Bölüm 6
Renta’nın “mükemmel” tavsiyelerinden sonra pazara girmeye karar verdik, daha doğrusu biz karar vermedik, kalabalık bizi içeri itti. Beklendiği gibi, pazarda daha da fazla insan bizi bekliyordu ve artık rahatça hareket edebilecek bir yerimiz bile kalmamıştı. Ama bu beni pek rahatsız etmedi ne de olsa pazarı daha yakından incelemeye karar vermiştim ve küçük bir duraklama beni pek engellemezdi.
Pazarda birçok farklı şey hemen göze çarpıyordu, ancak diğerlerinden daha çok dikkat çeken bir şey vardı, o da çeşitli eşyaların satıldığı tezgahlardı. Hemen hemen tüm tezgahlar çok renkliydi ve neredeyse hepsi posterler, tabelalar ve benzeri sihirli şeylerle parlıyordu. Satıcılar “Kutsal Birliklerin bayrakları olan kıyafetlerimizi alın!” veya “bugün özel indirimler var!” diye bağırışları ile doluydu. Her yerden farklı sesler ve kokular geliyordu ve o kadar çok ses ve parlaklık vardı ki, yavaştan başım dönmeye başlamıştı bile…
Seslere ve etrafımdakilere tam alışmaya başlamışken aniden üzerime doğru son hızla üzerime koşan bir devasa kuş sürüsü ile burun buruna geldim.
Hayato ile birlikte yanımızdaki insanları itmek için zamanında tepki verdik ama maalesef kendimiz kurtulamadık ve son çare olarak bu kuşların üzerine atladık; en azından bu, kuşların ayakları altında kalmaktan daha iyi bir sonuçtu. Bu kuşların nereden geldi böyle diye düşünüyordum ki aniden önümden Hayato bir kuşun üstünde geçiverdi. Kuşun üstünde neşe içinde bağırıyordu:
— YOK ARTIK NE KADAR DA EĞLENCELİ BİR KUŞ BU! VAYY!
Eğlence mi? Sanırım pazarın ortasında son hızla koşan kuşların üzerinde olmamızı hiç umursamıyordu. Ama aniden dikkatimi kuşlardan birinin üzerindeki yazı çekti: “Geçit Töreni Kuşu numara bir”. İşte şimdi her şey yerine oturmuştu, demek bu kuşlar bu yüzden buradaydı, sanırım bir geçit töreninde sahne almaları gerekiyordu ama oradan kaçıp pazara gelmişlerdi.
Ama bu kuş sürüsünü durdurmak artık imkansız bir şeydi, bu yüzden kuşların onları ezmemesi için insanlara yoldan çekilmelerini söylemeye karar verdik.
Kuşlar bizi taşırken, kemerler, tezgahlar ve bayraklar başlarımızın üzerinden uçup gidiyordu, hatta panikleyen satıcılardan biri bize muz kabuğu bile fırlatmıştı. Ve biz tüm bu süre boyunca “Dikkat edin! Yoldan çekilin! Kötü geçit töreni kuşları!” diye bağırıyorduk, sonuncusunu Hayato söylüyordu…
Sonunda, pazardaki uzun maceralardan sonra mucizevi bir şekilde pazarın dışına çıkabildik. Artık insan kalmadığında kuşlardan atladık, içimden “Umarım bu kuşlar daha fazla zarar vermez” diye düşündüm, onların uzaklaştığını izlerken… tekrar pazara girmeye karar verdik, ama pazarın devasa kapısı gürültülü bir şekilde kapanarak sanki bizi kovuyormuş gibi önümüzde kapandı. Hiçbir şey söylemeye bile fırsat bulamadan kendimizi çok sessiz bir sokağın ortasında bulduk. Sadece bize bir yankıyla geri dönen Hayato’nun sesi duyuluyordu… “Peki şimdi ne yapacağız, dostum. Ah, burası o kadar sessiz ki, kendi yankım bile duyuluyor.” Gerçekten de, yine kaybolmuşa benziyorduk, nasıl bu hale geldik ki.
Adrenalin patlamasından sonra sakinleşince bir banka oturdum ve ne yapacağımızı düşünmeye başladım… Bir düşüneyim… İnsanlarla dolu ve sesli pazardan çıkıp, pazara tamamen zıt bir sokağa gelmiştik. Burası sessiz ve ıssızdı, elbette bir dereceye kadar sessizlik beni rahatlatıyordu ama buranın bu kadar sessiz olması çok garipti, sonuçta başkentteydik. Neyse, şimdi sınav binasının yolunu bulmak çok daha önemliydi, sınava geç kalabilirdik.
Ama kahretsin, nereye gideceğiz? Artık ana caddede değildik… Artık bir çıkış yolu olmadığını düşünerek pazarın kapısını çalmak için ayağa kalktım ama aniden Hayato kolumdan tuttu ve parlayan gözlerle bana bir binayı gösterdi.
— Neye bakıyorsun Hayato? Yoksa yolu buldun mu? — diye sordum, masumca bir çıkış yolu bulduğunu düşünerek. Ama o, hızlı ve alakasız cevabıyla tüm hayallerimi darmaduman etti...
— Bu muhteşemliği görmüyor musun dostum? — diye cevap verdi, yine aynı binayı işaret ederek.
Binaya daha yakından baktım, evet, başkentin binaları gerçekten de çok güzeldi ama lanet olsun, şimdi bunun sırası değil diye düşündüm ki, binanın içinde bir vitrin fark ettim. Tüm oyun türlerinin tam koleksiyonu olan bir vitrin… Dur bir dakika, oyunlar mı?
Şimdi oyunların sırası olmadığını söylemek için tam ağzımı açacaktım ki, Hayato bağırdı:
— Evet! Dostum, senin de orada Magmag’ın[1] yeni oyununu gördüğünü biliyordum! Gelecek yılın başında çıkması gerekiyordu biliyor muydun! Ama bak, başkentte çoktan satılıyor gibi görünüyor, bu ne kadar harika bir şey! Bunu hemen almalıyım!
Bu sözlerle binaya doğru koştu, ama yarı yolda parasının olmadığını fark edip umut dolu gözlerle hızla yanıma geri döndü:
— Akira… Lütfen bana bu oyunu al. Lütfen! Bunun özel bir sürüm olduğunu biliyorsun!
Ona sert bir şekilde baktım ve cevap verdim:
— Hayır. Paramızın az olduğunu biliyorsun ve şimdi onu akıllıca harcamamız gerekiyor. Dedemizin sana para vermeyi bırakması tam da bu alışkanlığın yüzünden, beğendiğin her şeyi satın alma alışkanlığın. Artık tüm paranı oyunlara harcamayı bırakmalısın. Konuşma bitti. Gidiyoruz buradan. —
Belki de fazla mı sert davrandım diye düşündüm, Hayato’nun başını eğip yüzünün üzgünleştiğini görünce. Ama Hayato’nun bana çok tanıdık gelen bir sırıtış yaptığını görünce tüm şüphelerim anında kayboldu. Kendi standartlarında dâhiyane bir şey düşündüğünde her zaman böyle gülümser. Böyle anlarda sanki çocuk masallarındaki gibi kafasının üzerinde bir ampul yazıyormuş gibi hissediyorum... Aniden bir adım geri attı ve kararlılıkla konuştu:
— Hey dostum! Ya Sınavın İlk 20’sine girersem? O zaman bana bu oyunu alır mısın?! Hehe! —
Bunu kesinlikle beklemiyordum, bildiğim kadarıyla Sınavın ilk 20’sine girenler otomatik olarak Kutsal birliklere kabul ediliyordu. Muhtemelen şaka yapıyordur, gerçi Hayato’yu ve oyunları ne kadar sevdiğini düşünürsek, şaka yapıyor olması pek olası değildi. O ciddiydi. Eh, bu onun sınavı geçmesi için iyi bir motivasyon olabilir, neden denemeyelim ki.
— Tamam sorun yok. İlk 20’ye girersen, oyunu hemen alırsın. — diye sırıttım. Hayato çoktan zıplıyordu. Ama sonra devam ettim. — Ama unutma, 21. bile olsan hiçbir şey alamazsın. Sanırım bu kurallar ikimizi de tatmin eder. — Ona elimi uzattım.
— ANLAŞTIK! Sizinle iş yapmak bir zevkti, Bay Akira. — dedi Hayato, anlaşmanın bir işareti olarak elimi sıkarak.
Sonra aynı kelimelerden oluşan bir şarkı söylemeye başladı. Ve bu şarkının adını “Bekle beni oyun!” koydu.
Bundan sonra, pazarın kapısı kimse tarafından açılmadığı için yine de sokağın aşağısına doğru gitmeye karar verdik. Ama daha da garip olan şey, yol boyunca tek bir insan bile görmememizdi, sokaklar hala tamamen boştu. İçimden düşündüm, “güya halka açık bir şehir, ama neredeyse hiç insan yok. Gerçi pazar insanlarla doluydu, belki bu bugüne özgü bir şeydir?”
Ama aniden tüm düşüncelerim kayboldu, çünkü arkamızdan birinin sessizce ama melodik bir şekilde ıslık çaldığını ve bize yaklaştığını duydum. Bu yabancının kim olduğuna bakmak için arkama döndüm. Bizim yaşlarımızda bir çocuktu, boyu yaklaşık bir metre seksen santimdi ve dağınık kahverengi saçları güneş ışığının altında parlıyordu, belki de parlaması için bir şeyler sürmüştür? Ama en çok, garip kıyafetini gördüğümde şaşırdım, acaba onu nereden almıştı diye düşündüm ki, yabancı bizi gördü, ellerini cebinden çıkararak bize el salladı ve sonra bağırdı — bekleyin! — Sanki bizi tanıyormuş gibi.
— Selam millet, sınav günü bu sokakta ne yapıyorsunuz? Yanlışlıkla kaybolmuş olmayasınız ha? Ama bilin ki, burada dolaşmaya devam ederseniz, sınavı izlemeye geç kalırsınız. İsterseniz size yolu gösterebilirim. — diyerek yanımıza geldi.
— Neden ilk karşılaştığımız kişiye inanalım. Sen kimsin ki? En azından önce kendini tanıtmalısın. — dedi Hayato. Beni ve yabancıyı şaşırtarak. Ben, Hayato’nun doğru soruları sorduğuna şaşırmıştım, yabancı ise muhtemelen bu kadar çok soruya maruz kalmayı beklemiyordu.
— Aaa, gerçekten, kendimi tanıtmayı unutmuşum. Normalde sınav günü tüm insanlar ya pazarda ya da sınav binasına yakın parklarda toplandığı için burada insan görmeyi hiç beklemiyordum. Neyse. Adım Gentaro Enjou. Ama arkadaşlarım bana Yüce Ginto der, bu yüzden siz de bana öyle seslenebilirsiniz. Ve hobim dövüşmek, kendimden daha güçlü rakiplerle savaşmayı ve yeteneklerimi geliştirmeyi seviyorum. Bence kendimi iyi tanıttım. Annem bana böyle tanışmayı öğretmişti. — dedi yabancı, masum bir gülümsemeyle. — Peki ya siz? Siz de benim için yabancısınız. — diye ekledi. Parmağıyla Hayato’yu işaret ederek.
— Benim adım Kirei Hayato, ben bir MMO oyunu dehasıyım. Buraya oyunlar için geldik, pardon, yani R&K sınavına girmek için. Seninle tanıştığıma sevindim Ginto, eğer kaba davrandıysam özür dilerim. Sadece oyunlardan tanıdığım birine benziyorsun. — diye kendini tanıttı Hayato. Tonunu hızlıca değiştirerek. Tam kendimi tanıtmak üzereydim ki, Ginto konuştu:
— Yok canım, ne demek ben bunu kabalık olarak bile görmem. Ama biliyor musunuz çocuklar, çok şanslısınız, çünkü ben de bu yıl R&K sınavına giriyorum. O yüzden artık kader kardeşleriyiz. Madem siz de oraya gidiyorsunuz, size yolu gösterebilirim. Binaya birlikte ulaşırız! — dedi sesli ama kısa bir kahkaha atarak.
Hayato ve Ginto aniden öne doğru yürüdüler, kendimi sonra da tanıtırım diye düşündüm ve onların peşinden gittim. Yolda çok konuştuk, yani daha çok Hayato ile Ginto konuştular. Belli ki ortak bir dil bulmuşlardı.
Onlara yaklaştığımda, Hayato’nun Ginto’nun sorusuna cevap verdiğini duydum: — Bana sınavın bir oyuna benzediğini söylediler! Ve Sekizinci Kutsal Birliğe girmem gerekiyor, ağabeyim orada. — Sonra sordu — Peki sen neden sınava giriyorsun Ginto? —
Ginto gökyüzüne baktı ve geniş bir gülümsemeyle cevap verdi:
— Bana orada güçlü ve ilginç insanların toplandığını söylediler! Onlarla kapışmak ve ne kadar güçlü olduğumu göstermek istiyorum! Bütün dünyanın gücümü öğrenmesini istiyorum! Sınav bunun için en iyi yer değil mi? —
Sonra bana döndü ve sordu:
— Peki ya sen, kaba adam, sınavda hedeflerin ne? —
Kaba adam?.. Daha önce kendimi tanıtmalıydım diye iç çektim.
— Hayato ile aynı hedeflere sahibim. — diye sakince cevap verdim.
— Sen de mi oyunları seviyorsun? Hiç öyle birine benzemiyorsun. — dedi Ginto, gözlerini çatarak.
— Hayır. Onlara karşı kayıtsızım. Sadece ağabeyimin hizmet ettiği Kutsal birliğe girmek istiyorum… ve başka sebeplerim de var. Ama onları anlatamam. Üzgünüm. — diye açıklama yaptım.
— Endişelenme, kaba adam. Herkesin kendi sırları vardır. Bu arada, dövüşmek ister misin? Güçlü görünüyorsun! — başını sallayarak sordu Ginto, yüzünde değişik bir tebessüm oluşmuştu.
— Boşa enerji harcamasak daha iyi olur, Ginto. Kimin neye yeteceğini sınavda görürüz. Bu arada, benim adım Akira. Sadece Akira diye hitap et. — diye Ginto’nun teklifini reddettim.
— Pekala, kaba... Yok... Akira. Anlaştık. Hadi sınavda birlikte elimizden gelenin en iyisini yapalım. — diye gülümsedi Ginto. Yumruklarını birbirine vurarak.
Hayato şaşkınlıkla bana baktı:
— Dostum! Seni ilk defa bu kadar çok konuşurken görüyorum! Yoksa Ginto’ya güvendin mi? —
Ginto kahkahalarla güldü ve bize baktı:
— Ne var ki bunda sonuçta ben kimseyi ısırmam. Ve siz de iyi insanlara benziyorsunuz. İyi insanlar da iyi insanları çeker. Haydi sınavda birlikte kalalım! Sizden hoşlandım. Hadi bakalım... yürüyüş! Bir-iki! Bir-iki! —
— Başlaaa! Bir-iki, bir-iki! — diye destekledi Hayato.
Evet, Ginto da biraz tuhaf çıktı… ama iyi birine benziyordu.
Lanet olsun… hızlandılar! Onlara yetişmeliyim!
Akira’nın Bilgileri:
[1] - Magmag: On yılı aşkın bir süredir MMO oyunları yaratan ünlü bir stüdyo.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.