Bölüm 15
Başkent’in beyaz mermer kaplı geniş caddeleri, yüzyıllar boyunca kralların, elçilerin ve muzaffer orduların geçişine sahne olmuştu. Ancak bugün, o asil mermerler ne neşeli tezahüratlarla ne de tören marşlarıyla çınlıyordu. Şehrin üzerinde yükselen o ağır, mor ve siyah renkli lanet sisi, sokakları adeta hayalet bir kente çevirmişti. Evlerin pencerelerindeki ahşap panjurların arkasından, korkuyla dışarıyı izleyen binlerce çift göz vardı.
Bu korkunun sebebi sadece sarayı ele geçiren karanlık kült değildi. Asıl dehşet kaynağı, surları tek bir el hareketiyle un ufak ederek şehre giren, adımları mermer kaldırımlarda tok bir ritimle yankılanan o kapkara ordunun ta kendisiydi.
Sarsılmaz Lejyon, her iki yana mükemmel bir simetriyle dağılarak ilerliyordu. Işığı emen gölge çeliği zırhları, puslu havada uğursuz birer gölge gibi parlıyordu. Onların hemen üzerinde, binaların çatı saçaklarından süzülen elf okçuları ve gökyüzünde kanat çırpan devasa gümüş griffonlar süzülüyordu. Ordunun en önünde ise, siyah atının üzerinde bir heykel kadar hareketsiz ve soğuk duran Lord Kaelen Vane vardı.
Kaelen’in etrafındaki alan, görünmez bir otorite kalkanıyla kaplıydı. Sisten sızmaya çalışan her türlü zehirli büyü ve lanet kalıntısı, onun bedenine yaklaşamadan havada eriyip yok oluyordu.
“Lanetli sis yoğunlaşıyor,“ dedi Lyra, Kaelen’in hemen arkasından atını sürerken. Gümüş asasını havaya kaldırdı ve gözlerini gökyüzüne dikti. “Karanlık kült, sarayın etrafını bir ruh yutan bariyerle çevrelemiş. Sıradan canlılar bu sise girdikleri anda ciğerleri çürür.“
Vexia, atının heybesinden mor renkli yeni bir simya tüpü çıkardı. “Bunun için endişelenmene gerek yok, elf başrahibesi. Gölge çeliği tozuyla zenginleştirdiğimiz yeni yakıcı karışım, bu tür organik lanetleri saniyeler içinde nötralize edebilir.“ Vexia, Kaelen’in onayını almak istercesine ona baktı. “Lordum, eğer izin verirseniz, saray kapısındaki bu zehirli bariyeri tek bir patlamayla temizleyebilirim.“
Kaelen atını durdurdu. Gözleri, ileride yükselen ve üzeri mor rünlerle kaplı devasa saray kapısına kilitlenmişti.
“Vexia,“ dedi Kaelen, sesi buz gibi bir esinti gibi yayılarak. “Patlayıcılarını kapıyı tamamen yıkmak için değil, sadece üzerindeki büyü mühürlerini çözmek için kullanacaksın. Bu saray artık benim hegemonyamın merkezi. Onun tarihi dokusuna zarar vermeni istemiyorum.“
Vexia, Kaelen’in bu rasyonel ve her şeyi önceden planlayan soğukkanlılığı karşısında bir kez daha büyülenmişti. “Emredersiniz, yüce Lordum,“ diyerek hemen atından indi.
Vexia’nın geliştirdiği ve Kaelen’in daha önce teorik olarak kusursuzlaştırdığı yeni karışım, patlama enerjisini dışarıya saçmak yerine tek bir doğrusal hatta odaklıyordu. Vexia tüpü kapının tam merkezine yerleştirdi ve parmağının ucuyla küçük bir ateş kıvılcımı fırlattı.
Korkunç bir patlama sesi yerine, sadece çeliğin yüksek sıcaklık altında erirken çıkardığı o tok tıslama sesi duyuldu. Saray kapısının üzerindeki tüm o mor lanet rünleri, simyasal reaksiyonun etkisiyle saniyeler içinde mavi bir aleve dönüşerek eridi ve kapı, ardına kadar pürüzsüz bir şekilde açıldı.
“Yol açıldı,“ diye fısıldadı Elara, gölgelerin içinden Kaelen’in hemen yanında belirerek. “Casuslarım içerideki durumu bildirdi. Valerius kalan tüm muhafızlarını taht odasının girişine yığmış. Kendisi ise en derin köşede, kült liderleriyle son bir ayin gerçekleştiriyor. Taht odasının mermerleri tamamen kurban edilen saray görevlilerinin kanıyla yıkanmış.“
Kaelen atından indi. Pelerini, mermer basamaklarda hafifçe sürünürken arkasındaki orduya döndü. “Lejyonerlerin ilk birliği benimle gelsin. Elfler sarayın dış güvenliğini sağlayacak. Elara, gölgelerinle kaçış yollarını tamamen mühürle.“
“Emredersiniz!“
Sarayın iç koridorları, eskiden krallığın ihtişamını gösteren tablolar ve heykellerle doluyken, şimdi karanlık kültün kanla çizdiği iğrenç sembollerle kirletilmişti. Kaelen, bu koridorlarda yürürken yüzünde en ufak bir tiksinti veya öfke belirtisi göstermedi. Onun için bu yozlaşmışlık, sadece temizlenmesi gereken ufak bir kirlilikten ibaretti.
Taht odasının devasa çift kanatlı altın kapılarının önüne geldiklerinde, onları Valerius’un son sadık birliği olan Gümüş Muhafızlar karşıladı. Ancak bu askerler artık insan gibi görünmüyordu; kültün karanlık büyüsüyle bedenleri mutasyona uğramış, gözleri tamamen siyaha bürünmüştü.
Kaelen, kılıcını bile çekmedi. Sadece arkasındaki Sarsılmaz Lejyon askerlerine hafifçe başıyla işaret etti.
“Temizleyin.“
Gölge çeliği zırhlı lejyonerler, ellerindeki devasa kalkanları ve kılıçlarıyla mutasyona uğramış muhafızların üzerine atıldı. Gölge çeliği, düşman askerlerinin kalın çelik zırhlarını ve kalkanlarını bir parşömen kağıdı gibi yırtıp geçiyordu. Kaelen’in askerleri acı hissetmiyor, tereddüt etmiyor ve sadece Kaelen’in zihinlerindeki sarsılmaz iradesiyle hareket ediyorlardı. Katliam o kadar hızlı ve organizeydi ki, saray koridorlarında sadece çeliğin etle buluştuğu o soğuk sesler yankılanıyordu.
Sadece iki dakika içinde, taht odasının önündeki tüm engeller tamamen yok edilmişti.
Kaelen, altın kapıyı sağ eliyle hafifçe itti. Ağır kapılar büyük bir gürültüyle iki yana açılırken, içerideki manzara ortaya çıktı. Devasa taht odasının zeminindeki mermerler, kanallarla birbirine bağlanmış ve ortadaki devasa bir kan havuzuna akıtılmıştı. Havuzun etrafında, yüzleri olmayan yedi karanlık kült lideri, ellerindeki kemikten asalarla karanlık dillerde ilahiler söylüyordu.
Tahtın üzerinde ise, saçları darmadağın olmuş, gözleri yuvalarından fırlamış, tamamen aklını kaçırmış olan Lord Regent Valerius oturuyordu.
“Geldin...“ diye fısıldadı Valerius, Kaelen’i gördüğünde deli gibi gülmeye başlayarak. “Küçük, zayıf yeğenim... Sürgün ettiğim o acınası velet! Buraya kadar gelebileceğini mi sandın? Bu taht benim! Bu imparatorluk benim kanımla inşa edildi!“
Valerius elindeki gümüş hançeri havaya kaldırdığında, kült liderleri ayini tamamlamak için son sözlerini haykırdı. Kan havuzundan yükselen o mor ve kırmızı renkli devasa ruh yutan lanet, çığlık atan yüzlerce feryat eden yüz şeklini alarak doğrudan Kaelen’e doğru atıldı. Bu lanet, dokunduğu her şeyi anında küle çeviren, boyutlar arası bir yıkım büyüsüydü.
Vexia ve Lyra, Kaelen’in önüne geçmek için hamle yapmak istedi ama Kaelen onları tek bir el hareketiyle durdurdu.
Kaelen, üzerine doğru gelen o devasa lanet fırtınasına karşı sadece bir adım öne attı. Gözlerindeki o dipsiz, kozmik boşluğu tamamen serbest bıraktı. Zihnindeki Hegemonya Arayüzü parladı.
[Mevcut Mutlak Otorite Puanı: 4200]
Kaelen havaya doğru hafifçe üfledi.
O anda, taht odasındaki zaman ve mekan tamamen dondu. Üzerine doğru gelen o yüzlerce çığlık atan lanet ruhu, Kaelen’in sadece birkaç santim önünde havada asılı kaldı. Ardından, Kaelen parmağını yavaşça havada ters yöne doğru çevirdi.
Büyünün tüm vektörü, fiziksel olarak tamamen tersine döndü.
“Bu... bu imkansız!“ diye çığlık attı en yaşlı kült lideri.
Lanet fırtınası, Kaelen’in iradesiyle kendi yaratıcılarına doğru yüz kat daha büyük bir şiddetle geri döndü. Mor ve kırmızı alevler, yedi kült liderini ve taht odasındaki o kan havuzunu saniyeler içinde yutarak tamamen küle çevirdi. Kült liderleri, kendi ruhlarını yutan lanetin içinde çığlık atarak saniyeler içinde birer toz yığınına dönüştüler.
Valerius, tahtın üzerinde titreyerek ayağa kalkmaya çalıştı. Altındaki mermerlerin eridiğini, güvendiği tüm o karanlık güçlerin Kaelen’in tek bir parmak hareketiyle yok olduğunu gördüğünde, içindeki o son kibir kırıntısı da tamamen yok oldu.
“Kaelen... Lütfen...“ diye kekeledi Valerius, dizlerinin üzerine çökerek. “Ben senin amcanım... Sana bu tahtı devredecektim... Sadece seni deniyordum! Beni bağışla, senin en sadık köpeğin olurum!“
Kaelen, yavaş ve emin adımlarla tahtın basamaklarını tırmandı. Valerius’un hemen önünde durdu. Gözlerinde zerre kadar öfke, intikam veya şehvet yoktu. Sadece amansız bir rasyonellik vardı.
“Sen,“ dedi Kaelen, sesi taht odasında ölümcül bir kesinlikle yankılanırken. “Benim eski hayatımda yaptığım o en büyük hatanın, merhametin ne kadar büyük bir zayıflık olduğunun yaşayan kanıtısın. Ve ben, aynı hatayı iki kez yapacak bir hükümdar değilim.“
Kaelen sağ elini yavaşça Valerius’un başına doğru uzattı.
“Gölge Kıtımı.“
Valerius’un kendi gölgesi, tahtın arkasından bir yılan gibi fırladı. Valerius daha çığlık bile atamadan, gölge onun boğazına dolandı ve tek bir pürüzsüz hareketle boynunu kırarak onu tahtın yanındaki mermer basamaklara fırlattı. Valerius’un cansız bedeni, kendi hırslarının ve yozlaşmışlığının çamuru içinde yere yığıldı.
Kaelen arkasını döndü ve Aethelgard İmparatorluğu’nun o görkemli basalt tahtına yavaşça oturdu.
O tahta oturduğu an, tüm saray ve hatta tüm Başkent hafifçe sarsıldı. Kaelen’in etrafından yayılan o devasa kozmik aura, sarayın tüm pencerelerinden dışarı fırlayarak şehrin üzerindeki o mor lanet sisini saniyeler içinde tamamen sildi. Gökyüzü, yıllar sonra ilk kez Başkent’in üzerinde masmavi ve berrak bir şekilde açıldı.
Zihnindeki sistem arayüzü, şimdiye kadar duyduğu en yüksek ve en tatmin edici altın harflerle parlayarak zaferini ilan etti:
[Mevcut Mutlak Otorite Puanı: 6200]
Taht odasının kapısından içeri giren Elara, Vexia ve Lyra, tahtta oturan o muazzam, gizemli ve yenilmez hükümdara bakarak aynı anda diz çöktüler. Alınlarını mermer zemine değdirirken, her birinin kalbinde Kaelen’in o soğuk ve sarsılmaz gücüne karşı uyanan o derin, fanatik bağlılık en üst seviyeye ulaşmıştı.
Kaelen, tahtında hafifçe geriye yaslandı ve güneye, henüz fethedilmeyi bekleyen o devasa fantastik dünyanın geri kalanına doğru baktı.
İmparatorluk kurulmuştu. Ancak onun hegemonyası için bu, sadece ilk şafaktı.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.