Bölüm...
Action, Adventure, Comedy, Dark Fantasy, Fantasy, Magic, Monster, Novel, Shounen

Bölüm 20

Diğerleri
Yazar: KERIM_KAKOSHI Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 14 dk Kelime: 3.425

İzleme salonunun kapısı sertçe açıldıktan sonra içeri, gri saçlı ve uzun kaküllü bir çocuk girdi. Böylesine zorlu bir etabı geçmesine rağmen hiç yorulmamış gibiydi.

«Nesi var bunun?» diye düşünmeme fırsat kalmadan, çocuk ekrandaki sıralamaya baktı ve hepimiz içgüdüsel olarak aynısını yaptık. Bu çocuğun kaçıncı olduğunu görmeyi feci şekilde istiyorduk; çünkü etabı ne ara bittirdiğini fark etmemiştik bile.

Aniden ekranda şu yazı belirdi:

«İkinci Grup — Güncelleme — Sıralama»

Eski sıralama silindi ve yerine yenisi gelmeye başladı. O an, kalbimin derinliklerinde bu çocuğun beni geçeceğini bilsem de, yerim için endişelenmeden edemedim.

«Top-6: Kirei Akira...»

«Tahmin ettiğim gibi, hızda beni geçti...» Kaçınılmaz olanı kabul ettim. Zaten sonuç belliydi.

«Top-5: Kazeno Rikuto...»

— Beni de geçmiş... — dedi Rikuto, ensesini kaşıyıp mahcup bir şekilde gülümseyerek.

«Top-4: Mizukawa Kohana...»

«Hadi canım, onu bile mi geçti!» diye şaşırdım ve Kohana’ya baktım. Ama o çoktan yüzünü ekrandan çevirmişti... Görünüşe bakılırsa bu sonuçtan dolayı hayal kırıklığına uğramış, hatta öfkelenmişti.

«Top-3: Sorato Akao — 900 puan (6:10)»

Bu anons salonda yankılandığında önce yanlış duyduğumu sandım ama tekrar ekrana baktığımda... Sorato’nun sıralamasını gördüm. Bu çocuğun hızı karşısında dehşete düşmemek imkansızdı. Diğerlerine baktığımda —o yeni çocuk hariç— herkes benim gibi şaşkınlıktan donup kalmıştı. Sadece ekrana bakıyor ve isminin çıkmasını bekliyorduk.

Aniden o ses duyuldu:

— Şaşkınlık, kaygı, hayal kırıklığı ve öfke... En güçlü klanlar, kendi klanları dışından birinin kendi çocuklarını yendiğini fark ettiklerinde işte bunları hissederler... — Ses bir an duraksadı, sanki derin bir iç çekmişti. — Neredeyse herkesi geride bırakıp bu sıralamada yerini alan bu gencin kim olduğunu kimse bilmiyor ve korkutucu olan şeyde bu... Görünmez bir gölge gibi ikinci etabı sadece 5 dakika ve 40 saniyede bitiren bu çocuk! Mutlak şampiyonumuza yaklaşabilen tek kişi! Rekortmeni neredeyse yakalayan bu gencin adı... Kasegawa Rin!

Sınav Görevlisi Kiyoma’nın anonsundan sonra ekranda şu yazı belirdi:

«Top-2: Kasegawa Rin — 960 puan (5:40)»

— 5 dakika ve 40 saniye mi... Bu çocuk normal değil, — diye şok içinde mırıldandım. Prens ondan daha hızlı olsa da bu pek şaşırtıcı değildi; Kuontayo’nun en güçlülerinin soyundan geliyordu sonuçta. Ama bu çocuk, kimdi? Kasegawa...

— Kasegawa diye bir klan tanımıyorum... Bu nasıl mümkün olabilir? İlk defa böyle bir şeyi canlı görüyorum... Kim bu çocuk?! — Rikuto, sıralamaya bakarken dişlerini sıktı.

— Henüz böyle varsayımlarda bulunmak için çok erken, daha birçok kişi etaba başlamadı bile. Belki onu geçenler olur, — diyerek Rikuto’yu sakinleştirmeye, kendi şaşkınlığımı da bastırmaya çalıştım.

— Hayır Akira, burada asıl mesele bilinmeyen birinin bu kadar yükseğe tırmanması. Bu durum dünyadaki pek çok şeyi değiştirebilir... — Rikuto sözünü bitiremeden, arkamızda bir çift koltuk gürültüyle parçalandı.

Hızla arkamı döndüğümde Sorato’yu gördüm. Aşırı öfkeliydi, alnındaki damarlar şişmişti ve yumruğunu sıkıyordu. Bakışları bizim üzerimizde değil, arkamızda, kapının yanında duran Rin’in üzerindeydi.

— Benimle dalga mı geçiyorsunuz?! Bu avam tabakasından çocuk nasıl bizden... hayır, benden daha hızlı koşabilir! — diye bağırdı Sorato ve bir koltuğa daha tekme attı.

Odada atmosfer iyice geriliyordu. Eğer Rin de karşılık verirse büyük sorun çıkabilirdi. Tam Rin’i durdurmak için dönecekken, onun orada olmadığını fark ettim; sadece birkaç saniye içinde durduğu yerden toz olmuştu.

Aniden Sorato’nun olduğu taraftan tekrar bir gürültü geldi. Tekrar arkama baktığımda, Rin’in tam Sorato’nun önünde durduğunu ve doğrudan gözlerinin içine baktığını gördüm. Sorato beklenmedik bu hamle karşısında bir adım geri atmıştı ama öfkesi hala yüzünden okunuyordu.

Rin ona doğru eğildi:

— Bu sadece başlangıç Sorato... Hepinizi yok edeceğim... — diye fısıldadı. Fısıldamasına rağmen sesini iliklerime kadar hissetmiştim. Bunu söylediği an bir ağırlık hissettim. Tıpkı Prenste olduğu gibi.

Tahminimi doğrulamak için Rikuto’ya baktığımda onun şöyle mırıldandığını duydum:

— Mana Aurası mı? Yok artık... Ama nasıl? Bu tekniği nereden biliyor?

«Gerçekten güçlü görünüyor ama bu güç nereden geliyordu? Ayrıca “hepinizi“ derken neyi kastetti...» diye düşündüm. Ağırlık yavaş yavaş azalıyordu. Bu çocuk “Mana Aura“ tekniğini kullanabiliyordu ama tekniği Prensinki kadar baskın değildi; Prensin aurası varken sadece ayakta durmak değil, nefes almak bile zordu.
Aniden gelen bir çığlık düşüncelerimi böldü:

— Sen ne dedin?! Kimi yok edeceksin?! Seni aşağılık avam! — Sorato bağırdı ve yumruğunu savurdu.
Sonrasında olanları gözümle seçemedim bile. Rin bir anda Sorato’nun arkasında belirdi ve az önce savurduğu kolunu kavradı. Ne ara oraya geçmişti?!

— Bir zamanlar siz bizi nasıl yok ettiyseniz... Topraklarınızdaki halkı nasıl ezdiyseniz... Ben de sizi öyle yok edeceğim. Hiç tereddüt etmeden, hiç pişmanlık duymadan, — Rin, Sorato’ya baktı. — Hatırlıyorum, her şeyi hatırlıyorum... Sen de hatırla Sorato...

Rin kısa bir aradan sonra devam etti:

— Hayır, Sorato klanından Akao. Her şey senin yüzünden başladı... Ve bunun bedeli de seninle başlayacak! — diye haykırarak Sorato’nun kolunu acı verici bir pozisyonda büktü.

Sorato ani bir tekme hamlesiyle Rin’e vurmaya çalıştı ama ona dokunamadı bile. Tek yapabildiği düşmanın elinden kurtulmak oldu. Şaşırtıcı olan, Sorato geri sıçradıktan sonra o öfkeli ifadesi yerini korkuya bıraktı. Sanki bir şeyden ürkmüştü.

— Defol git! O zaman olanlarda benim bir suçum yok! — diye bağırdı giden Rin’in arkasından.

— Tüm yalanlar bir gün karanlığın derinliklerinden yüzeye çıkar... Ve buna ben sebep olacağım. Bu çürümüş sistem... — Rin iç geçirdi ve Sorato’ya döndü. O an Sorato’nun alnından soğuk terler aktığını resmen gördüm.

— Bedel ödeme vakti... Seninle başlayacak, laboratuvar kaçağı pis deney faresi, — dedi Rin ve ardında sadece cevapsız sorular bırakarak ortadan kayboldu.

Rin gittikten sonra Sorato’nun öfke krizi geçirmesini bekliyordum ama o sadece yere bakıyor, ter içinde yumruğunu sıkıyordu.

«Deney faresi mi?» Babamın laboratuvarında geçirdiğim zamanları hatırladım. Babamın iş yeri olsa da orası korkunç bir yerdi... Acaba Sorato’nun geçmişinde neler olmuştu? Tam bunu düşünürken bir anons yapıldı ve Sorato da salondan kayboldu.

«İkinci grubun süresi doldu! Üçüncü grup etaba başladı! İlerlemelerini salondaki ekranlardan izleyebilirsiniz!»

— Görünüşe bakılırsa Kasegawa Rin dışında ikinci gruptan kimse etabı geçemedi, — dedi Rikuto düşünceli bir şekilde.

— Öyle görünüyor, — diye ekledim.

— Bu etap gerçekten çok zor... Herkes bitiremeyecek, — dedi Rikuto ciddileşerek.

Ekranlara, üçüncü grubun yarışına baktım. Tam bizim yaptığımız gibi demir duvarın önünde toplanıyorlardı. Ekranlara baksam da aklım hala Rin ve Sorato’daydı. Göz ucuyla katılımcıları taradım. Hiçbiri tanıdık gelmiyordu ama son ekranda çok iyi bildiğim bir gülümseme ve tuhaf giyilmiş bir üniforma gördüm.

«Ondan başka kimse bu üniformayı bu kadar yanlış giyemez...» Ginto’yu görünce mahcupça gülümsedim. Yarış öncesi ısınıyordu. O kendine has gülüşünü başka kimseyle karıştırmak imkansızdı.

«Hadi Ginto, göster onlara!» diye içimden desteklemek geldi. Başlangıç çizgisinde sıraya girdiler. Ginto şaşırtıcı derecede sakindi. Duvar açılmaya başladı. Diğer dört katılımcı gerildi ama kimse harekete geçmedi.

Kimse benim gibi duvarı kırmayı denemeyecekti. Diye iç geçirdim.

Birkaç saniyelik bekleyişin ardından Ginto aniden yere oturdu ve yanındaki katılımcılara bir şeyler söyledi. Görünüşe bakılırsa duvar tamamen açıldığında ona haber vermelerini istiyordu... Yine yaptı yapacağını, tıpkı “Genç Büyücüler“ dergisindeki olay gibi. Islah olmaz bu çocuk...

Derken katılımcılardan biri Ginto’ya doğru gitti, bir şeyler söyledi ve aniden elini kaldırdı. «Ne yapıyor bu?! Ginto şimdi onu...» dememe kalmadan Ginto’ya el kaldıran çocuk, Ginto’nun tek bir yumruğuyla yere serildi. Çocuk kafasına aldığı darbeyle anında bayılmıştı. Vuruşun hemen ardından Ginto ayağa kalktı. Yüzünde tuhaf bir ifade vardı.

«Aklına bir fikir geldiğinde hep bu yüz ifadesini takınır... Durum kötü.»

Ginto ayağa kalkıp kalan üç katılımcıya bir şeyler söyledi, ikisi ona bağırarak karşılık verdiler.

Her geçen an keşke neler konuştuklarını duyabilseydik diye düşünüyordum.

— Şey... Akira, bu çocuk senin arkadaşındı değil mi? — diye sordu Rikuto aniden.

— Ha?.. Evet, arkadaşım, adı Ginto... Neden sordun?

— Sadece ne planladığını açıklayabilir misin diyecektim. Bana mı öyle geliyor yoksa bir şeyler mi çeviriyor? — dedi Rikuto, Ginto’nun ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışarak. Onu anlamak zordur.

— Rikuto, onu anlamaya çalışma. Sadece izle, — dedim hafifçe gülümseyerek. O sırada Ginto’nun grubundaki bir başka katılımcıya daha vurduğunu gördük. Çocuk darbeyle duvara uçtu ve o da bayıldı.

«Ginto’nun stratejisini şimdi anladım. Rakiplerinin yarışa başlamasına izin vermemek, böylece birinci olmak için bir sorunun kalmaz...» Tam Ginto’luk bir hareket. Alnımda ter damlasıyla gülümsedim.

— Hayvani içgüdü, — diye mırıldandı Rikuto.

— Öyle mi dersin?

— Evet. Bu çocuk... Ginto, rakiplerine hiç tereddüt etmeden vuruyor. Stratejisinden emin. İçgüdüsel olarak güçlü yönünü kullanıyor. Neredeyse senin gibi Akira.

— Benim gibi mi?.. — Tüylerim aniden diken diken oldu.

— Evet. Sadece düşünme biçimleriniz farklı. Sen harekete geçmeden önce analiz ediyorsun, o ise canı ne isterse onu yapıyor. Ama sonucunuz aynı. İkiniz de en güçlü yönlerinizi kullanmaya çalışıyorsunuz.

Daha önce hiç bu yönden bakmayi denememiştim...

O sırada ekranda demir duvarın nihayet açıldığını gördük. Ginto’nun darbelerinden kaçabilen iki katılımcı mağarada tüm hızlarıyla koşmaya başladı. Onların hemen ardından Ginto odadan fırladı. O gülümsemesini tarif etmek imkansızdı. Sanki ava çıkmış bir yırtıcı gibiydi.

Beni asıl şaşırtan Ginto’nun hızıydı. Beklediğimden çok daha hızlıydı. Tüm engellerin yanından hızla geçiyordu ve birkaç saniye sonra kalan iki katılımcıdan biriyle yan yana koşmaya başlamıştı. Diğer çocuk korkmuştu ve sadece kaçmaya çalışıyordu ama Ginto’dan kaçması zor görünüyordu.

Tam çocuğun işinin bittiğini düşünürken beklenmedik bir şey oldu. Az önce önüne gelene vuran Ginto, bu sefer çocuğa dokunmadı ve sadece yanından geçip gitti.

— Zayıf av mı? — diye sordu Rikuto. Bir araştırmacı gibi Ginto’nun hareketlerini çözmeye çalışıyordu.

Ginto’nun sınav binasına girmeden önceki sözlerini hatırladım:

— Ginto, güçlülerle savaşmak istediğini söylemişti. Ancak bu şekilde daha güçlü olacağını düşünüyordu. Zayıflara dokunmanın bir anlamı yoktu onun için.

Rikuto ekrana bakıp tekrar düşüncelere daldı.

— Demek öyle. Bu çocuğun çelikten prensipleri var, — dedi gülümseyerek.

— Katılıyorum, — dedim güvenle. Ne kadar vahşi görünse de Ginto, gelişmek isteyen ve yerinde saymayan biriydi.
Biz Ginto’nun düşünce yapısını tartışırken, o birinci sıradaki çocuğa neredeyse yetişmişti. Birinci giden çocuğun üniformasının üzerinde tuhaf bir şapka vardı. «Bu yasak değil miydi?» diye düşündüm. İlk kez böyle bir şey görüyordum.

— Hey Rikuto, şu çocuğun kafasındaki şapkanın ne olduğunu biliyor musun?

Rikuto, Ginto’nun yarışına o kadar dalmıştı ki sorumu biraz geç fark etti.

— Neyden bahsediyorsun? Şu kafasındaki Uşanka şapkasından mı?

— Evet, tam da onu soruyordum.

Uşanka mı?.. O da neydi?

— Akira, bu şapkaların Kuontayo’nun kuzeyinde çok popüler olduğunu biliyorsun değil mi? — dedi Rikuto, ilgimi çektiğini anlayınca gülümseyerek.

— Hayır, bilmiyordum. Ama o şapkayı ondan almamış olmaları beni şaşırttı.

— Kuzey halkı için bu şapka, bir şapkadan çok daha fazlasıymış. Muhtemelen bu yüzden dokunmadılar, — dedi Rikuto.

— Anladım... — diye mırıldandım. Geleneksel bir şey olmalıydı.

Derken Rikuto beni sarstı:

— Bak, Ginto neredeyse ona yetişti!

Ekrana baktığımda Ginto gerçekten de çocuğun ensesindeydi. Tam o anda Ginto çocuğun üzerine atıldı ve tekme atmaya çalıştı ama çocuk sanki ensesinde gözü varmış gibi arkasına bile bakmadan sıyrıldı. Ginto savrulsa da pes etmedi, takla atıp tekrar temposuna döndü. Önündeki çocuğa bir şeyler bağırıyordu ama çocuk onu duymazdan geliyordu. Yarış başlamadan önce de Ginto’yu takmayan tek kişi oydu. Çelik gibi sabrı vardı.

Gülümseyen Ginto aniden ciddileşti. Ciddiye alınmamak onu kızdırmıştı. Önlerine iki büyük balta çıktığında Ginto harekete geçti. Çocuk baltaların altından kayarak geçti, Ginto ise üzerinden atladı ve şimdi...

— Evet! Şimdi o şapkalı çocuk Ginto’nun darbesinden kaçamayacak! — diye yerinden fırladı Rikuto.

Haklıydı. Çocuk daha yerden kalkamamışken Ginto’nun saldırısından kaçması zordu. «Umarım Ginto fazla sert vurmaz,» diye düşündüm. O an Ginto ile çocuğun bakışları kesişti. Şaşırtıcı olan, çocuğun yüzünde ne bir korku ne de panik vardı; gayet sakindi.

Ginto’nun yumruğu neredeyse yüzüne değecekken neden bu kadar sakin olduğunu anladık. Çocuk son saniyede Ginto’nun kolunu yakaladı ve Ginto’nun kendi hızını kullanarak onu yana savurdu! O sırada yollarındaki bir balyoz Ginto’ya çarptı.

— Ginto! — diye panikle ayağa kalktım. Umarım bir şey olmamıştır, balyoz çok ağır görünüyordu.

Ginto karnına aldığı darbeyle duvara çarptı ve başka bir yola düştü. Görüş açımızdan çıktığı için ne durumda olduğunu göremiyorduk. Çocuğu fırlatan genç ise yerinden kalktı ve koşmaya hazırlandı ama aniden durup Ginto’nun düştüğü yöne baktı. Birkaç saniye sonra başını iki yana sallayıp ileri doğru koşmaya devam etti.

— Nesi var bunun?

— Sanırım Ginto’ya yardım etmek istedi ama sonra etabı bitirmeye karar verdi, — dedi Rikuto. O da endişelenmişti.
Kameralar uşankalı çocuğa odaklanmıştı. Diğer dört katılımcı görünmüyordu. Ginto ne durumdaydı? Otuz saniye geçmişti ve hala ortada yoktu. Çocuğun finişe yaklaşmasını izliyorduk. Finiş çizgisi görünmüştü. Son saniyeler... Ginto’yu alt edip buraya kadar gelmişti, bitirmeyi hak ediyordu ama içimde Ginto’nun kaybetmesine dair bir burukluk vardı. Yine de bu çocuğun bir suçu yoktu, değil mi?..

Tam o sırada kameralardan biri kapandı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken başka bir ekrana baktık. Mağaranın duvarı aniden parçalandı ve her yere taş parçaları saçıldı! Parçalar çocuğa doğru uçtu ama o ustalıkla hepsinden sıyrıldı. Bu bir tuzak mıydı diye düşünürken aniden duvardan bir silüet fırladı...

Bu Ginto’ydu! Parçaların arasından fırlamıştı. Çocuğun sıyrılacağını tahmin etmiş olmalıydı ki, koşmaya devam etmek yerine havada saldırıya geçti. Finiş çizgisine ramak kala Ginto tüm hızıyla yumruğunu savurdu. Her şey o kadar hızlı oluyordu ki zar zor takip edebiliyordum. Yumruk tam değecekken çocuk geriye sıçradı. Hem bizi hem de Ginto’yu şaşırtmıştı.

— Lanet olsun, yine kaçırdı! — Rikuto yüzünü kapattı. Ama pes etmek için erkendi, çünkü Ginto henüz pes etmemişti.
Yere iner inmez bir dönüş yaptı ve çocuğa tekme atmaya çalıştı. Çocuk artık geriye kaçamazdı çünkü bu, üstünlüğü Ginto’ya vermek demekti. Ama aniden çocuk yine hepimizi şaşırtmayı becerdi. Çocuk yana gitmek yerine aniden Ginto’ya doğru yaklaştı.

— Ne yapıyor bu, Ginto ona vuracak! — dedim endişeyle. Sanki kimsenin kaybetmesini istemiyordum...

— Hayır Akira, mantıklı olanı yapıyor. Eğer daha fazla geri giderse birincilik puanlarını kaybeder! — Rikuto kolumu yakaladı.

Çocuk Ginto’ya yaklaşıp havaya sıçradı. Hareketleri inanılmazdı. «Bu çocuğun kemiği yok mu?!» diye şok içinde izliyordum. Ginto tekmesinin boşluğa gideceğini anlayınca ayağını indirdi. İki ayağı da yere bastığında ellerini de yere koydu!

— Ne planlıyor bu?! — diye mırıldandım. Neler olduğunu anlayamıyordum. Rikuto’ya baktığımda onun da bana baktığını gördüm.

— Akira! Bu ya hep ya hiç anı!

— Ne?!

— Bak, ikisi de finişe son bir depar atmaya hazırlanıyor!

Gerçekten de, şapkalı çocuk yere iner inmez ikisi de finişe doğru fırladı. Çok hızlıydılar ama Ginto daha iyi bir çıkış yaparak öne geçti. Ancak şapkalı çocuk beklenmedik bir şey yaptı; elini Ginto’nun göğsüne koyarak onu yavaşlatmaya çalıştı.

Ama Rikuto, ben ve muhtemelen o çocuk da biliyordu ki: «Bu, Ginto’ya sökmez.»

Çocuk elini koyduğunda Ginto gülümsedi; çünkü artık aralarında hiçbir engel yoktu ve kaçış imkansızdı. Ginto da onu yakalamaya hazırlanırken, uşankalı çocuk inanılmaz bir şey daha yaptı. Ginto’yu bir dayanak noktası olarak kullandı! Ginto’dan destek alarak kendini ileri fırlattı, anlık bir hız kazanarak finişe uçtu ve Ginto’yu geride bıraktı.

«Hepimizi yeniden kandırmıştı,» diye düşündüm heyecanla. Bir an sonra izleme salonunun kapısı gürültüyle açıldı ve içeri ilk giren kişi, uşankalı çocuk oldu!

— İnanılmaz, — dedi Rikuto çocuk içeri daldığında. Ter içindeydi ve nefes nefeseydi. Hemen ardından ikinci bir silüet belirdi; bu Ginto’ydu. Gelip çocuğun yanında durdu.
Rikuto ile yanlarına gittik. Ginto’nun şunları söylediğini duyduk:

— Hey!.. Sen harikaymışsın... ufaklık... Beni fena kandırdın!.. Birinciliğin için tebrik ederim! — Nefes nefese elini uzattı.

Her yer sessizliğe büründü. Çocuk öylece durup Ginto’ya baktı... Elini sıkmayacak sandım ama bir an sonra Ginto’nun elini kavradı.

— Bu harika yarış için teşekkür ederim, — dedi sessizce.

— Ama şunu bil, bir dahaki sefere sana yenilmeyeceğim! — Ginto güldü ama alnındaki damarlar hala oradaydı. Yenilmeyi sevmiyordu işte.

Ginto ve uşankalı çocuk vedalaşıp ayrıldılar. Ancak o zaman Ginto bizi fark etti.

— O! Akira ve... evet, Rikuto! — diye el salladı. Yanımıza koşmaya çalıştı ama yolun ortasında aniden... yere kapaklandı.

O sırada diğer çocuğun da baygınlık geçirerek yere yığıldığını fark ettik.

«Görünüşe bakılırsa kendilerini aşırı zorlamışlar ve artık yürüyemiyorlardı bile,» diye düşündüm ve Rikuto ile birlikte yardımlarına koştum.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi