Bölüm...
Action, Mystery, Novel, Supernatural, Türkçe Novel

Bölüm 9

Side B - Bölüm 2
Yazar: yoru_no_melodi Grup: : yoru_no_melodi Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.597

Side B - Bölüm 2

Böyle hissettiğim günlerin birinde polisler kapıma dayandı.

“Pardon, biz S River Karakolundan geliyoruz. Birisi bu semtte kanlar içinde yatan bir adam gördüğüne dair ihbarda bulundu. Size birkaç soru sorabilir miyiz?”

Kapının üzerinde duran içeriyi aydınlatmak için tasarlanmış pencereden iki tane adam gördüm.

Donakaldım. Tam o anda kahve için su kaynatmaktaydım.

“Pardon. Polis. Evde kimse var mı?”

Kapı tekrar tekrar çalınıyor, durmaksızın sallanıyordu. Delikanlıya baktım. Adını bilmediğim delikanlıya. Dışarıdaki seslere bile hiçbir insancıl tepki göstermiyordu.

Onu bulurlarsa ne olurdu? Hızlıca düşündüm. Büyük ihtimalle bir suça karışmıştı. Ayrıca suç işlemeyi ve buna şahit olmayı nefes almakla bir tutar gibi bir hali vardı. Bununla birlikte o, gecenin hâkim olduğu tarafta yaşayan biriydi. Aksi takdirde vücudunun her yanı böyle delik deşik olmuş birinin hastaneye gitmemiş olması mümkün değildi. Polislerin gözünde yaralı bir insandan ziyade bir hazineydi. Onu tutuklayarak yakaladıkları suçlular arasına başarıyla bir suçlu daha ekleyebilirlerdi.

Öte yandan ben şu zamana dek bir suç işlememiştim. Yaptığım tek şey gözümün önünde yaralı yatan birini tedavi etmekti. Aslında silahla vurulmuş birini gören her normal vatandaşın görevi bunu ihbar etmektir. Ama “silahla vurulduğunu fark etmemişim,” dersem polislerin geri çekilmekten başka çaresi kalmazdı. Mesela bıçaklandığını falan sandım derdim. Bir silah yarasını ayırt etmek o kadar zor olmasa da bunu fark etmemek kanunen bir suç sayılmıyordu ne de olsa.

Yani bu genç adamı polislerin eline teslim etsem dahi hiçbir şeyden suçlu tutulmadan işin içinden sıyrılabilirim.

Ön kapıya doğru ilerledim. Polislerle konuşmak için.

Onları buradan göndermek için bir bahane uyduracaktım. Yani öyle yapmayı planlıyordum. Bu adamı şu an polislerin eline verecek olsaydım zaten en başında onu tedavi etmekle uğraşmazdım.

Ama bu aptalca adanmışlığım boşa çıkmıştı. Beklentilerimin tamamen dışında bir şey yaşanmıştı. Delikanlı kapıya doğru koşturmuştu.

Öylesine gülünç bir hızla koşmuştu ki... Sıkıştırılıp iyice bükülmüş bir yayın birden serbest kalması gibi. Kapıyı çarparak açmış ve polislere saldırmıştı.

Kimsenin öngöremeyeceği bir harekette bulunmuştu. Böylesine bir çevikliğe sahip olacağı aklımın ucundan bile geçmezdi. Yaralı bir insandan beklenmeyecek bir hızla sıçramış ve şaşakalmış polisin omzuna çıkmıştı. Ardından parmaklarını onun suratına geçirmişti.

Polis memuru ufak bir çığlık atmıştı. Çılgına dönmüşçesine delikanlıyı girişin hemen yanındaki duvara yapıştırıvermişti. Ancak genç adamın onu bırakmaya niyeti yok gibiydi. Adamın omuzlarında oturur halde ona yapışmışken parmaklarını hep birden adamın kulaklarına sokmuştu. Adeta kulaklarını yerinden sökmek istermiş gibi bütün kuvvetini de oraya vermişti. Delikanlının boğazından bir canavarın amansız kükremesini andıran bir ses koptu. Parmaklarını geri çektiğinde parmaklarının ucu kana bulanmıştı. Parmaklarını tekrar adamın kulağına götürdü.

Polis saldırganı kavramak için boşta kalan ellerini kullanırken odanın içine devrilivermişti. Bununla beraber kırılan ahşap döşemeler çatırdamıştı.

Henüz saldırıya uğramayan diğer genç polis sanki anca şimdi aklına gelmiş gibi silahını çıkarmıştı. Çift hareketli bir toplu tabanca. Silahı genç adama doğrultmuştu.

Yeteneğimle hiçbir uyarı olmaksızın silahın ateşlendiği anı görmüştüm.

Ben de harekete geçtim. Polise yaklaşıp tabancasını yakaladım. Başparmağımı ateşleme mandalı ile namlu arasına yerleştirdim. Böylece ateşleme mandalı kapsüle vurup mermiyi sıkamayacaktı.

Polise çevirdim bakışlarımı. Bana öfkeyle bakıyordu.

Arkamda bir şey yere düşüp hafif bir ses çıkartı.

Metalik bir şey. Arkama bakmak istedim ancak şu an kötü bir pozisyondaydım. Sağ elimde silah, sol yanımda duvar. Dönemiyordum. Bu hiç iyi değildi.

Gözüme beyaz bir şey çarptı.

O şey ne ara fırlatılmıştı görememiştim. Ama büyük ihtimal fırlatan kişi polisti. Çünkü ben böyle tehlikeli şeyleri evime sokmazdım. Bu bir gaz bombasıydı.

Siyah, silindir yapılı bir mühimmattı. Öldürücü olmayan bir koma gazı yayabiliyor. Etkisi on iki saniye sürüyor ve 2800 litre gaz salabiliyor. Birinci Dünya Savaşı esnasında ameliyatlarda anestezi yerine kullanılan bir gazdı bu. Gazı soluyan kim olursa bilincini yavaş yavaş yitirirdi. Bu her ne kadar gazın derişimine bağlı olsa da çoğu daha 10’a kadar sayamadan bayılırdı. Fazla solunduğu takdirde ölümcül olabiliyordu.

Ağzımı ve burnumu elimle kapadım. Sonra da delikanlıyı bulmaya çalıştım. Gaz bombası bir şehir polisinin devriyedeyken yanında taşıyacağı türden bir şey değildi.

Bu herifler polis değillerdi.

Ancak gözümün ucunda bir şey kıpırdadı. Genç polis tabancayı bırakmış ve üzerime atlamıştı.

Birbirimize dolanmış halde yeri boylamıştık. Göğsüme öyle sert vurmuştu ki ciğerlerimde depolanmış bütün nefes dışarı çıkmıştı.

Beyaz duman, ben yerde yuvarlanırken yayılıp tüm görüşümü kapattı. Adeta bembeyaz bir denizin dibini boylamıştım. Ancak o beyazlığa yalnızca kısa bir süre şahit olabildim.

Öksürüp gazı içime çektiğimde bilincimi neredeyse anında kaybettim.

꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷

Bir ses geldi. 

Soğuk ve boğuk bir ses. 

Öylesine tanıdık bir sesti ki başta hiçbir anlam ifade etmedi. Tıpkı yuvarlanan kuru yaprakların ya da uzaktan geçip giden bir trenin sesi gibi. O türden bir gürültüydü bu, bilincinizin kıyısından akıp gidecek bir ses. Yine de o seslerle aynı kefeye konulacak bir ses değildi bu. 

Çünkü bu, Oda Sakunosuke dövülürken çıkan sesti. 

Ses kısık ve boğuktu. Kulağa tehlikeli bir sesmiş gibi gelmiyordu. Sanki bir kum torbası yere düşüyormuş da sesi çıkaran oymuş gibi. Ancak tehlikeyle dolup taşan bir sesti bu aslında. 

Dazai bunu biliyordu. 

Çünkü tüyler ürpertici derecede uzun bir süredir, boğazına kadar o tehlikeye gömülmüş halde yaşıyordu. 

“Başlamadan evvel sana şunu söyleyeyim.” dedi bir ses. Yaşlı bir adamın sesi. 

“Şiddetten hoşlanmam.“ 

Adam konuşurken elinde polislerin kullandığı o değneklerden tutuyordu. Dazai bunu görebiliyordu. Dazai adama doğru bakıyordu. Hem de öyle dikkatle bakıyordu ki... O bandajlarının ardında saklı keskin ve kapkara gözlerle.

“İnsanların şiddete başvurmasından hiç hazzetmem. Bizzat şiddete başvurmayı da sevmem. O yüzden bunu bir iş görüşmesiymiş gibi düşün.“ 

Değnek aşağı doğru savrulmuştu, sandalyeye bağlı olan Odasaku’nun sırtına doğru. Dazai gözünü dikmiş bunu seyrediyordu. 

Dazai sığınağın tamamen karanlığa gömülmüş olan koridorunda bekliyordu. Odasaku ile aralarındaki mesafe on metreden fazlaydı. Karanlıktan ve de aralarındaki mesafeden dolayı ne Odasaku ne de diğer herif Dazai’yi görebiliyordu. Hatta Dazai burunlarının dibine kadar gelse bile onu göremezlerdi. İşte öylesine koyu bir gölgeye dönüşmüş, karanlığın bir parçası olmuştu Dazai. 
Dazai hâlâ bakıyordu. Tüm dikkatini ona vermiş halde Odasaku’nun dövülmesini öylece seyrediyordu.

Sopa bir kez daha savruldu, Odasaku’nun ağzından bir inleme koptu. 

Böyle bir şiddete şahit olmak gözlerini birazcık bile titretmiyordu. Ölü bir adamınki kadar durgundu gözleri. Duygudan en ufak bir eser yoktu. 

Ancak değnek her savrulduğunda Dazai’nin parmakları seğiriyordu. Eklemleri kendi kendine hopluyor ve kasları kasılıyordu. Her seferinde parmaklarının yüzeyinde ince beyaz çizgiler yükseliyordu. Adeta görünmez bir şeyi kavrıyormuşçasına kıvrılmıştı parmakları. Sanki dövülen kendisiymiş gibi. 

Dazai karanlıkla bir olmuştu. Kimsenin Dazai’yi görememesinin sebebi buydu. 

Ne var ki ihtiyar işkenceci, değneğin her savruluşunda nabız gibi atan o öldürme arzusuna karşılık vermişti. 

“Kim var orada?” 

Adam karanlığa doğru döndü. Hiçbir şey göremiyordu. Karanlık adeta bir bataklık misali derin ve yoğundu. 

İşkencesini durdurup kimse var mı diye kontrol etmek için dışarı ilerledi. Çünkü elinde değildi, tutamamıştı kendini. Çünkü tecrübeleri onu ikaz ediyordu. 

Nihayet Dazai’nin olduğu yere ulaşmıştı. 

Oysa artık orada kimsecikler yoktu. 

Yalnızca karanlık vardı. Sanki başından beri kimse oraya adımını atmamış gibi. Adeta karanlık Dazai’nin şekline bürünmüş ve en sonunda eski haline dönerek yokluğa karışmıştı. 

Adam şaşakalmıştı. En başından beri durgun olan ebedi bir karanlık uzanıyordu karşısında.

꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷꒦꒷

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi