Bölüm...
Action,Crime,Dark Fantasy,Drama,Epic,Gore,Horror,Military,Monster,Novel,Post-Apocalyptic,Psychological,Seinen,Slice of life,Thriller,Tragedy,Violence

Bölüm 32

Aksiyon (4)
Yazar: AnonWriter Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 3 dk Kelime: 848

Bölüm 32: Aksiyon (4)

Yukarıdaki Beyaz, halata tutunmuş, kayarak aşağıya iniyordu. Bizim gibi karabina
falan kullanmıyordu; o kalın, mutasyona uğramış derisi sürtünmeden dolayı
yanıyor olsa bile acıyı hissetmiyordu. Sadece o yırtıcı çığlığıyla üzerimize
doğru süzülüyordu.

“Osman! Sık şuna!“ diye bağırdım, ayağımın altındaki çete liderini umursamadan.

Osman tüfeğini doğrulttu. TA-TA-TA! Üçlü bir seri daha patladı.

Mermiler Beyaz’ın göğsüne ve omzuna isabet etti. Yaratık havada sarsıldı,
simsiyah kanı üzerimize doğru fışkırdı ama hızı kesilmedi. Acı hissi yoktu bu
ucube şeylerde; sadece öldürme dürtüsüyle hareket ediyorlardı. Üç metre
yukarımızdaydı.

“Halatları kesmemiz lazım!“ diye bağırdım.

Eğer halatları kesmezsek, yukarıdaki tüm sürü bu asansör boşluğundan aşağıya,
bizim kapının önüne yığılacaktı.

Cebimdeki o tırtıklı komando bıçağını çıkardım. Çelik kirişe bağlı olan ilk
kalın dağcı halatına saldırdım. Naylon halat inanılmaz sertti, can havliyle
bıçağı ileri geri sürtmeye başladım. Adrenalin parmaklarımı motor gibi
çalıştırıyordu.

ÇAT!

İlk halat koptu. O sırada yukarıda halata asılı olan ikinci bir Beyaz, halatla
birlikte asansör boşluğunun en karanlık dibine, metrelerce aşağıya doğru feryat
ederek düştü. Aşağıdan gelen o ıslak beton çarpma sesi tünelde yankılandı.

“Beni bırakmayın! Yalvarırım beni bırakmayın!“

Yerde bacağı kırık yatan lider bağırıyordu. Gözlerinde ölümün o soğuk gölgesi
vardı. “Sizi piçler! Kurtarın beni!“

Ona baktım. Bu dünyada merhamete yer yoktu. Bizi öldürmeye gelmişti,
sığınağımızı, yiyeceklerimizi, kadınlarımızı almak istiyordu. Ve şimdi benden
merhamet dileniyordu.

İkinci halata saldırdım. Bıçağı var gücümle sürttüm.

Yukarıdaki Beyaz artık başımın hemen üzerindeydi. Pençeleri kazağımın omzuna
sürtündü, kumaşı yırttı. Kokusu burnumu mahvetti.

ÇAT!

İkinci halat da koptu.

Halatla birlikte, üzerimize düşmekte olan o ilk Beyaz da dengesini kaybetti.
Havada takla atarak tam altımdaki asansör kabininin üzerine, yani o bacağı kırık
liderin tam üzerine düştü.

GÜM.

Beyaz, aldığı kurşun yaralarına rağmen hala hayattaydı. Düştüğü an, altındaki o
canlı sıcaklığı hissetti. Hiç tereddüt etmedi; tırnaklarını herifin göğsüne
geçirdi ve dişlerini doğrudan adamın boğazına sapladı.

Liderin o boğuk, gurgulu çığlığı asansör boşluğunda yankılandı. “Aaaargh!
Hayııır! Hayııı...“

“Sığınağa! Çabuk!“ diye bağırdım Osman’ı kolundan tutarak.

Sığınak kapısının aralığına doğru atıldık. Kendimizi içeri fırlattık.

Hemen arkamdaki kontrol panelinin üzerindeki o büyük, kırmızı düğmeye avcumun
içiyle vurdum.

Tısssssss... GÜÜÜM.

Ağır çelik kapı büyük bir gürültüyle kapandı. Pnömatik kilitler yuvalarına
oturdu: CLUNK. CLUNK.

Sığınağın o 18 derecelik, vanilya kokulu ılık havası bizi karşıladı. Yere
yığıldım. Sırılsıklam ter içindeydim, yüzümdeki kan damlaları boynuma doğru
süzülüyordu. Osman tüfeğini yere bıraktı, sırtını duvara yaslayıp hıçkırarak
ağlamaya başladı. Çocuk sonunda kırılmıştı.

Çelik kapının arkasından, o bacağı kırık liderin son acı feryatları ve Beyaz’ın
kemik kırma sesleri çok boğuk bir şekilde geliyordu. Ve hemen ardından...
kapının dışından gelen o tırmalama sesleri.

Cırm... Cırm... Cırm...

Beyazlar çelik kapıyı tırnaklarıyla kazıyordu ama çelik döküm kapı milim
oynamıyordu. Güvendeydik.

Pelin koşarak yanıma geldi. Yerdeki kan izlerini görünce çığlık attı. “Alphan!
Yaralanmışsın!“

“Benim kanım değil,“ dedim zorlukla doğrulurken. Yanağımdaki o küçük sıyrığı
sildim elime gelen kanla. “Sadece sıyrık. İyiyim.“

Murat ve Elif de yanımıza geldi. Elif kucağındaki Lale’yi sıkıca tutuyordu.
“Yukarıdakiler...“ dedi Murat. “Ne oldu onlara?“

“Öldüler,“ dedim, sesimdeki o buz gibi duygusuzluğa kendim bile şaşırarak.
“Hepsi öldü. Beyazlar onları biçti. Biz de halatları kestik. Artık aşağıya kolay
kolay inemezler.“

Pelin bana sarıldı, ağlıyordu. Onu teselli edecek gücüm yoktu ama kollarımı
etrafına sardım.

Sığınağımızın ilk çivilerini çakmıştık, evet. Ama o çiviler artık kanla
sulanmıştı. Ve dışarıdaki o vahşi dünya, çelik kapımızın hemen arkasında,
karanlıkta bizi beklemeye devam ediyordu. Biz şimdilik hayatta kalmıştık ama
savaş yeni başlıyordu.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi