Bölüm 33
Bölüm 33: Aksiyon (5)
Sığınağın ılık banyosunda yüzümdeki kanı ve kurumu temizlemek, cennette sıcak
bir duş almak gibiydi. Pelin, yanağımdaki o küçük saçma sıyrığına batikon sürüp
yara bandıyla kapattı. Canım yanmıştı ama asansör boşluğundaki o vahşetten sonra
bu acı hiçbir şeydi.
Osman köşede, elindeki boş bardağa bakarak sessizce oturuyordu. Çocuk sadece
birkaç saat içinde bir adamı vurmuş, bir diğerinin de can çekişerek ölmesini
izlemişti. Onun bu sessizliği, ruhunun derinliklerinde kırılan bir şeylerin
sesiydi. Onu kendi haline bıraktım. Bu dünyada yas tutmak için bile zaman yoktu.
“Monitörler temiz,“ dedi Murat, kontrol odasından seslenerek. “Yukarıdaki
otoparkta hareketlilik azaldı. Beyazlar o çeteyi tamamen biçmiş. Birkaç tanesi
koridorlarda amaçsızca dolanıyor ama buraya, asansör boşluğuna bakmıyorlar.“
Derin bir nefes aldım. En azından birkaç gün dinlenebilirdik. Yiyeceğimiz vardı,
suyumuz vardı, sıcağımız vardı...
Tam o sırada, sığınağın o sessizliğini bozan tiz bir alarm sesi yankılandı.
BİİİP... BİİİP... BİİİP...
Tavandaki gizli kırmızı projektörler yanıp sönmeye başladı. Aynı anda,
havalandırma menfezlerinden o vanilya kokulu ılık hava yerine, geniz yakan,
simsiyah ve yağlı bir duman sızmaya başladı.
Kokuyu anında tanıdım: Mazot, plastik ve yanık et kokusu.
Hepimiz öksürmeye başladık. Annem Lale bebeği kucağına alıp banyoya doğru koştu.
Pelin eliyle ağzını kapattı.
“Elif! Ne oluyor?“ diye bağırdım, kontrol paneline koşarak.
Elif panikle tuşlara basıyordu. Yüzü kireç gibi olmuştu. “Hava girişinde yoğun
duman algılandı! Sistem kendini kilitlemeye çalışıyor ama içeriye çoktan duman
girdi!“
“Nereden geliyor bu duman?“ diye sordu Osman, öksürerek ayağa kalkarken.
“Dışarıdaki o pürmüz ateşi...“ dedi Murat, ekrandaki asansör boşluğunu
göstererek. “Ve Temizlikçilerin tünelde kullandığı o alev makinesi... Bizim
dışarıdaki ana hava emiş fanları, yukarıdaki tüm o isi, külü ve zehirli dumanı
içeri çekmiş. Karbon filtreler tıkanmış ve yanmış. Sistem oksijen üretemiyor
artık.“
“Filtreleri değiştiremez miyiz?“ diye sordu Pelin.
“Yedek filtreler var,“ dedi Elif, paneldeki yeşil bir kutuyu göstererek. “Ama
sığınağın içinden değiştiremeyiz. Filtre odası dışarıda, asansör boşluğunun
hemen yanındaki teknik jeneratör dairesinde.“
“Yani dışarı çıkmak zorundayız,“ dedim, tabancamı masanın üzerinden geri alarak.
“Evet,“ dedi Murat, alet çantasını kaparak. “Ve acele etmeliyiz. Sığınağın
içindeki oksijen seviyesi hızla düşüyor. Eğer o filtreleri manuel olarak
değiştirip sistemi sıfırlamazsak, birkaç saate burada uykumuzda zehirlenerek
ölürüz.“
“Hassiktir,“ diye mırıldandım.
Asansör boşluğunda, çelik kapımızın hemen dışında o aç Beyazlar dolanıyordu. Ve
şimdi o kapıyı tekrar açmak zorundaydık.
“Osman,“ dedim, kardeşimin omzunu sıkarak. “Sen burada kalacaksın. Tüfeği al.
Kapının hemen arkasında bekle. Ben ve Murat dışarı çıkacağız. Eğer bir saat
içinde dönmezsek, ne olursa olsun kapıyı kilitle ve bir daha asla açma.“
“Abi...“ dedi Osman, gözlerinde yine o korku belirdi. “Seni bırakamam.“
“Bırakmıyorsun aslanım, bizi koruyorsun,“ dedim. “Annem, Pelin ve bebek sana
emanet.“
Gaz maskelerimizi taktık. Filtrelerin o plastik kokusu ciğerlerime doldu.
Murat’la birlikte çelik kapının önüne geldik.
Kapıyı yavaşça araladım.
Dışarıdaki o kırmızı acil durum fişeği hala can çekişerek yanıyordu, asansör
boşluğunu loş, kan kırmızısı bir renge boyamıştı. Havada yoğun bir is ve yanık
et kokusu vardı. Aşağıdaki o ceset yığınından gelen hırıltılar kesilmişti. Lider
ölmüştü.
Ama yukarıdan gelen o ses...
Tıkır... Tıkır... Tıkır...
Havalandırma borularının içinden geliyordu. Bir şeyler, o dar boruların içinde
sürünerek aşağıya doğru ilerliyordu.
“Hızlı olmalıyız,“ diye fısıldadım Murat’a. “Bizi fark etmeden işi
bitirmeliyiz.“
Adımımızı o soğuk, kan kırmızısı boşluğa attık. Çelik kapı arkamızdan sessizce
kapandı. Artık o dondurucu cehennemde, zehirli dumanın içinde, hayatta kalmak
için zamana karşı yarışıyorduk.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.