MANGA-TR
Bölüm 40
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 40

Zayıf Nokta
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.616

Bölüm 40 - Zayıf Nokta
— Çeviri: Raban —
 
“Durun!” diye fısıldadı Sunny, gölgesiyle Leşçileri izlerken.
 
Söz ağzından çıkar çıkmaz Nephis hemen kılıcını çağırdı. Çevreyi bir saniye kadar inceledikten sonra başını çevirip gözlerinde sessiz bir soruyla Sunny’ye baktı.
 
Cassie ise olduğu yerde dondu kaldı, sonra tereddütle asasını kaldırdı.
 
Sunny yaratıkları sayıyordu, bir, iki, üç… beş…
 
‘Lanet olsun!’
 
Bu iri yaratıklar, onun öldürdüğü gibi, sürünün zayıf halkalarıydı. Ancak yaraları o kadar belirgin ve ağır değildi. Her biri diğerinden çok daha tehlikeliydi ve en azından yarım düzine kadar vardı.
 
“İleride Kabuklu Leçiler var, altı tane. Yavaşça bize doğru geliyorlar.”
 
Nephis ileriye baktı. Yüzünde hesaplayan bir ifade vardı.
 
“O yaratığın cesedini tamamen yediler mi yani?”
 
Sunny kısa bir an düşündü, sonra başını salladı.
 
“Sanmıyorum. Ama muhtemelen herkes için yeterince et kalmadı, o yüzden bazıları ayrılmak zorunda kaldı.”
 
Nephis başını sallayıp yakındaki bir patikayı işaret etti.
 
“Etraflarından dolanacağız.”
 
Üç Uyuyan hızla hareket edip yön değiştirdiler, yaratıklardan olabildiğince uzak durmaya çalıştılar. Gergin ve sessiz bir şekilde yürümeye devam ettiler, labirentte yollarını kaybetmemeye uğraşarak.
 
Ancak başka Leşçi sürülerinden kaçmak için tekrar tekrar yön değiştirmek zorunda kaldılar. Dev heykelle aralarındaki mesafeyi bir türlü kısaltamıyorlardı.
 
Bir noktada, sayısız çıkmaz sokaktan birinde soluklanmak için durdular. Uzun, kıvrımlı bir koridorun ilerisinde, çok sayıda yaratık geçiyordu. Onların geçmesini beklemekten başka çareleri yoktu.
 
Sunny iç çekip başını salladı.
 
“Böyle devam edemeyiz. Bu hızla gidersek güneş batmadan güvenli bir yere varamayız.”
 
Cassie ilk tepkiyi verdi.
 
“Belki de… geri dönmeliyiz?”
 
Bu mantıklı bir öneriydi. Ama Sunny kabul etmeye isteksizdi.
 
Nephis de aynı fikirdeydi. Yüz ifadesi boş, sesi sakindi,
 
“Yarın daha da zor olacak.”
 
Haklıydı. Yarın, labirentte çok daha fazla Leşçi olacaktı.
 
“Peki o zaman ne yapacağız?”
 
Değişen Yıldız başını yana eğip düşündü. Bir süre sonra Sunny’ye döndü.
 
“Savaşacağız.”
 
Savaşmak mı? Bu kadar canavarla mı? Aklını mı kaçırmıştı?
 
Sunny, alayını belli etmemeye çalışarak konuştu,
 
“Kılıçta usta olduğunu biliyorum ama bu yaratıkların her biri bizden bir rütbe üstün. Sürüye denk gelirsek hayatta kalamayız.”
 
Nephis başını salladı.
 
“Sürülerden uzak dururuz. Küçük grupları avlarız.”
 
Bir an durdu, sonra ekledi:
 
“Bir ya da iki tanesi olursa, şansımız var.”
 
Sunny karşı çıkmak istedi ama mantıklı bir gerekçe bulamadı. Sonunda vazgeçti.
 
“Peki.”
 
Nephis ona bir süre baktı, sonra sordu,
 
“Öldürdüğün Leşçi’nin cesedini inceledin mi?”
 
Bu da nereden çıkmıştı?
 
Sunny şaşkınlıkla başını iki yana salladı.
 
“Hayır.”
 
O sırada zaten bacağını incitmişti ve deniz gelemden önce güvenli bir yere ulaşmaya çalışıyordu. Zaten cesedi incelemekle neden uğraşsın ki?
 
‘Dur biraz… Sanırım Julius Hoca bir keresinde bundan bahsetmişti…’
 
Kısa bir sessizlikten sonra Nephis konuştu,
 
“Kabuklu Leşçilerin vücudunda üç zayıf nokta vardır. İlki eklem yerleri. Hareket etmesi gereken kısımlar sert olamaz. Yani eklem yerlerinde küçük boşluklar olur. Eklemlerini hedef alırsan, hareket kabiliyetlerini ve saldırı güçlerini zayıflatırsın.”
 
Ah… Demek ki bir yaratığın cesedini inceleyerek onun güçlü ve zayıf yönlerini anlamak mümkündü. Bu kadar bariz bir fikri daha önce akıl edemediği için kendine kızdı.
 
Nephis devam etti:
 
“İkinci zayıf nokta da benzer. Üst gövdenin, alt kabuğa bağlandığı yerdir. Bu noktayı tutturabilirsen, Leşçi’yi ağır şekilde yaralayabilir ve vücuduna ciddi hasar verebilirsin. Ama omurgasını kesmeyi başaramazsan ölümcül olmaz. Bir süre daha savaşmaya devam edebilir.”
 
Sunny fark etti ki, Nephis bu konularda — eski kahramanlardan ya da öldürme taktiklerinden bahsederken — tüm o tuhaf çekingenliğini bir kenara bırakıyordu.
 
‘İlginç.’
 
“Son zayıf noktaları arkasında, tam göz hizasında. Zırhlarında hafif bir çukur var, renk değiştirmiş bir oyuk. Bu nokta birkaç zırh kabuğunun birleştiği nokta. Oradaki kitin diğer bölgelere göre daha ince. Eğer orayı delmeyi başarırsan, doğrudan beyinlerini parçalarsın. Bu da ölümcül darbedir.”
 
‘İyi bilgi… ama o nokta bir insana göre çok yüksek. Sonuçta bu yaratıklar iki metreden uzun!’
 
Sanki onun aklından geçenleri okur gibi Nephis devam etti,
 
“O zayıf noktayı hedef almak çok zor. Leşçi’nin çevresinde dolaşmak neredeyse imkânsız, hem boyutları, hem hızı, hem de kıskaçlarının menzili çok fazla.”
 
Ona baktı, sesi sakin ama kesindi,
 
“Eğer tek bir Leşçi’ye rastlarsak, ben yem olacağım. O sırada sende pusuya yatacaksın ve arkasından ona saldıracaksın. Üçüncü ve en zayıf noktayı hedef alacaksın.”
 
Sunny yutkundu.
 
“Ya iki tane olursa?”
 
Nephis her zamanki gibi cevap vermeden önce kısa bir süre durakladı.
 
“Ölme.”
 
 
***
 
 
Çok geçmeden, savaşmaktan başka seçenekleri kalmadı. Arkalarında hiçbir çıkış kolu olmayan uzun bir labirent koridoru vardı. Önlerinde ise sadece tek bir geçidi bulunan küçük bir açıklık… ve o geçidin derinliklerinden yavaşça yaklaşan devasa bir Kabuklu Leşçi.
 
Sunny durumu hızla anlattı, Nephis’ten onay bekledi. O da hiç tereddüt etmeden başını salladı.
 
“Açık alanda savaşacağız.”
 
Nephis, Cassie’yi nazikçe labirentin duvarına yönlendirdi ve oturabileceği bir yer bulmasına yardım etti.
 
“Burada bekle. Geri döneceğiz.”
 
Kısa bir sessizlikten sonra ekledi:
 
“Birazdan.”
 
Nephis uzaklaşmaya hazırlanırken, Cassie onun elini tuttu. Yüzü solgundu, gözlerinde endişe vardı.
 
“Neph… dikkatli ol, olur mu?”
 
Nephis gözlerini kırpıştırdı, başını hafifçe yana eğdi. Sonra gülümsedi.
 
“Tabii.”
 
Bunun üzerine, Nephis ve Sunny aceleyle açıklığa doğru ilerlediler.
 
Oraya vardıklarında, Kabuklu Leşçi birkaç saniye içinde orada olacaktı. Sunny’nin gölgesi geçitten süzülüp ayaklarına geri döndü. Nephis’le konuşmalarına gerek kalmadan, hemen gölgelere karışıp pusuda beklemeye başladı.
 
Nephis ise açıklığın ortasına yürüdü sırtı dik, omuzları gerideydi. Zarif kılıcı ellerinde belirdi, ucu toprağa dönüktü.
 
Sunny, ne yapacağını bilemeden onun sözlerini sessizce tekrarladı,
 
‘Ölme.’
 
Bir saniye sonra Kabuklu Leşçi açıklığa girdi. Küçük gözleri Nephis’i görünce içlerinde uğursuzca hareketlendi. Bir an bile duraksamadan, devasa canavar çığlık atıp saldırıya geçti.
 
Kıskaçlarından biri korkunç bir hızla ileri fırladı, havayı yırtarak geçti.
 
Nephis ustaca yana sıyrılıp kıskaçtan kaçtı, ardından geri atladı, yaratığın hücum hattından çıktı. Aynı anda kılıcı havada parladı, ön bacağının eklemine derin bir kesik attı.
 
Gök mavisi kan toprağa sıçradı.
 
Elbette bu küçük yara, Kabuklu Leşçi’yi yavaşlatmaya yetmezdi. Şaşırtıcı bir çeviklikle dönüp yandan ezici bir darbe savurdu. Nephis, ayaklarının üzerinde zar zor dengede duruyordu, darbeyi doğrudan karşılamak yerine kılıcını doğru açıyla tutarak gücünü dağıttı, fakat yine de onu sendeletmeye yetti.
 
Tam o sırada ikinci kıskaç indi. Dengesini toparlamaya çalışmak yerine, Değişen Yıldız kendini akışına bıraktı, bir eli üzerinde takla atarak geriye savruldu. Kılıcı yeniden havada şimşek gibi parladı.
 
Sunny artık ayrıntıları umursamıyordu. Tek önemsediği, Nephis’in bu riskli hamlelerle yaratığın sırtını kendisine döndürmesiydi.
 
‘Ya şimdi, ya da hiç!’
 
Sunny dişlerini sıkarak ileri atıldı.
Değişen Yıldız son kaçış hamlesini tamamlayamadan...
Leşçinin kıskacı tepeden onun üzerine inmeden...
Sunny korkmaya bile fırsat bulamadan...
 
Canavarla arasındaki mesafeyi kapattı ve bütün gücüyle sıçrayıp yaratığın kabuğunun üstüne indi. Sonra tüm ağırlığını vererek elini ileri savurdu.
 
Gök Kılıç elinde titreşen bir parıltıyla belirdi ve anında gölge tarafından yutuldu. Bir nefes sonra karanlık kılıç, leşçinin zırhındaki içe çökmüş, rengi solmuş oyuğa tam isabetle saplandı. Çatırdayan bir sesle kitin kırıldı ve kılıcın ucu yaratığın bedenine derinlemesine gömüldü.
 
Canavar sarsıldı, ardından ağır bir gürültüyle yere devrildi.
Sunny de kabuğunun üstünden savrulup çamura düştü ve yuvarlandı.
 
’Ne yani... bu kadar kolay mıydı?’
 
Her şey çoktan bitmiş miydi?
 
Sanki ona cevap verircesine, havada Kâbus Büyüsü’nün sesi yankılandı:
 
[Bir Uyanmış Yaratık öldürdün, Kabuklu Leşçi.]

[...Gölgen güçleniyor.]
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi