Bölüm 31
Bölüm 31: Aksiyon (3)
Zamanın yavaşladığı o salisede, herifin parmağı tetiğe bükülürken tabancamı
doğrultup tetiği çektim.
BAM! BAM!
İki el ateş ettim. Mermilerden biri herifin omzuna, diğeri doğrudan çenesinin
altına isabet etti. Adamın tüfeği ateşlendi ama mermisi Osman’ın başının
üzerinden geçip çelik kirişe çarptı. Adam halatı bıraktı, sırtüstü boşluğa
düşerek aşağıdaki o ceset yığınının üzerine büyük bir gürültüyle çakıldı.
GÜM.
“Osman! İyi misin?“ diye bağırdım, herifin cesedine bakmadan Osman’ın yanına
fırlayarak.
“İ-iyiyim...“ dedi Osman, kekeleyerek. Elleri zangır zangır titriyordu ama bir
yandan da tüfeğin sıkışan mermisini çıkartmak için kurma kolunu çılgın gibi geri
çekiyordu. Şık. Boş kovan yere düştü, yeni mermi namluya sürüldü. “Tamam!
Hallettim!“
“Güzel! Siper al!“
Yukarıdan gelecek olan yeni mermi yağmurunu beklemek için çelik kirişin arkasına
büzüldük. Ama beklediğimiz o pompalı sesleri gelmedi.
Yukarıda bir anda büyük bir kargaşa koptu. Ama bu seferki sesler bize yönelik
değildi.
SKREEEEEEECH!
Tünellerde defalarca duyduğumuz o kulak tırmalayan, tiz ve yırtıcı Beyaz
çığlığı, yukarıdaki otopark katında yankılandı. Hem de bir tanesinin değil,
onlarcasının birden.
“Ne oluyor lan!“ diye bağırdı yukarıdan bir adam. “Geri çekilin! Koridorlardan
geliyorlar! Sıkın şunlara!“
BAM! BAM! BAM! TA-TA-TA!
Yukarıda kıyamet kopmuştu. Silah sesleri, çığlıklar, etin kemikten ayrılma
sesleri ve o canavarların yırtıcı haykırışları birbirine karışıyordu. Silah
seslerimiz o kadar yüksek çıkmıştı ki, otoparktaki ve tünellerdeki tüm Beyazları
buraya, başımıza toplamıştık. Çete, avcıyken av konumuna düşmüştü.
“Abi...“ dedi Osman fenerin kırmızı ışığında bana bakarak. Gözleri faltaşı gibi
açılmıştı. “Beyazlar yukarıdakileri biçiyor.“
“Bırak biçsinler,“ dedim nefes nefese. “Bizim için temizlik yapıyorlar.“
“Ama yukarıdakiler bitince aşağıya, bize yönelecekler!“
Haklıydı. Beyazlar kokuyu ve sesi takip ederdi. Yukarıdaki ziyafet bittiğinde,
taze kan kokusunu takip ederek bu asorsör boşluğuna bakacaklardı.
Tam o sırada, yukarıdaki halatlardan biri çılgınca sallanmaya başladı.
Biri halattan aşağıya doğru kayıyordu. Ama bu seferki saldırmak için değil, can
havliyle, canını kurtarmak için aşağıya kaçıyordu. Adamın iniş hızı o kadar
yüksekti ki, ellerinin sürtünmeden dolayı yandığını yukarıdan gelen o yanık deri
kokusundan anlayabiliyordum. Adam acıyla bağırarak aşağıya doğru kaydı.
GÜM.
Aşağıdaki ceset yığınının üzerine düştü, yuvarlanarak asansör kabininin üzerine
yığıldı. Bacağı sargılı olan adamdı bu. Çetenin lideri.
Düşmenin etkisiyle inledi, yüzündeki gaz maskesi kenara fırlamıştı. Yüzü kan
içindeydi, bacağı feci şekilde bükülmüştü. Ama hala elinde bir tabanca
tutuyordu. Bizi görünce silahı doğrultmaya çalıştı.
Üzerine fırladım. Postalımın tabanıyla eline var gücümle bastım.
ÇAT.
“Aaaargh!“ diye çığlık attı adam. Silahı elinden fırladı, asansör boşluğunun
dibine düştü.
Levyeyi boğazına dayadım, bütün ağırlığımla bastırdım. “Kıpırdama lan! Kıpırdama
gebertirim!“
“Sizi... piçler...“ diye hırıldadı adam, ağzından kanlı salyalar akarken.
“Yukarıdakiler... hepinizi yiyecek...“
Tam o sırada, kafamı yukarı kaldırdım.
Şaftın tepesinde, o kırmızı fişeğin loş ışığında bir gölge belirdi.
Bir Beyaz.
Beyaz, o şeffaf, kör gözleriyle aşağıya, asansör boşluğuna doğru baktı. Burnunu
çekti. Bizim ve yerdeki taze cesetlerin kan kokusunu almıştı.
Korkunç bir çığlık kopardı ve halatlara doğru uzandı. Aşağıya, bizim üzerimize
doğru tırmanmaya başlıyordu. Ve arkasından başkaları da geliyordu.
Sıkışmıştık. Hem de fena.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.