Bölüm 45
Yüzündeki soğuk ifadeyi toparlayıp ikisinin yanına doğru yaklaştı.
“Bir dostunla buluşacağını söylemiştin. Nereye kayboldun diye merak ediyordum. Seni burada göreceğimi doğrusu hiç beklemiyordum.“
Herdin, Blair’in elini kendi elinin içine alırken bakışlarını Mikhail’e çevirdi.
Gerçekte bugün için herhangi bir planından hiç söz etmemişti. Fakat Blair, galerinin müdürünü yakında fark ettiği anda elini çekmedi; itiraz etmeden onun elinde kalmasına izin verdi.
Ne de olsa görünüşte o, onun kocasıydı.
Ama gerçekte...
Onun için hiçbir anlam ifade etmiyordu.
Aralarında yalnızca bir sözleşmeyle kurulmuş sahte bir evlilik vardı. Hepsi buydu.
Kiminle görüşürse görüşsün, ne yaparsa yapsın, bunu önceden Herdin’e bildirmek ya da açıklamak zorunda değildi. Sözleşmenin diğer tarafı olarak bunu en iyi bilen kişi de Herdin’in kendisiydi.
Evet... Bunların hepsini biliyordu.
Ama yine de...
“Burada karşılaşmışken birkaç dakika oturup sohbet etsek nasıl olur?“
Öyleyse neden bu kadar öfkeliydi?
~~~
Üçü birlikte yakındaki bir kafeye geçti.
“Üç kahve.“
Herdin, yanlarına gelen görevliye siparişini verdi.
Blair ise aceleyle araya girdi.
“Birini çay yapabilir misiniz?“
Görevli siparişi düzelttikten sonra uzaklaştı. Blair de yaptığı değişikliği açıklamak istercesine Herdin’e döndü.
“Kahve içersem gece uyuyamıyorum.“
Herdin bunu ilk kez duyuyordu.
Kendi hâline istemsizce acı bir tebessüm etti.
Her şey karmakarışıktı.
Evliliklerinin üzerinden neredeyse üç ay geçmiş olmasına rağmen karısının böyle basit bir alışkanlığını bile yeni öğrenmiş olması...
Ve kendi ruh hâli...
Hissettiklerini içine gömerek sandalyesine yaslandı ve karşısındaki adama baktı.
Adamın sinir bozucu derecede yakışıklı yüzü nedense gözüne batıyordu.
Mikhail, gören herkesin kolayca samimi sanacağı sıcak bir tebessüm taşıyordu.
Ama Herdin, o gülümsemenin kalbinin derinliklerinden gelmediğini görebiliyordu.
“Önce birbirimizi tanısak iyi olacak.“
Herdin hem savaş kahramanı hem de Delmark Dükü olduğundan, Mikhail’in onun adını bilmiyor olması mümkün değildi.
Asıl söylemek istediği şuydu:
Sıra sende. Adını söyle.
“Mikhail Kines. Sizinle tanışmak benim için büyük bir onur, Ekselansları.“
Bu ismi duyar duymaz Herdin’in bakışları daha da soğudu.
Demek Asiel değildi.
Ruth’a, Asiel adını taşıyan herkesi araştırmasını emrettiğinde, Blair’le bağlantısı olan tek bir kişi bile çıkmamıştı.
Zaten Asiel yaygın bir isim değildi.
Üstelik soylular arasında Delmark Hanedanı’nın ilk reisi olan Asiel Delmark’ın adını kullanmak neredeyse görülmemiş bir şeydi.
Bu ismi taşıyan birkaç sıradan insan vardı.
Fakat Blair’le hiçbir bağları yoktu.
Onun için önemli olan da buydu.
Bu yüzden adamın sahte bir isim kullanıyor olabileceğinden şüphelenmeye başlamıştı.
Elinde hiçbir kanıt yoktu.
Sadece bir sezgi...
Bir anlığına karşısındaki adamın o “Asiel“ olabileceğini bile düşünmüştü.
Ama Blair’in tavırlarına bakınca bunun onun özlem duyduğu adam olmadığı açıktı.
“Kines... Daha önce duyduğumu sanmıyorum.“
“Şaşırmam doğrusu, Ekselansları. Soylu bir aileye mensup değilim.“
Normalde bir erkeğin gururunu incitecek türden bir söz olmasına rağmen Mikhail’in yüzündeki gülümseme en ufak bir değişiklik göstermedi.
Sanki doğduğu mevki, utanılacak bir şey değilmiş gibi.
Adam bundan rahatsız görünmese de Blair açıklama yapma gereği duydu.
“İleride sözleşmemizi yerine getirmemize yardım edecek kişi kendisi.“
Blair’in kastettiği tek şey, Mikhail’in sahte skandalın ortağı olduğuydu.
Lonca lideri olduğunu açıklamaya hiç niyeti yoktu.
Birincisi, Mikhail bunu özellikle söylememeyi tercih etmiş olmalıydı.
İkincisi ise...
Herdin’in bunu öğrenmesini istemiyordu.
Boşandıktan sonra nereye gideceğini, işi üstlenen Mikhail dışında kimsenin bilmesini istemiyordu.
Ne Ivan’ın...
Ne Katrina’nın...
Ne de Herdin’in.
Blair’in ağzından bir kez daha o can sıkıcı kelime dökülünce Herdin’in dudak kenarı hafifçe gerildi.
“...Sözleşme mi?“
Tam o sırada görevli kahvelerle çayı getirdi.
Blair kısa bir an sustu.
Görevli iyice uzaklaştıktan sonra konuşmaya devam etti.
“...Boşanma. Sözleşme sona erdiğinde bütün suçu üzerime alacağımı konuşmuştuk, hatırlıyor musun?“
“Ha... Boşanma.“
Blair’in neden bir an tereddüt ettiğini o zaman anladı.
Birkaç gün önce söylediklerini hatırlamıştı.
“Yine de bu adamın o sözleşmeyle ne ilgisi olduğunu anlayabilmiş değilim.“
“Skandaldaki adamlardan birini canlandırmayı kabul etti.“
“...Skandal mı?“
“Düşes’in birçok erkekle ilişki yaşadığı yönündeki skandal.“
Bu sözleri duyan Herdin’in dudaklarından kuru bir kahkaha döküldü.
Masum görünen karısının aklından böylesine cüretkâr bir plan çıkması gerçekten şaşırtıcıydı.
Aslında bu sözleşmeli evliliğin nasıl sona ereceğini hiç düşünmemişti.
Çünkü umursamamıştı.
Ama neden daha önce bunu önemsememişti?
Bizzat İmparator’un düzenlediği bir evliliği sona erdirmenin sıradan bir yolu olamazdı.
Demek bütün lekeyi üzerine alıp kovulmayı planlıyor.
Kaybedeceği hiçbir şeyi umursamıyor mu?
Şu Asiel denen adama ne büyük bir sevgi besliyor...
Herdin kahvesinden bir yudum aldı ve gözlerini Mikhail’e çevirdi.
Blair haklıydı.
Onun Mikhail’e karşı özel bir his beslediği söylenemezdi.
Fakat Mikhail’in Blair’e baktığı gözler, sıradan bir müşteriye bakan birinin gözleri değildi.
Duygularını gizleme konusunda çoğu insandan çok daha ustaydı.
Blair’e yaklaşabilmek için bahane arayan diğer budalalardan çok daha tehlikeliydi.
Bunu, aynı kumaştan kesilmiş biri olduğu için anlayabiliyordu.
Herdin’in dudaklarında ince bir tebessüm belirdi.
“Demek bu tür işler için eğitim aldın. Hanımefendilere nasıl davranacağını iyi biliyor olman şaşırtıcı değil.“
Aslında Mikhail’i, soylu kadınları eğlendirmesi için tutulmuş bir refakatçi gibi aşağılıyordu.
Bu açık hakarete rağmen Mikhail’in yüzünde tek bir kas bile oynamadı.
Yıllarca meyhanecilik yapmış biri için bu tür sözler etkisini çoktan yitirmişti.
Ama Blair aynı şekilde düşünmüyordu.
İnce kaşları hoşnutsuzlukla çatıldı.
“Herdin, böyle konuşma.“
“Kâğıt üzerinde senin sevgilin sayılıyor, değil mi? Ben sadece işini iyi yaptığını söyledim.“
Blair’in yüzündeki hoşnutsuzluğu tamamen görmezden geldi.
“Her hâlükârda bu plan bana pek akıllıca gelmiyor. Birkaç gün önce söylediklerimi hiç mi dinlemedin?“
Sözlerindeki sertlik Blair’e o konuşmayı yeniden hatırlattı.
Herdin, sözleşmeli evliliklerini üçüncü bir kişinin öğrenmesini istemediğini söylemişti.
Bunda haklı olduğu bir nokta vardı.
Skandala ne kadar çok kişi dâhil olursa, sırlarını bilen kişi sayısı da o kadar artacaktı.
Dediği gibi...
Bu plan İmparator’u kandırmaya yönelikti.
En ufak dikkatsizlik bile felakete yol açabilirdi.
Ama Blair’in aklına onunla boşanmanın başka bir yolu gelmiyordu.
Blair düşüncelere dalmışken Herdin fırsatı değerlendirip Mikhail’e döndü.
“Anlaşılan bunun karşılığında yüklü bir ödeme alacaksın. Sonradan pişman olmayacaksın, değil mi?“
“...“
“Sonuçta İmparator’un gelininin sevgilisinden bahsediyoruz. Skandal patladığında Majesteleri’nin buna nasıl karşılık vereceğini sanıyorsun?“
“...“
“Bu işle ilgisi olmayan insanları sürüklemek istemem.“
Dışarıdan bakıldığında Mikhail’i düşündüğü izlenimini veriyordu.
Oysa sözlerinin altında gizlenen şey apaçık bir tehditti.
Fakat buna tepki veren Mikhail değil, Blair oldu.
Blair’in amacı yalnızca Mikhail ve loncasını kullanarak kendi itibarını mahvetmekti.
Boşanma gerçekleşene kadar onun sevgilisi rolünü sürdürmesini istememişti.
Bu fazlasıyla tehlikeliydi.
Ama sevgilisi olduğu ortaya çıktığı anda toplumun bütün okları Mikhail’e yönelecekti.
Az önce Herdin’in onu küçümsemesi gibi...
Sırf bunun için para ödedim diye insanların böyle aşağılanmasını kabullenemem.
İçini yeniden suçluluk kapladı.
Belki de Herdin haklıydı.
Belki de hiç ilgisi olmayan insanları bu işe bulaştırmıştı.
Blair’in değişen ifadesini fark eden Mikhail rahat bir tebessümle konuştu.
“Bu iş biter bitmez zaten imparatorluktan ayrılacağım. Endişeniz için teşekkür ederim ama benim adıma kaygılanmanıza gerek yok.“
Öyle mi?
Herdin’in dudaklarında buz gibi bir tebessüm belirdi.
Mikhail’in ne yapmaya çalıştığını gayet iyi anlamıştı.
Blair’in içinde büyüttüğü suçluluk duygusunu yatıştırıyordu.
Üstelik boşandıktan sonra imparatorluğu terk edeceğini söylemesi, Herdin’in sinirlerine dokunmuştu.
“Hayatını riske atıp yardım etmeye razıysan bunun için sana minnettar olmalıyız.“
“Hayatını riske atmak“ sözünü özellikle vurgulamıştı.
Plan ters giderse başlarına neler gelebileceğini Blair’in zihnine kazımak istiyordu.
Mikhail etkilenmese bile Blair mutlaka etkilenecekti.
Tam o sırada meydandaki çanın saat başını haber veren tok sesi duyuldu.
Herdin cebindeki saate baktı ve fincanını masaya bıraktı.
“Artık gitmem gerekiyor.“
Ayağa kalkıp Blair’e döndü.
“Senin de baloya hazırlanman gerek. Seni eve bırakayım.“
Blair’in yüzündeki memnuniyetsizlik kaybolmamıştı.
Ama sonunda onunla birlikte dışarı çıkmaktan başka çaresi yoktu.
Çünkü görünüşte...
Hâlâ onun karısıydı.
Ne var ki bu gerçek bile Herdin’e en ufak bir tatmin vermiyordu.
“Yolunuz açık olsun, Ekselansları.“
Mikhail de ayağa kalkıp saygıyla başını eğdi.
Ne yalvaran ne de ezilen bir tavır vardı üzerinde.
Herdin arkasını dönüp yürümeye başladı.
Arkasında Blair’in Mikhail’e bir şeyler söylediğini duyabiliyordu.
~~~
Hesap ödendikten sonra Herdin dışarı çıktı.
Bir puro yakıp dudaklarının arasına yerleştirdi.
Puronun yarısı tükenmişti ki Blair de kafeden çıktı.
Onu görünce kısa bir ifadeyle konuştu.
“Önce sen arabaya bin.“
Fakat Blair arabaya yönelmedi.
Aksine birkaç adım daha yaklaşarak karşısında durdu.
Kar beyazı yüzünde, inatla birbirine kenetlenmiş kızıl dudakları dikkat çekiyordu.
İçine sinmeyen bir şey olduğunda hep böyle görünürdü.
“Herdin.“
Adını söyleyebildiği anda puro dumanı boğazına kaçtı ve öksürmeye başladı.
Yine de geri çekilmedi.
Öksürüklerinin arasına sözlerini sıkıştırarak konuşmayı sürdürdü.
“O adam... Senin düşündüğün gibi biri değil.“
Sahte sevgilisini ikinci kez savunan Blair’in gözlerinde sarsılmaz bir kararlılık vardı.
Şiddetli öksürükten yanakları kızarmış olsa bile geri adım atmaya niyeti yoktu.
Herdin, karısının işte bu inatçı yanından nefret ediyordu.
Sonunda yarıya kadar içilmiş puroyu yere attı.
Ayağının altında ezerek korunu söndürdü.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.