Bölüm 451

Çeviri: Sansanson
85.Kısım – Son Duvar (3)
‘Gizemli Entrikacı’nın söyledikleri, hayatındaki tüm anlamı kaybetmiş birinin ağzından çıkan sözler kadar boş gelmişti.
Bu boşluğa isyan edercesine konuştum. “...Senin hayatın bir başkasınınkini kurtardı.”
Bu kadar çok şey kaybetmiş birine, adını bile bilmediği bir çocuğu kurtarmış olma gerçeği pek de teselli sayılmazdı. Ne de olsa o çocuğun onunla hiçbir ilgisi yoktu. O çocuk onun yoldaşı ya da aile üyesi değildi.
Dudaklarımı birkaç kez açmaya çalıştım ama yine de başka bir şey söyleyemedim. Yaşadığım hayat onu kurtarmaya hiç yardımcı olmamıştı.
‘Gizemli Entrikacı’ bocalamama baktı ve konuştu.
【Seni ilk gördüğümde, seni kanatlarımın altına almam gerektiğine inanmıştım.】
Beni kanatlarının altına almak. Belli belirsiz bir nedenden ötürü, onunla ilk karşılaştığım anları hatırladım.
+
<Sponsor Seçimi>
–Lütfen sponsorunu seç.
–Seçtiğin sponsor güçlü destekçin olacak.
1. Abisal Kara Alev Ejderhası
2. Şeytanvari Ateş Yargıcı
3. Gizemli Entrikacı
4. Altın Başlığın Esiri
+
…Hatırladım.
Gerçekten de böyle olmuştu. ‘Gizemli Entrikacı’, ilk Sponsor Seçimim sırasında üçüncü potansiyel seçeneğim olarak belirmişti. Gerçekten de Sponsorum olmaya çalışmıştı.
【Ondan sonra bu dünya çizgisini gözlemlemeye devam ettim. Bazen şaşırdım. Şaşırmış olmam gerçeğine de en az onun kadar şaşırdım. Çünkü uzun zamandır hiçbir şeye şaşırmamıştım.】
Bunu biliyordum. Bu dünya çizgisinin hikâyesi boyunca ne yaptığımızı izlemiş ve çeşitli dolaylı mesajlar göndermişti. Dolaylı mesaj günlüklerini araştırırsam, bana gönderdiklerini bulabilirdim.
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı seçiminle ilgileniyor.]
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı aptallığının seviyesinden etkilendi.]
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı aceleci beyanın nedeniyle hayal kırıklığına uğradı.]
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı’nın gözleri, planını duyduktan sonra parıldıyor.]
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı planını merak ediyor.]
...
Bu mesajlar onunla ilk gerçek yüz yüze gelişimi benim için oldukça tuhaf kılmıştı. Artık [666] ve diğer Yoo Joonghyuk’ların bu dolaylı mesajlardan sorumlu olduğunu biliyordum ama yine de...
【Karar vermek zorundaydım – bu çarpıtılmış dünyayı gözlemlemeye devam mı edeceğim, yoksa onu yok mu edeceğim.】
“...Beni 1863. tura bu yüzden mi gönderdin?”
Entrikacı başını salladı. Onun seçimi bu ‘dünya çizgisi’nin başlangıcına yol açmıştı.
Devam etti.【Bu turun Yoo Joonghyuk’una 1863. tur hakkındaki bilgiyi vermemin nedeni de aşağı yukarı benzer bir sebepti. Seni test etmeye ihtiyacım vardı. Sonuca tanıklık etmek için senin mi yoksa bu turun Yoo Joonghyuk’unun mu daha uygun bir aday olduğunu bulmak için.】
“Tamam, peki seçimin ne oldu?”
‘Gizemli Entrikacı’ cevap vermedi ve ağzını açmadan önce sadece bana baktı.
【Bu dünyanın sonunda devasa bir duvar var. Tüm anahtarlar bir araya toplandığında açılabilen ‘Son Duvar’dır o.】
– Tüm soruların yanıtlarını elde ettin.
– Kutsal Üç Soruluk Takas sona erdi.
O zaman fark ettim. Onun bu yanıtı benim ‘üç soruma’ verilen cevaptı.
‘Gizemli Entrikacı’nın etrafında dans eden kıvılcımlar daha acımasız hâle geldi. Belli bilgilerin sadece adı geçse bile büyük miktarda Olasılık tüketimi gerekirdi. Ve eğer bilgi bu dünyanın sonuyla ilgiliyse, Olasılık maliyetinin muazzam olması da gayet doğaldı.
‘Son Duvar’.
Gizemli Entrikacı’nın sonsözünde karşılaştığı ‘Sonuç’ buydu.
【Sahip olduğun ‘parça’, aramakta olduğum son anahtardır.】
Gerildim ve geriye doğru çekildim. Bir [Murim mantısı] şeklinde olduğum için geriye doğru adımlar atmak oldukça zordu ama durum ne olursa olsun, sadece ikimizin arasına biraz mesafe koymam gerekiyordu.
Entrikacı’nın amacı elimdeki [Dördüncü Duvar] ise, o zaman o...
Yumruklarını sıkıp açmakla meşgul olan o adam, bir nedenden dolayı oldukça ürkütücü geliyordu.
Diğer kkoma Yoo Joonghyuk’lar da gergin ifadelerle Entrikacı’ya bakıyorlardı.
【Bu dünya çizgisini oluşturmak için çok fazla şeyin çarpıtılması gerekti. Seni yalnız bırakmanın doğru bir şey olup olmadığına karar veremiyorum.】
Çarpıtılmış dünya çizgisi. Parçalanmış Olasılık.
Bu iki şeyi zaten defalarca duymuştum.
“Tamam, ne olmuş yani? Ne istiyorsun peki?”
Aklıma ne geldiyse öylece attım. Önemli olan zaman kazanmaktı. Bunu olabildiğince uzatmam ve orijinal bedenime geri dönmem gerekiyordu. Bu önemliydi.
“Burada ne söylemeye çalıştığını gerçekten anlamıyorum. Sonucun sebebi yutması falan filan gibi bu karmaşık abuk sabuk sözlerin hiçbirini anlamıyorum. Ancak ne olursa olsun, yoldaşlarım ve ben buraya kadar gelmek için elimizden gelenin en iyisini yaptık. Sonuç şimdi tam önümüzde.”
Daha önce yazılmamış bu hikâyenin sonucunu neredeyse görebiliyordum.
【Sonucu görmek her şey demek değildir. Gerçekten önemli olan şey doğru sonuca tanıklık etmektir.】
“Doğru sonuç mu? Buna karar vermek...”
【Çarpıtılmış Olasılığa sahip bir hikâye her zaman bir Felaket yaratmaya devam edecektir.】
Sadece bir Dokkaebinin yapacağı bir beyan olan bu açıklamayla dona kaldım.
“Bu senin tarzın değil. Henüz görmediğin bir şey hakkında...”
Tam o sırada aniden bir deprem patlak verdi. Devasa bir ‘Güm!!’ sesiyle bir şey çöktü.
Yuvarlak masanın üzerindeki şarap kadehi devrildi; tüm orman sallanıyordu.
“...Ne oluyor??”
Bu kesinlikle doğal bir sarsıntı değildi.
‘Gizemli Entrikacı’ tahttan yavaşça kalktı ve yanımdan yürüyüp geçti. Boş gözleri şimdi ormanın geniş manzarasına derin derin bakıyordu.
N’Gai Ormanı şiddetli bir yangının içinde kalmıştı.
Ormanı yanıyordu.
[AhAhAhAhAhAh]
[KurtarınBeniKurtarınBeniKurtarınBeni]
Yukarıdaki gökleri delecek kadar boylu poslu olan tüm o ağaçlar şimdi küller hâlinde yanıp kül oluyordu. Ormanın içine gizlenmiş ‘Dış Tanrılar’ çığlık atıyordu. Alevlerin inanılmaz gücünden dolayı salonun sıcaklığı hızla yükseldi. Bu basit bir kundaklama olamazdı.
Ben bile hissedebiliyordum.
İnanılmaz bir Statüye sahip biri buraya saldırıyordu.
Ama kim olabilirdi?
Böyle bir şey imkânsızdı. Burası ‘Gizemli Entrikacı’nın kendi bölgesinden başkası değildi. Öyleyse burayı işgal etmeye kim cürret edebilirdi ki?
Büyük Nebulalardan biri olabilir miydi?
<Vedalar> mı? <Olimpos> mu? Ya da... <Asgard> mı?
Kafamda ‘ateş’ ile ilgili tüm Takımyıldızlarının listesini hızla gözden geçirdim. Ama hiçbir Niteleyici bulamadım.
Geniş ormanın tamamını yakıp yıkan bu inanılmaz alev... Orijinal hikâyede bu tür bir güce sahip başka bir varlık var mıydı?
[KralımKralımKralımKralımKralım]
[KaçınKaçınKaçınKaçınKaçın]
Küçük ‘Dış Tanrılar’ hızla Entrikacı’nın etrafında toplandı. Birçok Dış Tanrı şimdiye kadar onu terk etmişti ama yine de kalmayı seçen epeyce bir kesim vardı. Krallıklarının eli kulağındaki düşüşünü hissetmiş, krallarını korumak için etrafına üşüşen vatandaşlar gibiydiler.
Tebaasına bakan ‘Gizemli Entrikacı’ benimle konuştu.
【‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’. Ben de senin yaptığın hatayı yaptım.】
Ormanının yanıp kül olduğu acil bir durumla karşı karşıya kalsa bile sesi rahat kalmaya devam etti. Sanki tüm bunları önceden tahmin etmiş gibiydi.
【Çok aptalca bir şekilde, geçmişte çoktan yaşanmış olan şeyi değiştirmeye çalıştım.】
“...Aniden neden bahsediyorsun? 41. turun olaylarından mı bahsediyorsun?”
Eğer durum buysa, ne olduğunu ben de biliyordum.
41. turun Yoo Joonghyuk’u, ‘Ufkun Şeytanı’ ile bir anlaşma yapmış ve Shin Yoosung’u 3. tura göndermişti. Bunun bir sonucu olarak, Shin Yoosung 3. turun Felaketi hâline gelmişti.
Eğer ‘Gizemli Entrikacı’ o belirli ‘Felaketi’ düşünüyorsa, ona endişelenecek bir şey olmadığını söylemek istiyordum.
Ne yazık ki yanımdaki [41] başını sallıyordu. “Bu benim regresyon turumdan değil.”
“Ne? Ama o zaman...”
[41] cevap vermedi ve sadece Entrikacı’ya baktı.
Kafam bir çöplüktü. Bilgime göre, ‘Hayatta Kalma Yolları’nda çoktan yaşanmış olan geçmişe müdahale ettiği tek regresyon turu 41. turdu.
...Ama şimdi, bunun dışında başka bir tur daha mı vardı?
O ne zamandı? Orijinal hikâyenin dışında mı gerçekleşmişti?
Salonun üzerindeki açık gökyüzünde alevlerle kaplı bir güneş yükseliyordu. Ancak bu güneş ne Surya’ya ne de Apollo’ya aitti. Ve patlayan bu güneşin merkezinde, meşum görünümlü güneş lekeleri büyüyordu. Bildiğim hiçbir Takımyıldızı bu kadar korkunç bir güneşe sahip değildi.
Bu bilmediğim bir varlığa ait olan güçtü.
[999. tur Yoo Joonghyuk güneşe bakarak iç çekiyor.]
...999. Tur mu??
Aniden bir şey hatırladım.
「999. turun Yoo Joonghyuk’u. Sürdürdüğün hayata saygı duyuyorum. Ben hariç, ‘Sonuç’a yaklaşmayı başaran tek kişi sensin.」
Bunlardan biri ‘Gizemli Entrikacı’nın söylediği şeydi ve...
「“Regresyon geçirsem de bu dünya yok olmayacak. Ölürsem bu dünya son bulmayacak ya da altüst olmayacak.”」
...Ve diğeri de Yoo Joonghyuk’un söylediği şeydi.
Ölse bile dünya yok olmayacaktı. O regresyon geçirdikten sonra bile dünya var olmaya devam edecekti.
「Ya Sonuç’a tanıklık eden sadece ‘Gizemli Entrikacı’ değilse?」
「Ya orijinal hikâye örgüsünde adı geçmeyen başka bir hikâye daha varsa?」
「Ya Yoo Joonghyuk öldükten sonra bile o dünyada kalan ve senaryolar boyunca devam eden başka bir varlık varsa? Tekrar tekrar savaşırken...」
Şimdi zifiri siyah alevlere bürünmüş olan güneş aniden bir yumurta kabuğu gibi çatladı ve kör edici ışık huzmeleri patlayarak dışarı saçıldı.
「Ya dünyanın sonuna ulaşıp kendi ‘Sonucuna’ tanıklık eden başka bir varlık varsa?」
Ormanı yakmaktan sorumlu olan kundakçı, ışığın merkezinde kendini gösterdi. Sadece bir kundakçı olarak etiketlenemeyecek kadar güzel bir siluet dalgalanıp duruyordu.
‘Gizemli Entrikacı’ya denk bir güce sahip başka bir varlık. Böyle bir varlık tam gözlerimin önünde bembeyaz kanatlarını açıyordu.
Entrikacı başını bu yaratığa doğru kaldırdı ve konuştu.
【‘Yaşayan Alev’.】
‘Yaşayan Alev’ dedi.
‘Korku Kaydedicisi’ tarafından yazılan kayıtlar arasında böyle bir isim vardı.
「Doğudan yükselen ‘Yaşayan Alev’.」
‘Gizemli Entrikacı’ ile birlikte ‘Dış Tanrılar’ı yöneten krallardan biri.
Mesele şu ki, diğer kralların kim olabileceğini veya nereden gelmiş olabileceklerini hiç düşünmemiştim.
Ne kadar aptal bir geri zekâlıydım ben.
Tüm ‘Dış Tanrılar’, ‘Hayatta Kalma Yolları’nın terk edilmiş turlarından gelen varlıklardı. Durum böyle olduğuna göre, onların krallarının da ‘Hayatta Kalma Yolları’ndan gelen diğer varlıklar olacağını akıl etmeliydim.
Gümm!
Ellerim deliler gibi titriyormuş gibi hissettim.
Nedeni ve sonucu hayal etmek istemiyordum. Hayır, bunu kabul etmek istemiyordum. Şu anda, bu kadar korkunç bir dünyanın gerçekten var olabileceğini kabullenmek istemiyordum.
Kendisiyle özdeşleşmiş ilgisiz sesiyle Entrikacı bana seslendi.
【Şimdi anlıyor musun? Dünya çizgisini çarpıtmanın sonucu budur.】
Sözleri sona ererken, en parlak, en ışıltılı alevlerle sarılmış bir kılıç bizim yönümüzü göstermeye başladı.
Çok yakından tanıdığım bir Başmeleğin kılıcıydı bu.
Neden fark etmemiştim? Belki de en başından beri bilmek istememiştim?
Bu alevlerin bu kadar sıcak ve bu kadar acımasız olabileceğini?
Şeytanları yakmak için olan alevlerin diğer varlıkları da yakabileceğini?
Şimdi tamamen [Cehennem Ateşi] ile kaplanmış olan [İntikam Alevleri] kılıcı parlak bir şekilde ışıldıyordu. Kılıcın sahibi gülümsüyordu. Ve daha önce hiç tanık olmadığım son derece korkunç bir ifadeyle konuşmak için ağzını açtı.
【Seni çok uzun zamandır arıyordum, 1863. turun Yoo Joonghyuk’u.】
Her şeyi yargılayan Başmeleğin gözleri şimdi zifiri karanlık alevlerle parlıyordu.
【Ey dünyamı mahveden Yabancı Tanrı.】
Uriel’di bu.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.