Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 450

85.Kısım – Son Duvar (2)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 10 dk Kelime: 2.431



Çeviri: Sansanson
85.Kısım – Son Duvar (2)
 
Bihyung heyecandan kendinden geçmişti. Ekranda olup bitenleri izleyen her Dokkaebi de aynı duyguyu hissederdi.
 
– Bu her gerçekleştiğinde, savaşmak için elimden geleni yapacağım.
 
Kim Dokja’nın sesine senaryo sonuçlanma bildirimi eşlik ediyordu. Sayısız Takımyıldızından gelen dolaylı mesajlar sel gibi akıyor, <Yıldız Akışı>’nın tamamı görkemli bir şekilde sarsılıyordu.
 
Dev Hikâye Batıya Yolculuk’un yeni sahibi belli olmuştu.
 
‘Başardı. O Kim Dokja piçi, bunu gerçekten başardı.’
 
Bir hikâye anlatıcısının tarafsız kalması gerekirdi. Ancak mesele şuydu ki, tüm hakemler içten içe sevdikleri bir takımı tutarlardı. Bu durum Bihyung için de geçerliydi.
 
Harika bir şekilde olgunlaşmış çocuklarına bakan bir ebeveyn gibi, Bihyung derin bir duygusallıkla ekranda beliren yüzleri okşadı.
 
[Tebrikler, Direktör Bihyung-nim.]
 
Etrafındaki ast Dokkaebiler tebriklerini sundular. Hepsi de Bihyung’un uzun zamandır <Kim Dokja’nın Şirketi>’ni izlediğini biliyordu.
 
[Başaracaklarını zaten biliyordum.]
 
[B-ben de. Ben de...!]
 
Sadece bu da değil, bazıları onunla birlikte <Kim Dokja’nın Şirketi> için tezahürat bile yapıyordu. Birkaçı tıpkı Bihyung kadar heyecanlı ifadeler taşıyordu.
 
Bir sonraki hikâyenin hedefini bulmak adına yalnızca yeni ve potansiyel uyarılmalar arayan bu Dokkaebiler için bir şey hakkında bu kadar samimi olmak gerçekten de son derece nadir bir şeydi.
 
[Bu çocuklar benim. Onlara bakıp durmayı kesin.]
 
[Haha! Elbette yapmayız…]
 
Tam o sırada ona acil bir haber ulaştı.
 
[Direktör. Yüce Dokkaebi ‘Baram’…]
 
[Terfi aldınız!]
 
...Bir terfi mi?
 
[Direktör Bihyung-nim, cidden, gerçekten tebrik ederim!]
 
[Görünüşe göre Büro ilk defa işini düzgün yapıyor!]
 
Bihyung, üzerine yağan mesaj sağanağı altında ne bir anlam çıkarabildi ne de bir sonuca varabildi.
 
O bir ‘ileri seviye Dokkaebi’ydi, Seul şubesinin direktörü olmasından bahsetmeye gerek bile yoktu. Yalnızca kendi çabasıyla ulaşılabilecek en yüksek konuma zaten tırmanmıştı.
 
Ancak burada terfi almak tek bir anlama gelebilirdi...
 
[...Direktör-nim?]
 
Hiç şüphesiz bu iyi bir şey olmalıydı.
 
Peki ama neden bu kötü önsezi zihnini kaplamıştı?
 
[Yüce Dokkaebi sizi bekliyor.]
 
Bihyung, düşük rütbeli Dokkaebiler rehberliğinde bir portala yönlendirildi ve içeri girdi. Çok geçmeden yoğun sis çekilerek gri renkli bir geçidin sonunda kendisini bekleyen bir Yüce Dokkaebinin siluetini açığa çıkardı.
 
[Geldin, Bihyung.]
 
[Baram-nim.]
 
Bihyung’un çok çalıştığını ima edercesine Baram onun omzuna vurdu ve konuştu.
 
[Tebrik ederim. Terfin kararlaştırıldı.]
 
[...Efendim?]
 
[Şu şaşkın ifaden hakkında bir şeyler yapmamız gerek. Anlamıyor musun? Son ‘Yüce Dokkaebi’ olarak senin seçilmene karar verildi.]
 
Yüce Dokkaebi. Tüm hikâye anlatıcılarının ulaşmayı hayal ettiği en yüksek onur. Sadece hayalini kurduğu bir şey artık gerçek olmuş, Bihyung’u büsbütün şaşkın ve kaybolmuş hâlde bırakmıştı.
 
[...Yüce Dokkaebi mi? Yani, ben mi?]
 
[Aynen öyle. Bu terfi <Yıldız Akışı> tarihinde görülmemiş bir şey.]
 
Baram memnun bir şekilde kıkırdadı ve öne geçti. Bihyung nereye gittiklerini bile bilmiyor, sadece onun peşinden gidiyordu. Sormak istediği o kadar çok şey vardı ki.
 
Burası da neresiydi ve ayrıca...
 
[Yakında bir Yüce Dokkaebi olacaksın, bu yüzden o ‘kişiyle’ tanışma vaktin geldi, değil mi?]
 
Baram, Bihyung’un düşüncelerini okuyabiliyormuşçasına gülümsedi.
 
[‘O kişi’ derken, yoksa...]
 
Sormuş olsa da Bihyung cevabı zaten tahmin edebiliyordu.
 
Etraftaki hava bozuluyor gibiydi ve atmosferde silik kıvılcım izleri sıçrıyordu. Daha yakından baktığında, o kıvılcımlar harf şekillerini alıyordu. Önünde bir şey duruyordu, daha önce hiç görmediği bir varlık.
 
[Vardık.]
 
Koridorda bir virajı döndüler ve sisle kaplı geçidi geçerek devasa bir salona ulaştılar.
 
Hayır, buraya bir ‘salon’ bile denebilir miydi?
 
Boyutları tahmin bile edilemeyecek kadar devasaydı. Ve buranın içinde, boyunca uzanan geniş bir duvar vardı. Bu gizemli duvarın uzunluğu da katıksız, muazzam boyutu nedeniyle ölçülemiyordu.
 
Duvarın yüzeyine kazınmış harfler yanıyor gibiydi; yüzeyinde irili ufaklı birçok çatlak ve çeşitli hasarlar görülebiliyordu.
 
O anda Bihyung, bu duvarı bir yerden görmüş olduğu hissine kapıldı.
 
[...Vahiy Levhası mı?]
 
Bu kuşkusuz Vahiy Levhası’ydı. Şekli farklı olsa da Takımyıldızlarının vahiylerini aldığı o ‘duvar’ benzer bir genel havaya sahipti.
 
Ancak, neden başka bir ‘Vahiy Levhası’ buradaydı? Ve ayrıca, bu devasa boyutu da neyin nesiydi...?
 
[Herkes toplanmış.]
 
O sesi duyduğu an, Bihyung daha ne olduğunu anlayamadan yere kapandı. Şimdiye kadar sayısız Takımyıldızı ile muhatap olmuş olabilirdi ama en azından bu sefer gerginliğini kontrol edemiyordu.
 
O sesten hissedilen Statünün enginliğini tahmin bile edemiyordu.
 
Yana doğru bir göz attı ve Baram da dahil olmak üzere tüm Yüce Dokkaebilerin öne doğru secde ettiğini gördü.
 
Biri ‘Vahiy Levhası’nın önünde duruyordu.
 
Bihyung titremesini sakladı ve yavaşça başını kaldırdı. İşte o zaman fark etti.
 
‘Demek öyle... Anlıyorum.’
 
O yaratık, <Büro>’yu yöneten ve <Yıldız Akışı>’nı kontrol eden mutlak varlıktı.
 
‘Hikâyelerin Kralı’.
 
Kral, uzun ve solgun elini duvara doğru uzatarak yavaşça ağzını açarken duvarı okşadı.
 
[Bir sonraki dünyaya karar verecek olan ‘Tek Bir Hikâye’yi seçeceğim.]
 
***
 
‘Son Duvar’ın son parçasına sahip olduğumu mu söylüyorsun?”
 
“Doğru.”
 
[41]’in sözleri derin bir şekilde kaşlarımı çatmama neden oldu.
 
Neden bahsettiklerini az çok tahmin edebiliyordum. ‘Son Duvar’ – bu regresyon turu sırasında o şey hakkında ben de bilgi toplamaya çalışmışım. Orijinal ‘Hayatta Kalma Yolları’nda asla tam olarak açıklanmayan şeylerden biriydi. Bu ‘Duvar’ın, bu regresyon turunun sonunu belirleyecek ipucu olduğundan oldukça emindim.
 
Ve bahsettikleri bu ‘son parça’ meselesine gelince...
 
[Özel yetenek Dördüncü Duvar güçlü bir şekilde etkinleşiyor!]
 
Kim Dok ja
 
Endişelenme. Seni asla ona teslim etmeyeceğim.
 
Gözlerimi yavaşça kırptım ve odaklandım. ‘Gizemli Entrikacı’ bana bakıyordu. Statüsünün büyük bir kısmını kaybetmiş olabilirdi ama hâlâ bildiğim en güçlü Takımyıldızıydı ve üstelik bir ‘Dış Tanrı’ydı.
 
N’Gai Ormanı’na ilk geldiğim günü hatırladım ve ağzımı açtım. “Daha önce bir şey söylemiştin: ‘Kutsal Üç Soruluk Takas’ sona ermeden önce neden buraya getirilmek zorunda kaldığımı anlamam gerekiyordu.”
 
Doğru.
 
“Aslında bu dünyanın sonunu görmek istiyorsun, değil mi? Şunu bunu söylüyor olabilirsin ama sen de umudunu bu dünya çizgisine bağladın.”
 
Entrikacı’nın kaşları hafifçe titredi.
 
Yoo Joonghyuk olduğunu ne kadar inkâr ederse etsin, eski alışkanlıklarından kurtulmayı yine de başaramamıştı.
 
“Ve bu amaçla, sahip olduğum [Dördüncü Duvar]’a ihtiyacın var. Beni bu yüzden canlı tutuyorsun. Haklı mıyım?”
 
Bana cevap vermedi. Eğer böyle davranmayı planlıyorsa, onu konuşturacak bir yol düşünebilirdim.
 
Tssssss.
 
“Kutsal Üç Soruluk Takasın o son cevabını duyamamıştım.”
 
[Kutsal Üç Soruluk Takas yeniden başladı!]
 
[Bir soru sorma hakkın daha var.]
 
O zamanlar ‘Gizemli Entrikacı’ya şunu sormuştum.
 
Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu.
 
– ‘Gizemli Entrikacı’. Sen o romanın sonsözünü bilen biri misin?
 
‘Gizemli Entrikacı’. ‘Sonuçta’ tam olarak ne gördün?”
 
Okuduğum ‘Hayatta Kalma Yolları’ 3149. bölümle sona ermişti. Ancak ben görmemiş olsam da Entrikacı bunun ötesinde de yaşamaya devam etmişti. O kaydedilmemiş tarihten sağ çıkmış ve yalnızca kendisine ayrılan sonuca ulaşmıştı.
 
O yerde tam olarak ne görmüştü?
 
Orada bir ‘Dış Tanrı’ olmasına ve bu dünya çizgisinde belirmesine sebep olan ne vardı?
 
Sorumu yanıtlamak için önce [41] öne çıktı. Öfkeli bir yüzle bana bağırdı. “O soru...!!”
 
41.
 
Kkoma Yoo Joonghyuk’ların hepsi Entrikacı onları durdurduktan sonra çenelerini kapattı. Şu anda bir çocuk şeklinde olan ‘Yoo Joonghyuk’ ‘Gizemli Entrikacı’ – doğrudan bana bakıyordu.
 
Bir an için biraz garip hissettim. Yoo Joonghyuk’un çocukluk yılları ‘Hayatta Kalma Yolları’nda hiçbir zaman tam olarak açıklanmamıştı. Hayır, sadece anı biçiminde üstünkörü birkaç kez bahsedilmişti.
 
Düzgün bir açıklama almamış olması, elbette en başından beri bir çocukluğu olmadığı anlamına gelmiyordu.
 
Bu durum ‘Hayatta Kalma Yolları’nın 3150. bölümüne benziyordu. Yoo Joonghyuk bilmediğim bir yerde doğmuş ve hikâyenin başkahramanı olana kadar hayatta kalmayı başarmıştı.
 
Okuduğun o romanda yolculuğumun ne kadarı anlatılmıştı?
 
Yüzünü bilmediğim başkahraman bana soruyordu.
 
Yanıtlamadan önce biraz tereddüt ettim. “…Dokkaebi Kralı’na ulaşmak üzere olduğun zamana kadar.”
 
‘Hayatta Kalma Yolları’nın son anlarını hatırladım.
 
Dokkaebi Kralı’nı öldürmek için yolculuk etmişti; ‘Son Sis’i aşıp geçen Yoo Joonghyuk hikâyenin son aşamasına hücum etmişti. Sonrasında ne olduğuna ya da orada ne gördüğüne dair daha fazla bir açıklama yoktu.
 
Yayınlanan son bölümü okurken o zamanlar afallamamın sebebi de buydu. Gerçekten sonu bu mu diye korkmaya başlamıştım.
 
O son anlarda ne durumdaydım?
 
Şimdi bu beklenmedik soru beni gerçekten afallattı.
 
Bana böyle bir şey soracağını düşünmemiştim.
 
“Neden...?”
 
Başarmış gibi görünüyor muydum? Sonunda amacıma ulaşabilecekmişim gibi görünüyor muydu?
 
Sorusunu duyduğum an, açıklanamaz bir bunaltı hissiyle kaplandım. ‘Gizemli Entrikacı’nın bana neden bunu sorduğunu anlayamıyordum. Bu konudaki düşüncelerim hiç önemli değildi. Zerre kadar bile...
 
...Bekle, gerçekten o kadar önemsiz miydi?
 
“Sen...”
 
Dudaklarım güçlükle kımıldayabildi.
 
Bu soruya hazırlıklı değildim. Yine de hazır olsam da olmasam da bu soruyu yanıtlamam gerekiyordu.
 
Tam o anda, bu dünyanın artık tamamen kendi ellerinden çıktığını fark etti.
 
[Barış Diyarı]’ndan anılar zihnime üşüştü – mangaka Asuka Ren’in yarattığı dünyayı serbest bırakırkenki ifadesi. Yeni bir dünya yaratmış olan kişinin görevi...
 
Ben onun gibi değildim. ‘Hayatta Kalma Yolları’nı ben yazmamıştım ama ben...
 
Bu hikâye sizin sayenizde dünyaya gelebildi, Okuyucu-nim.
 
…Ben hikâyenin sonuna tanıklık etmiş biriydim.
 
“Başardın. Çünkü her şeyini verdin.”
 
Onu yanıtlamak, hikâyeyi sonucuna kadar görmüş olan kişinin göreviydi. Hâlâ hatırladığım tüm cümleleri dikkatlice ve yavaşça anımsadım.
 
“Hangi regresyon olursa olsun, her zaman yapabileceğin en iyi seçimi yaptın. Nasıl bir sonuca ulaştığını bilmiyorum ama haksız değildin.”
 
Yoo Joonghyuk’un tüm regresyon turları aklımdan geçip gitti. Kazandığı her şey ve sonra tüm bunlar sırasında kaybettiği şeyler...
 
“Eminim yoldaşların da aynı şeyi düşünmüştür.”
 
...Ve ayrıca, son sayfaya tek başına ulaşırkenki o yalnız sırtı.
 
“Ancak...”
 
Yine de bunu söyleme hakkına sahip miydim?
 
Bilmiyordum.
 
“Son anlarında nedense pek mutlu görünmüyordun.”
 
Şimdi bile okuduğum sahneler aklımdan çıkmak bilmiyordu.
 
Sonunda, her şeyini kaybetmiş olan Yoo Joonghyuk sise bakıyordu. Aradığı boş cevap tam da o sisin ötesindeydi.
 
Tam da o sahnedeki tasvire uyan ‘Gizemli Entrikacı’nın yüzü şimdi bana bakıyordu.
 
Anlıyorum.
 
“...Neden aniden bunu sordun?”
 
Yalnızca merak ettim. Ne de olsa ‘onu’ başından sonuna kadar gören tek kişi sensin.
 
Ona karşılık bir şey söyleyemedim.
 
Hayatımın benimkinden başka birinin gözünden ne anlama geldiğini merak ediyordum. Hepsi bu.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi