimde sadece tek bir satır kazılı kaldı.
 
‘Gizemli Entrikacı’, orijinal ‘Hayatta Kalma Yolları’ndaki Yoo Joonghyuk’tur.
 
O, 1863. turda karşılaştığım Yoo Joonghyuk değildi, 3. turu birlikte deneyimlediğim herif de değildi.
 
Hayır, o daha önce hiç tanışmadığım biriydi.
 
Gerçekten de o, ‘3. tur’ başlama şansı bile bulamadan <Yıldız Akışı>’nın sonucuna tanıklık eden Yoo Joonghyuk’tu.
 
– Bir dakika, yazar-nim! Joonghyuk-ie’ye şimdi ne olacak? Durum böyleyken...
 
‘Hayatta Kalma Yolları’nın son bölümüne bıraktığım o son yorumu hatırladım. O roman sona ermiş ve her şeyi sonsöze bırakmıştı. Ölümüne bilmek istediğim sorunun cevabı…
 
Yavaşça oturduğum yerden kalktım ve etrafımdaki kitaplıklara göz attım.
 
[Yoo Joonghyuk, 4. turdan kayıtlar, sekizinci cilt]
 
Yumuşak ışık altında kendini gösteren kitabın sırtına baktıktan sonra öylece kalakaldım.
 
Okuyarak büyüdüğüm hikâyeler buradaydı.
 
Yavaşça o kitabın sırtına doğru uzandım. Kitabın kenarına dokunan parmak ucum hafifçe titredi. Bu, tekrar tekrar okuduğum hikâyeydi. O ifadelerin her biri benim hayatım, kanım ve canımdı. Ama şimdi, neden böyle bir hikâye bana bu kadar...
 
...Yabancı geliyordu?
 
Bu histen kurtulma umuduyla kendimi o kitabı almaya zorladım. Bu, hangi zaman veya hangi sayfa olursa olsun okumaktan keyif alabileceğim bir hikâyeydi ne de olsa.
 
Bu hikâye bana ihanet etmezdi. Eğer okursam, kendimi daha iyi hissetmeliydim. Her zaman olduğu gibi.
 
Oldukça tesadüfi bir şekilde, açtığım sayfa Anna Croft ve Yoo Joonghyuk’un karşı karşıya geldiği sahneydi.
 
Romanın Yoo Joonghyuk’u kendi repliğini söylüyordu.
 
“Bu senin yüzünden.”
 
Sayfayı çevirirken ellerim titredi. Bir sonraki sayfada ne olduğunu okuyacak cesareti kendimde bulamadım. Belki de buna hakkım yoktu.
 
Bu hikâyeyi okurken mutlu muydum?
 
Bütün hayatım, başkasının kederi ve acısı hakkında okumaktan mı ibaretti? Bu durumda, gökyüzündeki o lanet Takımyıldızlarından ne farkım kalıyordu?
 
(Ne yapacaksın?)
 
Arkama baktığımda Nirvana’yı orada buldum.
 
(Bu dünyada iki ‘Yoo Joonghyuk’ var.)
 
Kütüphaneciler etrafımda toplanmıştı. Üç çift göz şimdi bana acıyarak bakıyordu. Nirvana, Simülasyon ve ardından Rüyaları Yiyen.
 
Her birinin bakışıyla göz göze gelip sordum. ‘...Siz ne düşünüyorsunuz?’
 
(Bu nefsin fikrini mi almak istiyorsun?) Nirvana cevap vermek için öne çıktı. Sanki doğru cevabı zaten biliyormuş gibi kendinden emin bir sesi vardı. (Bir ikileme düşmene gerek yok. Sonuçta her canlı başlangıçta birdi.)
 
“Yine şu ‘bir’ muhabbetine mi başlıyorsun?”
 
Başlangıçta her şey birdi, bu yüzden iki veya daha fazla Yoo Joonghyuk olmasının ne önemi var? Tüm Yoo Joonghyuklarla bir olmak, kozmosun en önemli ilahi takdiridir...!
 
Evet, en başta bu aptala sormak benim hatamdı.
 
Bakışlarımı çevirdim ve sinema zindanının efendisi Simülasyon’un bana baktığını gördüm.
 
(Görünüşe göre suçluluk duygusunun ağırlığı altında acı çekiyorsun.)
 
Suçluluk duygusu – hissettiğim şeyi doğrudan bu tür bir duyguyla etiketlemek doğru muydu? Kitabı tutan elim titriyor, sayfaların da titremesine neden oluyordu.
 
(Neden suçluluk duyuyorsun? Onun çektiği talihsizlikler yüzünden mi azap çekiyorsun?)
 
“Pek emin değilim.”
 
(Ne olursa olsun, onu kurtaramazsın. O zaten böyle bir hayat yaşadı ve sen sadece onun hikâyesini okudun. Gerçekliğinin özeti budur.)
 
Belli bir mantık çerçevesine oturan sesi, çok uzun zamandır birçok hikâye okumuş kadim bir varlığın bilgeliğini barındırıyordu.
 
En son konuşan ‘Rüyaları Yiyen’ oldu. Dokunaçlarıyla gözlüğünü yukarı itti ve sanki benimle alay ediyormuş gibi konuştu. (Oh, sevgili Takımyıldızı. Yüce Entrikacı’nın gerçekten senin sempatini mi istediğine inanıyorsun?)
 
Bu sözleri duyduğum an, duygularım sanki buzlu suya batırılmış gibi buz kesti.
 
Haklıydı. Hissettiğim bu duygu, okuduğum her hikâyeye hakaret etmekle aynı şeydi.
 
Üstelik, şimdi bu tür önemsiz duygusal bataklıklarda yüzmenin zamanı değildi.
 
Nirvana ağız kalabalığı yapmaya devam etti. (Görünüşe göre sonunda kaybolan mantığını biraz olsun geri kazanmışsın.)
 
Şu anda, öncelikle çok daha gerçekçi sorunlar hakkında endişelenmem gerekiyordu.
 
‘Yoldaşlarımın yanına dönmem gerekiyor ama buradan çıkmak için hiçbir yöntemim yok.’
 
‘Rüyaları Yiyen’ başını salladı. (Öyledir elbette. Sonuçta N’Gai Ormanı’nın içinde o, âdeta bir tanrı.)
 
‘Yoksa bir şeyler biliyor musun?’
 
(Biliyorum, ama açıklasam bile pek bir anlamı yok. Çünkü ‘Dış Tanrılar’ ile ilgili herhangi bir şeyi açıklamaya çalıştıkça onların kökeninden daha da uzaklaşırsın. Tıpkı ‘Korku Kaydedicileri’nin yaptığı gibi.)
 
‘Korku Kaydedicileri’... Daha önce benzer bir hikâye duyduğumu hatırlıyor gibiydim.
 
Bu esnada, ‘Rüyaları Yiyen’ devam etti. (Giriş ve çıkış aynı yerdedir. Çoğu durumda, üzerinde ‘Beni Çek’ yazan bir kapı, onu ittiğinde açılır. Neden burada olduğunu çözmelisin. Bunu yaptığında, çıkışı doğal olarak kendin bulacaksın.)
 
Bu sözleri duyduktan sonra ‘Gizemli Entrikacı’nın daha önce söylediklerini işittim zihnimde.
 
– Üç Soru bittiğinde, buraya ‘getirilme nedenini’ kendin çözmelisin.
 
Buraya gelmek zorunda kalmamın nedeni.
 
Düşündüğümde, belki de ‘Kutsal Üç Soruluk Takas’ın askıya alınması benim için şanslı bir şeydi.
 
‘Gizemli Entrikacı’nın kimliğini tahmin etmeyi başarmış olabilirdim ama beni bu yere getirmesinin nedenini henüz çözememiştim.
 
O herif, beni neden buraya getirdi?
 
(O, bir dünyanın sonuna tanıklık etmiş bir varlık.) ‘Rüyaları Yiyen’, sanki sorumun ne olduğunu zaten biliyormuş gibi konuştu. (■■’u zaten bilen bir varlığı, kendisini bir kez daha o büyük döngünün içine atmaya ne zorlayabilir ki…?)
 
O anda hayatımdan belli bir anı hatırladım. Çok uzun zaman öncesine ait bir hafıza kırıntısıydı. Annemin karşısında oturan ve kucağındaki kitabı okuyan küçük bir çocuktum.
 
– Dokja-yah, lütfen yeniden oku.
 
İçindeki hikâyeyi avucunun içi gibi bilen bir varlığın, onu tekrar okumasının nedeni ne olabilirdi?
 
Ar tık dı şa rı çık, Kim Dok ja.
 
Sonraki anlarda, görüşüm parçalandı ve bir girdaba kapıldım. Kütüphane’nin manzarası duman gibi dağıldı. Bilincim ait olduğu yere dönene kadar her şey etrafımda döndü. Hâlâ hafif bir migren ve baş dönmesinden mustarip olarak, yumuşak bir iniltiyle birlikte gözlerimi yavaşça açtım.
 
[Mevcut Enkarnasyon Bedeni iyileşme oranı: %34]
 
Şu anda koluma bağlı olan ve Hikâyelerle dolu olan serum torbasından Hikâye damlaları birer birer düşüyordu. Ve havadaki ekranda Enkarnasyon Bedenime dair bilgiler yüzüyordu.
 
[Şu anda, temel Hikâyene verilen kapsamlı hasar nedeniyle iyileştirici ilaç uygulaması yapılamamaktadır.]
 
[Doğal iyileşme önerilir.]
 
[Şu anda iksirlere karşı yüksek direncin var.]
 
[İyileşme oranını artırmak için yeni bir iksir türü tüketebilirsin.]
 
Kendimi yukarı doğru itmek için çabaladım. Vücudumun her köşesi hâlâ deli gibi ağrıyordu ama yine de eklemlerimdeki hareketler eskisinden çok daha rahat hissettiriyordu.
 
“Biyoo.”
 
Beklendiği gibi, Biyoo cevap vermedi. Ancak bunun yerine beni başka bir mesaj karşıladı.
 
[Şu anda geçici bir kanala bağlısın.]
 
Geçici bir kanal – yani burası <Yıldız Akışı>’nın resmî bir senaryo bölgesi değildi.
 
“Toplam bağlantı sayısı.”
 
[Şu anda geçici kanala bağlı Takımyıldızı sayısı: 2]
 
‘2’ diyordu, bu da ‘Hayatta Kalma Yolları’nın aldığı tıklama sayısı kadar net bir rakamdı.
 
Düşünmeye başladım. Eğer buradan kaçmak istiyorsam, ‘Gizemli Entrikacı’ ile bir kez daha yüz yüze gelmekten başka çarem yoktu.
 
Ama benimle o kadar kolay bir daha görüşür müydü, emin değildim.
 
Bu durumda geriye tek bir yöntem kalıyordu.
 
[Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı, Takımyıldızı Gizemli Entrikacı’yı çağırıyor.]
 
Eğer o piç benimle görüşmek istemiyorsa...
 
[Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı, Takımyıldızı Gizemli Entrikacı’ya bakıyor.]
 
O hâlde, bana tekrar bakana kadar.
 
[Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı, Takımyıldızı Gizemli Entrikacı’nın yönüne doğru öfke nöbeti geçiriyor.]
 
Evet, sadece onu sinir etmem gerekiyor.
 
[Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı...]
 
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı, dik dik sana bakıyor.]
 
Beklendiği gibi, bir yanıt geldi. Ancak ben başka bir mesaj gönderemeden, odamın kapısı sertçe açıldı.
 
“Seni çılgın aptal. Neden böyle bir şamata koparıyorsun?”
 
“Oh, demek geldin.”
 
Kkoma Yoo Joonghyuk numara [666] ters ters bana bakıyordu. “Bir şey istiyorsan, bana seslenmen yeterli. O yüzden şu gürültülü dolaylı mesaj bombardımanını kes.”
 
Bu Kkoma Yoo Joonghyukların hepsi ‘Gizemli Entrikacı’nın bağımlıları olduğundan, onlar da benim dolaylı mesajlarımı duyabiliyor olmalıydı.
 
Her hâlükârda, şu [666] numara benim iyileşmemle ilgilenmekle görevlendirilmiş gibi görünüyordu. Ancak beni şaşırtan şey, elinde akıllı telefona benzeyen bir cihaz tutuyor olmasıydı. Mini bir kkoma için uygun olmayacak şekilde, telefonun kendisi normal ‘büyük’ boyuttaydı.
 
“Neden o şeye bakıyorsun? Mobil oyun mu oynuyordun?”
 
Yataktan kalktım ve bu salağın hazırlıksız yakalanmış ellerinden telefonu hızla kaptım.
 
Yoo Joonghyuk’un asıl mesleği ‘Profesyonel Oyuncu’ydu, bu yüzden bir tür oyun oynaması o kadar da garip olmazdı...
 
...Eh?
 
“Onu hemen bana geri ver!!”
 
666 havaya sıçradı ve öfkeyle kükreyerek belime vurdu. Ben ise saf bir şaşkınlıkla ekrana bakakaldım.
 
…Hey, bu bir oyun değil ki??
 
[Şu anda iki kanala bağlısın.]
 
[Şu anda senaryonun kontrolü dışındaki bir bölgedesin. Resmî kanala bir aracı kanal aracılığıyla bağlandın.]
 
Akıllı telefonun ekranı oldukça tanıdık bir arka planı gösteriyordu.
 
“Dokja ahjussi iyi. Kesinlikle hayatta. Hissedebiliyorum.”
 
[CANLI] simgesinin hemen altında, tanıdığım Takımyıldızlarından gelen dolaylı mesajlar sanki bir tür sohbet odasıymış gibi aşağı doğru akıyordu.
 
[Takımyıldızı Adaletin Kel Generali, başını enerjik bir şekilde sallıyor.]
 
[Takımyıldızı Deniz Savaşı Tanrısı, <Kim Dokja’nın Şirketi> üyelerini teselli ediyor.]
 
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası...]
 
Beni daha da şoke eden şey ise sohbet odası ekranının en altında bulunuyordu.
 
[Takımyıldızı adı: Gizemli Entrikacı]
 
[Şu anda bir VIP abonesin.]
 
[VIP üyelik avantajlarından biri nedeniyle dolaylı mesajlaşma ücretinden muafsın.]
 
– Lütfen iletmek istediğin ifadeyi seç.
 
[Şu anda seçtiğin ifade: (Güçlü Kal).]
 
– Lütfen sponsor olunacak jeton miktarını gir. (Geçerli kanalda 50 Jetondan itibaren sponsor olabilirsin.)
 
[(Miktar girilmedi) J]
 
– Lütfen dolaylı mesajlaşma yoluyla iletmek istediğin mesajı gir.
 
[Onungibiaptallarıunutupyeniliderseçin (Giriş karakter sınırı aşıldı.)]
 
Okumayı orada kestim ve tamamen şaşkına dönmüş bir hâlde Kkoma Yoo Joonghyuk numara [666]’ya baktım. “Hey, her ihtimale karşı soruyorum...”
 
“...”
 
“Yoksa, tüm o dolaylı mesajları gönderen kişi...”
 
“Bugün sıra bendeydi sadece! Cihazı hemen teslim et yoksa seni öldürürüm, Kim Dokja!!”
 
Yanakları iyice kızarmış olan Kkoma Yoo Joonghyuk numara [666], [Göğü Yaran Kılıç]’ı sıkıca tuttu ve öfkeyle soludu. Ancak o zaman, şimdiye kadar anlayamadığım bir şeyi nihayet çözebildim.
 
Demek, ‘Gizemli Entrikacı’nın bana gönderdiği iddia edilen o sayısız dolaylı mesaj için bu Kkoma aptallara teşekkür etmeliydim.
 
“Bu sefer geri geldiğinde, onu bir tabutun içine atıp bir yere gömelim. Onu ancak senaryolar bittikten sonra dışarı çıkarmak daha iyi olacak.”
 
Lee Jihye tam o sırada tüyler ürpertici derecede knç bir şey söyledi. Ekranda yan yana oturan çocukları izledim ve kalbim sanki az önce gizli bir saldırıya uğramışım gibi ağrımaya başladı.
 
Ayrılalı çok uzun zaman olmamıştı ama şimdiden onları özlemiştim.
 
Bedeli ne olursa olsun, onların yanına dönmeliydim.
 
Çünkü ‘Kıyamet Ejderhası’ senaryosu zaten bitmişti, bu yüzden eğer onların olduğu yere aceleyle dönmezsem, o zaman...
 
Tıs-çaçaçat!
 
Tam o esnada Olasılık kıvılcımları çılgınca bir dansa girişti; Seul semalarında birer birer Dokkaebiler belirmeye başladı. Onların arasında Bihyung’u da seçebiliyordum.
 
[Yeni ana senaryo ulaştı!]
 
Lanet olsun... Bu kadar çabuk mu?
 
Ekrandaki Bihyung konuşmaya başladı. [<Kim Dokja’nın Şirketi>. Artık Son Senaryo için ayrılma vakti.]

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi