Bölüm...
Action, Adventure, Dark Fantasy, Demons, Drama, Epic, Fantasy, Harem, Magic, Martial, Mecha, Military, Mystery, Novel, Sci_fi, Supernatural, Superpower, Tragedy, Villainess, War

Bölüm 14

Başkent Kapılarında Gölgelerin Fısıltısı
Yazar: ZenZowske Grup: : Novelci Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.387

Kuzeyin çorak topraklarından güneyin verimli ovalarına doğru uzanan Kehribar Ticaret Yolu, şimdiye kadar şahit olduğu en görkemli ve en korkutucu askeri yürüyüşe ev sahipliği yapıyordu. Yolun her iki tarafında uzanan buğday tarlaları ve küçük köylerin ahalisi, pencerelerinden dışarı bakarken nefeslerini tutuyorlardı.

Gökyüzünü kaplayan gümüş kanatlı devasa griffonlar, rüzgarı yararak süzülüyor, onların hemen altında ise Fısıltı Ormanı’nın kadim elfleri gümüş zırhları ve sessiz adımlarıyla birer hayalet gibi ilerliyordu. Ordunun tam merkezinde, adımları yeri sarsan, üzerlerindeki kapkara zırhları güneş ışığını emen Sarsılmaz Lejyon yürüyordu. Her bir askerin gözlerinde korkudan eser yoktu; zihinleri, Kaelen Vane’in demir iradesiyle mühürlenmişti.

Bu ordunun en önünde, siyah pelerini rüzgarda bir bayrak gibi dalgalanan Kaelen, devasa bir kara atın üzerinde ilerliyordu. Onun etrafındaki alan, görünmez bir güç dalgasıyla sürekli titreşiyor, yaklaşmaya cesaret eden her türlü yabancı manayı anında yutuyordu.

Kaelen’in hemen arkasında, atlarını yan yana süren üç güçlü kadın vardı: Elara, Vexia ve Lyra.

Vexia, atını hafifçe Kaelen’in atına doğru yaklaştırdı. Yanaklarındaki simya isleri temizlenmişti ama gözlerinde hala dünkü formüllerin heyecanı vardı. “Lordum,“ dedi saygıyla başını eğerek. “Sizin gösterdiğiniz o arıtma yöntemi sayesinde, patlayıcılarımızın içindeki gölge çeliği tozunu mükemmel bir şekilde sabitledik. Artık bombalarımız dar alanlarda geriye doğru patlamıyor, doğrudan önündeki engeli yok ediyor. Bu sayede Başkent’in o meşhur dış surlarını tek bir hamlede yerle bir edebiliriz.“

Lyra, gümüş asasını sıkıca tutarak Vexia’ya küçümseyen bir bakış attı. “Sadece surları yıkmak yetmez, simyacı. Başkent’in içinde Valerius’un bizzat yerleştirdiği binlerce muhafız ve karanlık kültlerin tuzakları var. Elflerimizin rüzgar büyücüleri, Vexia’nın bombalarından çıkacak o zehirli dumanı doğrudan sarayın pencerelerine doğru yönlendirecek akımları çoktan hazırladı. Böylece tek bir askerimizi bile riske atmadan sarayı içeriden çökertebiliriz.“

Elara ise gölgelerin arasından fırlayan soğuk sesiyle araya girdi. “İkiniz de hala orduların karşı karşıya geleceği bir savaşı düşünüyorsunuz. Oysa gerçek bir hükümdar, düşmanının zihnini savaş başlamadan önce yok eder. Başkent’in içindeki casuslarım, Valerius’un o boyutsal canavarın yok oluşundan sonra tamamen aklını kaçırdığını rapor etti. Halk isyanın eşiğinde. Sarayın muhafızları bile gece yarısı zırhlarını bırakıp kaçmaya başladı. Valerius şu an sadece kendi gölgesinden korkan çaresiz bir deliden ibaret.“

Kaelen, atının dizginlerini hafifçe çekti. Onun bu hareketiyle birlikte arkasındaki üç kadın da anında atlarını durdurdu ve tüm ordu tek bir vücut gibi anında sessizliğe büründü. Kaelen yavaşça arkasına döndü ve o dipsiz, kozmik gözlerini kadınların üzerinde gezdirdi.

“Valerius’un ne kadar delirdiği veya halkın ne kadar korktuğu benim umurumda değil,“ dedi Kaelen, sesi kanyonun soğuk rüzgarı kadar pürüzsüz ve dondurucuydu. “Benim istediğim şey, sadece o tahtı ele geçirmek değil. Aethelgard evrenine, yeni kuralların kimin tarafından yazıldığını göstermek. Bu yüzden Başkent’e gizlice sızmayacağız. Kapılarını simyayla eritmeyeceğiz. Onların karşısına, aşamayacakları mutlak bir güç olarak çıkacağız.“

Kaelen’in bu keskin ve rasyonel sözleri, üç kadının da kalplerinin hızla çarpmasına neden oldu. Onun ciddiyeti, kadınların arasındaki o ufak kıskançlıkları ve rekabeti anında önemsizleştiriyordu. O, sıradan erkekler gibi kadınların güzelliğine veya sözlerine kanmıyordu; o sadece mutlak bir otoriteydi. Üçü de aynı anda başlarını öne eğerek biat ettiler.

“Sizin iradeniz, bizim kaderimizdir Lordumuz,“ dediler fısıltıyla.

Kaelen, zihnindeki Hegemonya Arayüzü’nü açtı.

[Mevcut Mutlak Otorite Puanı: 4200]

Puanları birikmeye devam ediyordu ancak gerçek patlama, Başkent’in sancağını kendi sancağıyla değiştirdiğinde yaşanacaktı. Sistem mağazasının “Taht ve Egemenlik“ sekmesini inceledi. Başkent’e yaklaştıkça, sistemin ona sunacağı yeni anormal beceriler de açılıyordu.

Birkaç saatlik yürüyüşün ardından, ordunun öncüleri nihayet Başkent’in devasa dış surlarını gördüler.

Başkent, beyaz taşlardan inşa edilmiş, etrafı elli metre yüksekliğindeki surlarla çevrili devasa bir metropoldü. Ancak şu an surların üzerinde ne görkemli sancaklar dalgalanıyordu ne de parlak zırhlı muhafızlar bekliyordu. Surların etrafı, Valerius’un karanlık kültlerle yaptığı paktın bir sonucu olarak mor ve siyah renkli, iğrenç bir sis tabakasıyla kaplanmıştı. Surlar, dünyevi orduların geçemeyeceği kadar kalın ve büyülü korumalarla mühürlenmişti.

Kaelen, atından yavaşça indi. Adımları, yerdeki çamura basmıyor, sanki havada süzülüyormuş gibi milimetrik bir boşlukta ilerliyordu. Surların tam önündeki tepeye doğru yürüdü.

Elara, Vexia ve Lyra da atlarından inerek onun hemen arkasında bir hilal şeklinde dizildiler. Onların arkasında ise Sarsılmaz Lejyon ve elf okçuları, Kaelen’in ne yapacağını görmek için huşu içinde bekliyordu.

Surların üzerindeki karanlık kült üyeleri ve kalan son muhafızlar, Kaelen’i gördüklerinde korkuyla büyülerini hazırlamaya başladılar. Havadan Kaelen’e doğru mor renkli, zehirli ateş topları ve çürüten lanet rünleri yağmaya başladı.

Ancak Kaelen duruşunu bile bozmadı. Sadece sağ elini yavaşça ileri doğru uzattı ve parmaklarını açtı.

Gerçekliği Bükme. Aktif.

Gökyüzünden üzerine doğru gelen o yüzlerce mor büyü ve zehirli lanet, Kaelen’in etrafındaki alana girdiği o saniye, sanki görünmez bir duvara çarpmış gibi havada donup kaldı. Ardından, Kaelen parmaklarını hafifçe sola doğru çevirdiğinde, o devasa büyülerin tamamı kendi kendine tersine dönerek, geldiklerinden yüz kat daha büyük bir hızla doğrudan surlardaki kült üyelerine doğru fırladı.

Korkunç patlamalar surların tepesini bir anda cehenneme çevirirken, kült üyelerinin çığlıkları gökyüzünü yırttı.

Kaelen elini indirmeden, bu kez avucunu doğrudan o elli metrelik devasa beyaz surlara doğru çevirdi. “Kozmik Ezici,“ diye fısıldadı sakin bir sesle.

O anda, Başkent’in yüzyıllardır yıkılmayan, en güçlü kuşatmalara bile dayanan o efsanevi beyaz surları, görünmez ve devasa iki elin arasında sıkıştırılıyormuş gibi kendi içine doğru bükülmeye başladı. Devasa taş bloklar un ufak oluyor, surların içindeki büyülü koruma mühürleri birer cam parçası gibi havada çatırdayarak patlıyordu.

Sadece on saniye içinde, Başkent’in o aşılmaz dış surları, Kaelen’in tek bir el hareketiyle tamamen un ufak olmuş ve içeriye giden pürüzsüz, geniş bir basalt yol açılmıştı.

Tüm ordu ve arkasındaki üç kadın, bu inanılmaz, tanrısal gücü bir kez daha izlerken dillerini yutmuş gibiydiler. Kaelen yavaşça arkasına döndü. Pelerini rüzgarda dalgalanırken, sesi tüm ordunun zihninde aynı anda yankılandı:

“Hegemonyanın kanunları, Başkent’in sokaklarında yazılacak. Yürüyün.“

Lejyonerlerin ve elflerin yeri göğü inleten zafer çığlıkları eşliğinde, Kaelen ve ordusu Başkent’in kapılarından içeri adım attı. Valerius’un sonu ve yeni bir çağın şafağı artık sadece birkaç dakikalık bir yürüyüş mesafesindeydi.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi