Bölüm...
Comedy,Drama,Novel,Romance,School,Slice of life

Bölüm 10.4

Cilt 3 - Bölüm 3 Part 2
Yazar: Alchemill Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 10 dk Kelime: 2.489

Öğle vakti yaklaştıkça, çok daha verimli olmaya başlamıştım.

Gözüme bir çocuk kestirdiğimde gülümsüyor, eline mühür kartını tutuşturuyor ve tam zamanında ona bir atıştırmalık veriyordum. Kulüp dergisiyle ilgilenen birini gördüğümde söze giriyordum—

“...Anlaşılan o ki, kendi yaşıtlarım olmadığı sürece insanlarla iletişim kurmakta aslında bir sorunum yokmuş.“

İşin sırrı, önceden belirlenmiş replikleri bir makine gibi tekrarlamakta ve ortaokul ya da lise öğrencileriyle göz teması kurmaktan kaçınmaktı.

Şu an odada üç Tsuwabuki öğrencisi vardı. Şahsen onlar benim için “yok sayılanlar“ kategorisindeydi.

Dalgın bir halde mühür kartını tutan Komari, irkildi ve kolumu çekiştirdi.

“B-B-Birisi geliyor…“

İçeri giren, bembeyaz bir tören cübbesi giymiş Yanami’ydi. Bu kostümü daha önce görmüştüm ama bugün kafasına bir kafa bandı takmıştı.

 Üzerinden iki yay uzanıyor, uçlarında küçük hayalet alevi plakaları sallanıyordu.

…O kafa bandı aslında uzaylı kostümleri için kullanılan türden, değil mi?

“İşler nasıl gidiyor? Aa, bak müşteriler varmış.“

Yanami duvar kenarındaki sandalyelerden birine çöktü ve taşıdığı poşetten bir Mitarashi Dango şişi çıkardı.

Ç/N=(Mitarashi Dango: Tatlı soya sosu sırıyla kaplanmış bir tür Japon dangosudur. 3-5’li gruplar halinde çubuklara dizilirler ve camsı sırları ve yanık kokuları ile karakterize edilirler.)

“Şuna bak, bir Yakumo Dango! Bir okul festivalinde bunu yiyebileceğimi hiç düşünmezdim.“

Ç/N=(Yakumo Dango: Geleneksel pirinç unu kullanılarak hazırlanan, şişlere dizilmiş popüler bir Japon tatlısıdır. Az önce adı geçen Mitarashi Dango bu tatlının bir çeşidi aslında.)

“Güzel de, kafandaki o şey ne?“

“Ah, bunlar benim için yaptığın hayalet alevleri. Beni daha ruhani gösteriyor, değil mi?“

“Demek onu bu şekilde kullandın, ha…?“

“Doğru bir karardı. Çocuklar arasında süper popüler oldum. Shichi-Go-San törenimden beri hiç bu kadar el üstünde tutulmamıştım!“

Shichi-Go-San’dan beri, ha… Belki yarından itibaren Yanami’ye biraz daha nazik davranırım.

Ç/N=(Shichi-Go-San:Her yıl 15 Kasım’da Japonya’da kutlanan, çocukların sağlık ve büyüme evrelerini (3-5 yaş erkek çocuklar, 3-7 yaş kız çocuklar) onurlandıran geleneksel bir geçiş törenidir. Aileler bu özel günde çocuklarına geleneksel kimonolar giydirir, mabetleri ziyaret eder.)

“Kıyafetin o yüzden mi bu kadar kirlenmiş?“

Muhtemelen ona yapışan çocuklar yüzündendi. Beyaz cübbesi kir içindeydi—

“...Bir dakika, bu çikolata, değil mi?“

“Bana gelen çocukların ellerinde hep çikolata oluyor ya da ağızları kırıntı içinde geziyorlar. Sürekli yarım yenmiş atıştırmalıklarını bana vermeye çalışıyorlar.“

Nedenini bilmiyorum ama evet, bir şekilde ne demek istediğini anlıyorum.

“Ama Karen-chan’ın olduğu yere gidenler ona çiçekler ya da dört yapraklı yoncalar falan getiriyor. Neden bana bu kadar farklı davranılıyor ki?“

“Evet, neden acaba…“

Çocuklar dürüsttür ve acımasızdır.

“Bir sonraki vardiyama kadar biraz aram var. Sen de otursana Nukumizu-kun.“

Yanami’nin yanına oturdum ve sessizce onu izledim.

Dango’sunu her zamanki gibi kemiriyordu. İştahı zerre değişmemişti.

“Ne oldu? Sen de mi istiyorsun Nukumizu-kun?“

“Hayır, sadece her zamanki gibi muazzam bir iştahın olduğunu düşünüyordum, Yanami-san.“

“Bekle, bu da ne demek şimdi? Beni aşağılamaya mı çalışıyorsun?“

Yanami donuk bir ifadeyle bana dik dik baktı.

“Yoo, öyle değil. Sadece geçen gün Himemiya-san endişelenmişti. Son zamanlarda iştahının pek yerinde olmadığını düşündüğünü söylemişti.“

“Ah, belki de şu an diyette olduğum içindir. Yediklerime dikkat ediyorum.“

Bunu söylerken dango’nun geri kalanını dişleriyle şişten sıyırıyordu.

“Diyet mi...?“

Bildiğim diyetlere hiç benzemiyor.

“Nukumizu-kun, diyet demek sadece kendini aç bırakmak demek değildir. Bazıları, günlük kalori aynı olsa bile daha sık ve küçük porsiyonlar yemenin daha iyi olduğunu söylüyor.“

Yanami ikinci dango şişini çıkardı.

“Yani bu, şu an diyetin tam ortasındayım demek oluyor.“

“Ancak her öğünde yediğin miktarı azaltman gerekmiyor mu...? Sadece günde daha fazla kez yemek pek bir işe yaramayacaktır.“

“Akşam yemeklerinde ikinci tabağı almayı azalttım, hatta ramenle beraber ekstra erişte almayı bile bıraktım. Şimdiden sonuçlarını göstermeye başladı.“

Dudaklarındaki dango sosuyla beraber Yanami, sınıfa şöyle bir göz gezdirdi.

“Pek kalabalık görünmüyor. Standla ben ilgilenirim. Siz ikiniz neden gidip biraz ara vermiyorsunuz?“

Bu büyük bir yardımdı. Komari’ye seslendim ve tam sınıftan çıkmak üzereydim ki—

“...Hey, Nukumizu-kun. Tek başına nereye gidiyorsun?“

“Ha? Kulüp odasında biraz soluklanırım diye düşünüyordum.“

“Komari-chan’ı burada böyle yalnız mı bırakacaksın? Bu biraz endişe verici, sence de öyle değil mi? Ona etrafı düzgünce gezdirmelisin, Nukumizu-kun.“

“Bekle, ona etrafı ben mi gezdirmeliyim?“

Fakat Komari muhtemelen benimle festivali gezmek istemez. Üstelik birileriyle çoktan planı falan olabilir... Gerçi muhtemelen yoktur.

Yanami, telefonuna bakmakta olan Komari’ye seslendi.

“Komari-chan, şimdi nereye gidiyorsun?“

“Ueh? K-Kulüp odasında k-kitap okumayı d-düşünüyordum...“

“Ah, sen de mi, Komari-chan…“

Anlamasına sevindim. Bizim gibi içedönükler için okul festivali fazlasıyla gösterişli bir sahne.

Batı binasının sessiz bir köşesinde sadece nefes alabilmek bile zaten başlı başına bir mücadele.

Ardından, dango şişini havaya kaldıran Yanami ayağa kalktı.

“Bugün kulüp odasına girmeniz ikinize de yasak! Gidip Tsuwabuki Festivali’nin tadını düzgünce çıkarın!“

“Fakat orada yarım kalmış bir kitap bırakmıştım...“

“O kitap artık yasaklı edebiyat kategorisinde. Unut onu.“

Ehh, tam bir diktatör...

Konuşmadaki bu ani değişikliğe ayak uyduramayan Komari, çaresizce bir bana bir de Yanami’ye baktı.

“Ş-Şey, peki ne y-yapmalıyım...?“

“Komari-chan, bırak Nukumizu-kun sana festivali gezdirsin. Pek öyle görünmese de o sonuçta bir erkek.“

“Ueh? O-O kadar da g-gitmek i-istediğimi s-sanmıyorum...“

“Gerçek bir Edebiyat Kulübü kızının maiyetinde en azından bir erkek eşlikçi bulunmalı.“

Üçüncü dango şişini çıkarırken Yanami bana göz kırptı.

“Nukumizu-kun, Komari-chan’a eşlik etme işini sana emanet ediyorum, tamam mı?“

*

Doğu kapısından uzanan ağaçlı yol, yemek stantları ve çadırlarla donatılmıştı.

Tsuwabuki öğrencileri ve dışarıdan gelen ziyaretçilerle dolup taşan kalabalığın arasından sıyrılıp, caddenin en ucuna ulaşana kadar Komari ile birlikte kenardan kenardan ilerledik.

“...Şey, sanırım yolun sonuna geldik.“

“A-Anlıyorum. Ö-Öyleyse s-sınıfa g-geri dönelim.“

Hâlâ arkamda saklanan Komari, başını elindeki broşürden kaldırmıyordu. Beklendiği gibi, kalabalıklarla arası hiç iyi değildi.

Ben de ne yapacağımı pek bilmiyordum ama böylece geri dönersek, Yanami kesinlikle laf sokardı…

“Dönüş yolunda bir şeyler mi yesek? Ne yemek istersin Komari?“

“Ş-Şey... u-udon istiyorum.“

Festival ruhuna tamamen aykırı bir seçim. Evet, tam da Komari’den beklenecek bir hareket.

Karate Kulübü’nün udon standında sırada beklerken, duvardaki menüye bakakaldık.

Seçenekler Beyaz Kuşak, Kahverengi Kuşak ve Siyah Kuşak Udon şeklindeydi. Normal isimler yok sanırım…

“Bir de sınırlı sayıda ’Boğa Katili Udon’ varmış. Ne dersin Komari?“

“S-Sınırlı sayıda olmasına r-rağmen h-hâlâ tükenmediyse, o k-kesinlikle bir tuzaktır.“

Sanki her zamanki gibi aklı keskindi. Komari ile ikimiz orta fiyatlı Kahverengi Kuşak Udon’dan sipariş ettik.

“Bu arada Komari, yanında yeterince para var mı?“

Komari kendinden emin bir edayla hafifçe gülümsedi.

“S-Sadece T-Tsuwabuki Festivali için h-harçlık aldım.“

Bize verilen Kahverengi Kuşak Udon’un kitsune udon olduğu ortaya çıktı.

Ç/N=(Tatlandırılmış kızarmış tofu parçalı udon)

Kaseler elimizde, ana yoldan sapıp sessiz bir banka oturduk.

Udon’dan yükselen buharı içime çekerken, bonfile (palamut) suyunun kokusu burnumu gıdıkladı.

Erişteler görünüşe göre kulüp üyeleri tarafından el yapımı hazırlanmıştı ve şaşırtıcı derecede iyiydi.

Şimdi diğer seçenekleri de merak etmeye başladım. Beyaz Kuşak muhtemelen sade udon’du, Siyah Kuşak Udon’un yanında ne verdiğini ise merak ediyordum.

Düşününce, birinin tencereye bütün bir acı biber şişesini boşalttığını görmüştüm. O yoksa Boğa Katili Udon muydu...?

Ben yemeğimi yiyip düşüncelere dalmışken, Komari yemek çubuklarını indirdi.

“Ş-Şey, Nukumizu.“

“Hm? Ne oldu?“

“S-Sınıftayken, b-biri serginin f-fotoğrafını ç-çekip çekemeyeceğini s-sordu, d-daha yakından o-okumak i-istiyormuş.“

Komari’nin dudaklarında utangaç, memnun bir gülümseme belirdi.

“Anlıyorum. Bu harika.“

“E-Evet...“

Çorbayı içmeye çalıştı ama hafifçe “Sıcak...“ diyerek irkildi.

...Kalabalığın geçişini izlerken erişteleri höpürdettim.

Sadece Tsuwabuki öğrencileri yoktu. Toyohashi yerlilerinden de pek çok insan vardı.

Normalde sadece bizlerin olduğu kampüste, aileleri ve diğer okullardan öğrencileri gezerken görmek tuhaf bir şekilde gerçek dışı hissettiriyordu.

Bu cıvıl cıvıl kalabalıkla kıyaslandığında, Edebiyat Kulübü’ne uğrayan insan sayısı pek de fazla değildi. Yine de Komari ortaya koyduğu şeyden

memnundu ve dışarıda birileri bunu takdir etmişti.

Dün gece Yanami buna Komari’nin aşk mektubu demişti.

Beceriksizce, son derece dolambaçlı ama bir o kadar da içtenlikle dürüst. Bu Komari’nin duygularıydı.

“Peki, bundan sonra nereye gidelim?“

Sanki kendi düşünce zincirimi kesmek ister gibi bunu söyledim.

İçimde, Komari’nin kalbine biraz fazla dikkatsizce, olması gerekenden fazla adım attığım hissi vardı.

“F-Fark etmez. N-Ne istersen o-onu yap, Nukumizu.“

Komari bir yandan eriştelerini soğuturken ilgisiz bir edayla cevap verdi.

Pekala, o zaman belki de Asagumo-san’ın F Sınıfı’na uğrarım. Onların da bir festival standı açtığından oldukça emindim.

Ayrıca Edebiyat Kulübü sergisinde bize yaptığı o kadar yardımdan sonra, en azından bir uğrayıp selam vermeliyim.

İnce bir kamaboko dilimini havaya kaldırıp ışığa doğru kısık gözlerle bakarken, Tsuwabuki’li bir çift utanmazca flört ederek önümüzden geçti.

Ç/N=(Balık ezmesi)

...Dürüst olmak gerekirse, ne kadar da çekilmez. İç çekerek başımı salladım.

Festival olsa bile, bu durum hâlâ ulusal müfredatta belirtilen resmi ders konuları kapsamına giriyordu.

Dolayısıyla okul festivalini flört etmek için bir bahane olarak kullanmak, bir kızı kucağına oturtup derse o şekilde katılmakla hemen hemen aynı şeydi.

“N-Ne oldu? Y-Yüzünde ç-çok korkunç bir i-ifade var.“

“Sadece liselilerin neler yapması gerektiğini düşünüyordum.“

...Bekle bir dakika. Eğer şu anki durumu bilmeyen biri Komari ile beni bankta birlikte yemek yerken görseydi, bu tamamen bir okul festivali randevusu gibi görünmez miydi?

Kız olmasına kızdı ama daha çok küçük kız kardeşi konumunu dolduruyordu ve gereksiz yanlış anlaşılmalardan kaçınmayı tercih ederdim…

“Komari, bir teklifim var.“

“N-Ne?“

“Bana bir kez ’ağabey’ demeyi dene.“

“Öhö!.“

Komari boğuldu ve şiddetle öksürmeye başladı.

“Hey, iyi misin Komari?“

“S-Sen en sonunda a-aklını kaçırdın, d-değil mi…?“

“Dur bir dakika, garip bir anlamda söylemedim. Sadece dinle.“

“İ-İyi. M-Mazeretini söyle, s-sonra geber git.“

Elimdeki peçete paketinin tamamını çekip aldı.

“Bak, demek istediğim, burada oturup birlikte yemek yerken insanlar yanlış fikre kapılabilir.“

“Y-Yanlış fikir mi...?“

“Evet, şu anki durumu bilmeyen birinin gözünden bu, tamamen şey gibi görünürdü; bir okul festivali randevusu—“



Komari tekrar öksürmeye başladı.

“Ne oldu yine? Boğazın o kadar acıyorsa bir hastaneye gitsen iyi olur.“

“...B-Bu senin suçun.“

Yine başladı. Her şey için başkalarını suçlamak sağlıklı bir şey değil, biliyorsun.

Pekala, udon yerken boğulan bir kıza bakıp da bizim çıktığımızı düşünecek birinin olduğunu sanmıyorum.

Udon suyumun geri kalanını kafama diktim ve dibine çökmüş olan acı biber yığını yüzünden ben de anında şiddetle öksürmeye başladım.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi