Bölüm 61
“Burası uzun zamandır kullanılmayan bir oda. Temizlenmesini söylemeyi unutmuş olmalıyım. Hemen ilgilenilmesini sağlarım.“
“Bu çocuk kim?“
Blair, portredeki oğlanı işaret ederek sorduğunda Mason kısa bir an duraksadı.
“Merhum dükün küçük kardeşiydi, leydim.“
Demek Cassion’ın küçük kardeşi...
Fakat Blair’in bildiği kadarıyla Cassion’ın yalnızca tek bir kardeşi vardı: Esmeralda.
“Ama onu aile portrelerinin hiçbirinde görmedim. Aile kayıtlarında da adına rastlamadım...“
“Efendi Logan, merhum dükün üvey kardeşiydi.“
Ardel İmparatorluğu’nda tek eşlilik esastı.
Meşru eşten doğan Cassion’ın bir üvey kardeşi olduğuna göre bunun tek bir anlamı vardı.
Portredeki çocuk, Delmark Hanesi’nin gayrimeşru evladıydı.
Bu yüzden adına aile kayıtlarında bile rastlanmaması gayet doğaldı.
“Ne yazık ki daha çok küçük yaşta bir kazada hayatını kaybetti. Ondan geriye yalnızca bu portre kaldı.“
“Ah... Anlıyorum.“
“Pippi!“
Örtünün altına saklanmış olmasına rağmen Blair’in kendisini aramaya gelmediğini gören Pippi somurttu; kendi başına dışarı çıkıp Blair’in elini usulca dişledi.
Blair, Pippi’nin başını okşadıktan sonra yeniden Mason’a döndü.
“Peki... Beni görmek istemenizin sebebi neydi?“
“Merhum dük ile düşesin anma günü bir hafta sonra, leydim. Bu yılki bağışın nasıl yapılmasını istediğinizi sormaya gelmiştim.“
Delmark Hanesi, merhum dük ile düşesin cenaze törenini bizzat yöneten Başrahip Gerard’a duyduğu minnettarlığın nişanesi olarak her yıl tapınağa bağışta bulunurdu.
Aileye ait törenler ve özel günler normalde hanımefendinin sorumluluğundaydı. Fakat şimdiye dek bu makam boş kaldığından, bütün bu işleri Herdin üstlenmişti.
Ancak bu yıl sıra Blair’e gelmişti.
“Bu yıl...“
Blair, kısa bir süre düşündükten sonra konuşmak üzere ağzını açmıştı ki kapı çalındı. Ardından Lina’nın sesi duyuldu.
“Leydim, içeride misiniz?“
“Ne oldu?“
Lina, yüzünde mahcup bir ifadeyle içeri girdi.
“Sheldon Markisi ile Markizi sizi görmek için geldiler, leydim.“
---
“Beklediğimden erken döndünüz, Ekselansları.“
Mason, arabanın kapısını açarken söyledi.
Herdin hafifçe başını salladı.
“Ben yokken bir şey oldu mu?“
“Sheldon Markisi ile Markizi, Düşes Hazretleri’ni ziyarete geldiler.“
İstenmeyen misafirlerin adını duyar duymaz Herdin’in kaşları çatıldı.
“Ne zaman geldiler?“
“Şu anda kabul salonunda Düşes Hazretleri ile görüşüyorlar.“
Neden geldiklerini sormasına gerek yoktu.
Kendisine ne söylerlerse söylesinler fikrini değiştiremeyeceklerini biliyorlardı. Bu yüzden özellikle onun dışarı çıkmasını beklemiş, Rachel adına Blair’den merhamet dilemeye gelmişlerdi.
Ve yumuşak kalpli karısı...
İki anne babanın kızları için gözyaşı döktüğünü görünce gerçekten de yumuşayabilirdi.
Dün söylemeliydim.
Wesley ile Rachel’ın bu işin arkasında olduğunu anlatmıştı ama başlarına gelenleri söylememişti.
Nasıl olsa bu haber er ya da geç malikânedeki hizmetkârların diline düşecek, Blair de duyacaktı.
Üstelik böylesine yufka yürekli bir kadın için bunu başkalarından işitmek hiç de hoş olmayacaktı.
Şimdi, bunu önce kendisinin anlatmamış olmasına pişmanlık duyuyordu.
“Markisin kızı da onlarla mı geldi?“
“Hayır, Ekselansları. Yalnızca Marki ile Markiz geldiler.“
Herdin alaycı bir ifadeyle dudak büktü.
“Ülkeden sürülmek üzereyken bile gelip yüz göstermeyecek kadar gururlu demek.“
Bizzat gelip diz çökerek özür dilemesi, af dilemesi gerekirdi.
Bunun yerine anne babasının arkasına saklanıyorsa ya hâlâ çocuktu ya da sinsi bir yılandı.
Gerçi biraz olsun aklı olsaydı en başta böyle bir işe kalkışmazdı.
Doğruca çalışma odasına gitmek yerine Blair’in Sheldon çiftiyle görüştüğü kabul salonuna yöneldi.
Onlardan hiçbirine en ufak bir taviz verme niyetinde değildi.
Tam kapı koluna uzanmıştı ki içeriden Blair’in yumuşak ama temkinli sesi duyuldu.
“Yani söylediğinize göre... Kocam, ikisinin de ağır şekilde cezalandırılmasını mı talep etti?“
“Evet. Duyduğumuza göre Majesteleri, Rachel’ın hatırı için daha hafif bir ceza vermeyi düşünüyormuş. Ama Dük buna kesinlikle karşı çıkmış.“
“…Anlıyorum.“
“Ama haksızlığa uğrayan kişi olarak siz affedilmelerini isterseniz, Dük de mutlaka kararını değiştirir, öyle değil mi?“
Beklediği söz sonunda söylenmişti.
Herdin içeri girmek üzereydi ki Blair yeniden konuştu.
“Eğer bu, kocamın istediği kararsa... Size söyleyebileceğim başka bir şey olduğunu sanmıyorum.“
Sesi sakindi.
Ama kararlılığı en ufak bir tereddüt taşımıyordu.
“Bu... Bu nasıl söz böyle? Rachel’ın imparatorluktan sürülmesini gerçekten seyredecek misin?“
“Rachel artık çocuk değil. Yaptıklarının sorumluluğunu kendisi üstlenmeli. Ziyafette ona bir kez uyarıda bulunmuştum.“
“Blair, Rachel senin kuzenin. Eskiden birbirinizle ne kadar iyi anlaşırdınız. Böyle soğuk davranmana akıl erdiremiyorum.“
“Aileden olması, yaptığı şeyi yok saydırmaz.“
Blair’in sarsılmaz cevabı karşısında Sheldon çifti umutsuzluk içinde derin bir iç çekti.
Fakat Blair henüz sözünü bitirmemişti.
Herdin’in tanıdığı Blair tam da buydu.
Doğru olduğuna inandığı şey uğruna, ne kadar baskı görürse görsün geri adım atmayan Blair.
“Üstelik ben artık bu hanenin düşesiyim. Bu mesele yalnızca beni ilgilendiren kişisel bir konu değil.“
Sessizlik çöktü.
“Kocam bu kararı verdiyse, bunu hanenin itibarı için uygun gördüğü içindir. Ben de onun eşi ve Delmark Hanesi’nin düşesi olarak kararına saygı duyacak, onu destekleyeceğim.“
Karısı...
Delmark Hanesi’nin düşesi...
Bu sözleri Blair’in ağzından işitmek, Herdin’in beklediğinden çok daha hoşuna gitmişti.
Üstelik Blair’in böylesine dimdik durmasının sebebi kendisiydi.
Bu ise hissettiği memnuniyeti daha da artırıyordu.
Herdin sessizce kapıyı yeniden kapattı.
Yanında konuşmaları dinleyen Mason, sanki düşüncelerini okumuş gibi söyledi:
“Görünüşe göre Düşes Hazretleri en doğru kararı çoktan vermiş, Ekselansları.“
Herdin kabul salonunun önünden geçip çalışma odasına doğru yürüdü.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm belirmişti.
---
O gece de Herdin, elinde bir kâse marshmallow ile Blair’in odasına geldi.
Kapıyı çalıp içeri girdiği anda olduğu yerde durakladı.
“Geldiniz.“
Normalde kendisine baktığında sakin ve duygularını belli etmeyen Blair’in gözlerinde bu kez sevince benzeyen hafif bir parıltı vardı.
Adeta ödülünü bekleyen bir yavru köpek gibi görünüyordu.
Herdin bunun kendisi için değil, marshmallowlar için olduğunu gayet iyi biliyordu.
Yine de yüzündeki o ifadeyi görmek kötü hissettirmemişti.
Demek ki bundan sonra her gün marshmallow getirmem gerekecek.
Masaya yaklaşınca mumun ve çakmağın önceden hazırlanmış olduğunu gördü.
Bunu görünce hafifçe güldü.
“Dersine hazırlıklı gelen çalışkan öğrencinin küçük bir ödülü hak ettiğini düşünüyorum.“
Her şeyin önceden hazırlanmış olması onu da rahatlatmıştı.
Blair’in ateş korkusu yüzünden bu eğitimden vazgeçeceğinden endişelenmişti.
Ama görünüşe göre gerçekten korkusunu yenmeye kararlıydı.
Herdin marshmallow kâsesini masaya bıraktı ve yerine oturdu.
Blair de yanına oturduktan sonra aklına yeni gelmiş gibi konuştu.
“Bu yılki bağış için bir karar verdim. Tapınağın yetimhanesine bizzat gidip ihtiyaç malzemelerini çocuklara kendimiz teslim edeceğiz.“
“Yetimhaneye şahsen gitmek mi istiyorsun?“
Herdin şaşkınlıkla sordu.
Soylu hanımların yardım amacıyla yetimhaneleri ziyaret etmesi görülmemiş bir şey değildi.
Fakat çoğu bunu zahmetli bulur ve mümkün olduğunca kaçınırdı.
Hele bir zamanlar kendisiyle boşanacağını söylemiş olan bir düşesin böylesine işe gönüllü olmasını hiç beklememişti.
“Anlattıklarına göre anneniz bunu her yıl böyle yaparmış. Sadece bağışı göndermek yerine bizzat gidip teslim etmek bana onun ruhuna daha uygun geldi.“
Blair, asıl sebebini söylemedi.
Eloise’in hatırasını yaşatmak elbette yalan değildi.
Ama bunun altında başka bir neden daha vardı.
Geçmiş yaşamımda tapınağa dua etmeye gitmiş ve bağışı orada teslim etmiştim.
O zaman yetimhaneye uğramamış, bağışlardan sorumlu rahiple görüşüp ayrılmıştım.
Ve... Miela Elias ile ilk kez orada karşılaşmıştım.
Şimdilik o kadından özellikle kaçmasını gerektirecek bir sebep yoktu.
Ama durup dururken böylesine rahatsız edici bir karşılaşmanın içine yürümek için de hiçbir neden bulunmuyordu.
“Güzel bir fikir. Nasıl istiyorsan öyle yap.“
Herdin’in buna karşı çıkmasını gerektirecek hiçbir şey yoktu.
Kolayca onayladı ve çakmağı eline aldı.
“Dün sana yardım etmiştim. Ama bu gece tek başına yapacaksın. Marshmallow alev alsa bile paniğe kapılma. Sakin ol ve hafifçe sallayarak söndür.“
Blair gergin bir ifadeyle muma baktı.
Derin bir nefes aldıktan sonra bir marshmallow uzattı.
Yüzündeki ifade, savaşa çıkmaya hazırlanan bir askerin kararlılığına benziyordu.
Herdin onun hazır olduğunu anlayınca mumu yaktı.
Başta ne kadar kararlı görünse de Blair’in yüzü korkusunu açıkça ele veriyordu.
Çenesini avucuna yaslayan Herdin onu bir süre izledi.
Sonra Blair’in dikkatini çekmek için eliyle alevin önünde hafifçe bir hareket yaptı.
Ancak o zaman Blair, dün öğrendiği şeyi hatırladı.
Bilinçli bir şekilde gözlerini kırpıştırdı.
Nefes alışını yavaşlattı.
Omuzlarındaki gerginliği gevşetti.
Titreyen ellerindeki marshmallow yavaşça aleve doğru yaklaştı.
Herdin, örnek öğrencisinin dün öğrendiği her şeyi eksiksiz uygulayışını sessizce izliyordu.
Bu kadar korkmasına rağmen bütün gücüyle çabalaması...
Nedense ona çok sevimli görünüyordu.
Bunu Blair bilseydi büyük ihtimalle sinirlenirdi.
İlk deneme tam bir felaketle sonuçlandı.
Marshmallow tutuşunca Blair paniğe kapıldı.
İkinci denemede ise omuzlarını dikleştirip yeniden cesaretle uzandı.
Marshmallow tam yanmak üzereyken Herdin zamanında müdahale ederek onu kurtardı.
Mumu söndürdü.
Ardından Blair’in başını hafifçe okşadı.
“Sana öğretilenleri eksiksiz uyguladın. Bu gidişle şöminenin ateşinden korkmaman da uzun sürmeyecek.“
Blair, aldığı içten övgü karşısında bir süre şaşkınca ona baktı.
Herdin için bunlar son derece basit şeylerdi.
İsteseydi bu kadar kolay bir işi bile beceremediği için onu azarlayabilirdi.
Ama en ufak bir sabırsızlık göstermeden, sakinlikle yol göstermesi...
Blair’e göre gerçekten iyi bir öğretmendi.
“Havalar ısınınca şömineyi yakmak zor olmaz mı?“
“O zaman arka bahçede küçük bir şölen kurarız. Bir yaban domuzu avlar, pişiririz.“
“Yaban domuzu mu?“
“İstersen geyik eti de olur. Fark etmez... Sen ne istersen.“
Blair, “Sen ne istersen.“ sözlerini duyduğu anda olduğu yerde donup kaldı.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.