Bölüm 44
Blair irkilerek elini tutan kişiye baktı. Bakışları, bileğini kavrayan elden yukarı doğru kaydı. Karşısında duran kişi Mikhail’di.
Hiç duraksamadan elini onun elinin üzerine koydu ve sordu.
“Ben olduğumu nasıl anladınız?“
“Buralara gelen insanlar genelde statülerini göstermek için can atarlar. Aile armalarını mümkün olduğunca büyük sergilerler. Kiralık bir faytonla gelen birini pek göremezsiniz.“
“Yine de kiralık faytonla gelen pek çok kişi olmalı.“
“Eh... Buna sihir diyelim.“
Mikhail, yüzündeki yumuşak tebessümle soruyu ustalıkla geçiştirdi ve Blair’e galerinin içine kadar eşlik etti.
Burası, her mevsim yalnızca bir kez sanat müzayedesi düzenleyen özel bir galeriydi.
Bugün ise ilkbahar müzayedesinin yapıldığı gündü.
Satışa çıkarılacak eserler arasında, Ivan’ın yaverinin satın almayı planladığı bir tablo da vardı.
Blair, ondan önce davranıp o tabloyu almak için gelmişti. Hazır gelmişken, büyük dük malikânesinin bomboş duvarlarını süsleyecek birkaç eser daha edinmeyi de düşünüyordu.
“Bu taraftan.“
Mikhail’in peşinden alt kata indiklerinde, önlerinde tiyatro salonunu andıran geniş bir alan açıldı.
Ancak burası bir tiyatrodan farklıydı; salonu aydınlatan ışıklar son derece parlaktı.
İkisi de kalabalığın daha seyrek olduğu bir yere oturdu.
Sahnede müzayedenin son hazırlıkları sürüyordu.
Blair merakla etrafına göz gezdirdi.
Önlerindeki masada numaralar yazılı birkaç kart, meşe ağacından yapılmış küçük bir levha ve üzerinde daire işareti bulunan bir tabela duruyordu.
Mikhail, Blair’in her şeyi meraklı bir çocuk gibi inceleyişini izlerken eğlenmiş görünüyordu.
“İlk kez mi müzayedeye geliyorsunuz?“
Blair ancak o an kendine geldi.
Bir saray leydisinin böyle davranmaması gerektiğini fark edince elindeki tabelayı usulca yerine bıraktı.
“İmparatorluk Sarayı’ndan pek çıkamazdım. Merhum İmparator dışarının tehlikeli olduğunu söyler, dışarı çıkmama izin vermezdi. Üstelik sağlığım da pek iyi değildi...“
Elbette asıl sebep bundan farklıydı.
Blair ilgi odağı olmaktan nefret ediyordu.
Sadece prenses olduğu için söylediği tek bir sözün, attığı tek bir bakışın bile onlarca farklı anlam yüklenerek didik didik edilmesinden nefret ediyordu.
İnsanların onu yalnızca kısa bir an gördükleri izlenime bakarak kim olduğuna karar vermelerinden nefret ediyordu.
Ve...
Blair, madem prenses olacaksın, öyle davran. Lütfen... Anneni utandırma!
En çok da tek bir hatasının Katrina tarafından hastalıklı bir takıntıya dönüştürülmesinden nefret ediyordu.
Bu yüzden hâlâ insanların dikkatini üzerine çekmekten çekiniyordu.
Büyük düşes olduktan ve üzerindeki bakışlardan biraz olsun uzaklaştıktan sonra, prenses olduğu yıllarda hiç göremediği dış dünyayı keşfetmek istemişti.
Herdin’le birlikte.
Yanında o olduğu sürece, insanların nasıl baktığını umursamayacağını düşünmüştü.
“Herdin... Vaktiniz olursa benimle meydandaki saat kulesini görmeye gelir misiniz?“
“Şövalyeleri size eşlik etmeleri için görevlendiririm. Dışarısı soğuk, sıkı giyinin.“
Ama Herdin hep meşguldü.
Nadiren boş vakti olduğundaysa, birlikte yatak odasından çıkmaları bile zor oluyordu.
O zamanlar bunu sevgi sanmıştı.
Ne de olsa onun sağlığı için endişeleniyordu.
Elbette dışarı çıkmayı istiyordu...
Ama onun kollarında kalmak da hoşuna gidiyordu.
Üstelik gerçekte, Herdin’in arzuları her zaman önce gelirdi.
Belki de bunu en başından beri biliyordu.
Sadece kendini acınacak hâlde hissetmemek için onu anlamaya çalışıyormuş gibi davranmış, durmadan mazeret üretmişti.
Beklenmedik biçimde zihnine üşüşen bu anılar yüzünden Blair dudaklarında kendisiyle alay eden buruk bir gülümseme belirdi.
Ağzının kenarındaki o acı tebessümü fark eden Mikhail gülümseyerek konuştu.
“O hâlde bundan sonra bunu iş bahanesi yapıp sizi sık sık dışarı çıkarmam gerekecek. Başkentte bildiğim pek çok güzel yer var. Birden üzerimde büyük bir sorumluluk hissetmeye başladım.“
Blair şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
Mikhail’in böylesine kolayca uzattığı bu iyiliğin sebebini anlayamıyordu.
Bir süre düşündükten sonra kendi kendine basit bir sonuca vardı.
Demek ki para gerçekten her şeyi çözüyor.
Mikhail’in nezaketi yalnızca müşterisine karşı gösterdiği profesyonel bir nezaketten ibaretti.
O berrak gülümsemenin ve rahat tavırlarının ardında gizli bir hesap olduğunu düşünmek zordu.
Bu sırada müzayedenin hazırlıkları tamamlanmıştı.
Sahneye bakmayı sürdüren Mikhail yeniden konuştu.
“Müzayede başlamadan önce size sormak istediğim bir şey var.“
Blair, onun açacağı konunun Kaligo’yla ilgili olduğunu sezmişti.
Nitekim Mikhail’in ağzından çıkan isim de oydu.
“Kaligo Elparind... Delmark Hanesi’nin şövalyesi. Onu araştırmamı istemenizin sebebini öğrenebilir miyim?“
Blair bir an sessiz kaldı.
Bugün Mikhail’le görüşmesinin sebeplerinden biri de Kaligo hakkında öğrendiklerini dinlemekti.
Ama gerçeği anlatması mümkün değildi.
’Bu adam gelecekte beni öldürecek kişi,’ diyemem ki...
Cevap vermekte tereddüt ettiğini gören Mikhail, sanki bunu bekliyormuş gibi başka bir yoldan sordu.
“Eğer anlatmanız zorsa, en azından onu iyi bir sebeple mi yoksa kötü bir sebeple mi araştırdığınızı söyleyebilir misiniz?“
“Tamamen... şahsi ve pek hoş olmayan bir mesele yüzünden.“
Bu cevabı duyan Mikhail’in kaşları çatıldı.
İçini kemiren belirsiz huzursuzluk biraz daha ağırlaşmıştı.
Yine de şimdilik elinde yalnızca sezgileri vardı.
Bu kadar belirsiz bir hisle konuşursa Blair’i daha büyük bir tehlikenin içine itebilirdi.
Biraz daha araştırması gerekiyordu.
“Şimdilik araştırmayı sürdüreceğim. Sandığımızdan çok daha tehlikeli biri olabilir. Bu yüzden mümkün olduğunca ondan uzak durun.“
Mikhail sözlerini bitirdiği anda müzayedeci sahneye çıktı.
Ve nihayet müzayede başladı.
~~~
Galeri müdürü ellerini önünde birleştirmiş hâlde yanında duran adama baktı.
Uzun boylu, dimdik duran, “güzel“ kelimesinin bile tarif etmeye yetmediği kadar kusursuz yüz hatlarına sahip bir adamdı.
Sadece bir tabloyu incelerken bile sanki eserin bir parçasına dönüşüyordu.
Delmark Büyük Dükü Herdin.
Galerinin en büyük destekçisi.
Annesi, merhum Büyük Düşes Delmark Eloise, sanat hamiliğiyle tanınan Marki Piache Hanesi’nden geliyordu.
O hanenin kültürüyle yetişen Eloise sanat konusunda son derece bilgiliydi ve yaşadığı süre boyunca sayısız genç sanatçıya destek olmuştu.
Oğlu Herdin de annesinin vasiyetini yerine getirircesine galeriye yatırım yapmayı sürdürüyordu.
Fakat müdür onu her gördüğünde ürpermeden edemiyordu.
Bu yalnızca neredeyse gerçek dışı güzellikteki görünüşünden kaynaklanmıyordu.
Asıl sebep, üzerinde tarif edilmesi güç, buz gibi ağır bir baskı taşımasıydı.
Üstelik bu duygu, onun galerinin en büyük yatırımcısı oluşundan bağımsızdı.
Bugün ise bu baskı her zamankinden çok daha güçlüydü.
Bugün... her zamankinden de keskin görünüyor...
Normalde yanında yaveri bulunduğunda bu kadar ürkütücü olmazdı.
Galeri müdürü temkinle Herdin’in yüzünü süzdü.
“Affedersiniz... Yaveriniz bugün sizinle gelmedi mi?“
“Başka bir işi vardı.“
Ruth son birkaç gündür kendi isteğiyle sürekli dış görevler üstleniyordu.
Elbette Herdin, birkaç gün önceki sözleşmeli evlilik konuşmasından sonra Ruth’un bunu yalnızca onun kötü ruh hâlinden uzak durmak için yaptığından habersizdi.
“An... anlıyorum.“
Galeri müdürünün yüzü bir anda soldu.
Ama Herdin bütün dikkatini tablolara verdiğinden bunu fark etmedi.
“Kısaca göz gezdirdim. Oldukça başarılı eserler var. Yakında tekrar uğrayacağım.“
Özel galeri, sergilenen eserleri düzenli olarak değiştiriyor, her defasında yeni sergiler açarak ziyaretçileri çekiyor ve genç sanatçıları keşfetmeye çalışıyordu.
Sergi sona erdiğinde ise eserler müzayede ya da özel satış yoluyla soyluların koleksiyonlarına katılıyordu.
“Bir tablo satın almayı mı düşünüyorsunuz? Beğendiğiniz bir eser varsa önceden sizin için ayırtabilirim.“
“Hayır. Tabloları eşim seçecek.“
Birkaç gün önce Ruth, balo hazırlıkları sırasında yaşananları ona anlatmıştı.
Blair, malikânenin duvarlarına birkaç tablo daha asmanın güzel olacağını söylemişti.
Bugün galeriye gelince bunu hatırlamış ve neredeyse anlık bir kararla müdürle görüşmeye karar vermişti.
Galeri müdürü şaşkınlıkla Herdin’e baktı.
Sandığımdan daha mı iyi anlaşıyorlar?
Herdin ile Blair’in evliliği duyulduğunda herkes onun Blair’e soğuk davranacağını düşünmüştü.
Ne de olsa imparatorluk ailesi ile Delmark Hanesi arasındaki düşmanlığı bilmeyen yoktu.
Fakat karşısındaki Herdin, aksine, eşini gerçekten önemsiyor gibi görünüyordu.
Tabii bütün bunlar yalnızca dışarıya gösterilen bir görüntü de olabilirdi.
Ne olursa olsun, kendisine düşen buna uygun davranmaktı.
“Elbette... Bir evi güzelleştirecek eserleri seçmek hanımefendinin zevkini yansıtmalıdır. Bir gün önceden haber verirseniz ikiniz için de hazırlıkları tamamlarım.“
Herdin, galeri müdürüyle birlikte sergi salonundan çıktı.
Tam o sırada alt kattan kalabalık bir grup yukarı çıkıyordu.
Herdin kalabalığa kısaca göz atınca müdür aceleyle açıkladı.
“Ah, bugün ilkbahar müzayedesi vardı. Anlaşılan yeni bitti. Eğer ilginizi çekerse...“
Kadın konuşmasını sürdürürken kalabalık birer birer dağıldı.
En arkadan ise bir kadınla bir adam birlikte yukarı çıktı.
Herdin ilk başta onları fark etmeden geçip gidecekti.
Fakat bir anda olduğu yerde durdu.
Kadının şapkasındaki tül yüzünün bir kısmını gizliyordu.
Yine de onu tek bakışta tanımıştı.
O kadın...
Karısı Blair’di.
Blair, tanımadığı bir adamla konuşuyor...
Üstelik yüzünde içten, parlak bir gülümseme vardı.
Gerçekten keyif alıyor gibi görünüyordu.
Herdin, onun böyle bir yüz ifadesini daha önce hiç görmemişti.
İşin tuhafı da buydu.
Galeri müdürü yanında bir şeyler söylemeye devam ediyordu.
Ama söylediklerinin tek kelimesi bile Herdin’in kulağına ulaşmuyordu.
“Ekselansları?“
Müdür ona seslendiği anda Blair’e gözlerinde sıcak bir gülümsemeyle bakan Mikhail başını kaldırdı.
Bakışları Herdin’inkiyle buluştuğu anda yüzündeki tebessüm tamamen silindi.
Ortamdaki değişikliği ancak o zaman hisseden Blair de Mikhail’in baktığı yöne döndü.
Ve koridorun sonunda Herdin’i görünce gözleri şaşkınlıkla büyüdü.
“...Herdin?“
Gözlerinde yalnızca beklenmedik karşılaşmanın şaşkınlığı vardı.
Gizli bir şey yaparken yakalanmış bir insanın paniğinden eser yoktu.
Herdin bunu okudu.
Ve dudaklarının kenarı yavaşça kıvrıldı.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.