Bölüm...
Action,Crime,Dark Fantasy,Drama,Epic,Gore,Horror,Military,Monster,Novel,Post-Apocalyptic,Psychological,Seinen,Slice of life,Thriller,Tragedy,Violence

Bölüm 34

Aksiyon (6)
Yazar: AnonWriter Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 3 dk Kelime: 858

Bölüm 34: Aksiyon (6)

Asansör boşluğundaki o dar, paslı metal ızgara platformun üzerinde yürümek, ip
üzerinde yürümek gibiydi. Altımızda metrelerce derinlikte o ceset yığını ve can
çekişen herifin kan gölü duruyordu. Havada asılı kalan o zehirli duman gaz
maskemin filtresinden sızıp genzimi yakıyordu.

Tıkır... Tıkır... Tıkır...

Yukarıdaki havalandırma borularından gelen o ses daha da netleşmişti. Bir Beyaz,
o dar çelik emiş kanalının içinde debelenerek aşağıya doğru süzülüyordu. Borunun
metal cidarlarına çarpan tırnak sesleri tünelde yankılanıyordu.

“Hızlı ol,“ diye fısıldadım Murat’ın omzuna dokunarak.

Platformun sonundaki ağır metal kapıya ulaştık. Üzerinde ’Teknik Oda - Jeneratör
ve Filtre Dairesi’ yazıyordu. Murat cebinden çıkardığı kalın tornavidayla
kapının mandalını zorladı. Paslı kilit büyük bir gıcırtıyla açıldı ve kendimizi
içeri atıp kapıyı arkamızdan kapattık.

İçerisi zifiri karanlıktı. Jeneratörün o boğuk, derinden gelen uğultusu odayı
titretiyordu. Fenerlerimizi yaktık ama ışığı olabildiğince kısık tuttuk.

Hava burada daha da sıcaktı ama keskin bir mazot ve yanık plastik kokusu vardı.
Odanın ortasında devasa bir metal silindir duruyordu: Hava Filtre Kazanı.
Kazanın içinden garip, püskürme sesleri geliyor, dışarıya ince gri bir duman
sızıyordu.

“Filtreler burada,“ dedi Murat, kazanın yanındaki metal kapağı göstererek.

Tam kapağa doğru ilerleyecektik ki, fenerimin ışığı tavandaki o geniş hava emiş
kanalına çarptı.

Ve donakaldık.

Kanalın ucu yırtılmıştı. Ve o yırtıktan aşağıya doğru sarkan, bembeyaz, kaslı
iki bacak görüyordum.

Bir Beyaz, sığınağın o devasa emiş gücüyle kanalın içine çekilmiş, dar borunun
içinde sıkışıp kalmıştı. Hala hayattaydı. Borunun içinde çılgın gibi
debeleniyor, tırnaklarıyla çeliği yırtarak içeriye, odaya doğru sızmaya
çalışıyordu. Kafası ve gövdesi borunun içindeydi ama bacakları havada çılgınca
sallanıyordu.

“Sık şuna!“ diye fısıldadı Murat panikle.

“Sıkamam!“ dedim, feneri jeneratörün yanındaki o devasa mazot tankına tutarak.
“Hemen arkasında yakıt deposu var. Bir kıvılcım çıkarsa hepimiz havaya uçarız.
Ya da kontrol panellerini vururuz, sığınak tamamen elektriksiz kalır. Elle
halledeceğiz.“

Levyeyi sağ elime aldım, sol elimle de o tırtıklı bıçağı kavradım.

Tam o sırada, borunun içindeki yaratık büyük bir gürültüyle çeliği yırttı ve
kendini aşağıya, beton zeminin üzerine fırlattı.

GÜM.

Düştüğü an, fenerin ışığında o şeffaf, kör gözleriyle doğrudan bize baktı.
Ağzından siyah salyalar akıyordu. Acıyı hissetmiyordu ama açlığı hissediyordu.

Müthiş bir hızla Murat’ın üzerine atıldı.

Murat elindeki o ağır İngiliz anahtarını (kurbağacığı) yaratığın omzuna doğru
savurdu. KÜT. Metal yaratığın omzuna indi ama yaratık yavaşlamadı bile. Murat’ı
altına alıp beton zemine devirdi. Pençeleriyle Murat’ın kalın tulumunu yırtmaya
çalışıyordu.

Yaratığın arkasından fırladım. Boynuna arkadan sarıldım, sol kolumla kafasını
kilitleyip sağ elimdeki bıçağı doğrudan şakağına sapladım.

ÇIT.

Kafatası inanılmaz sertti. Bıçağı döndürerek daha da derine bastırdım.

Yaratık acıyla yırtıcı bir çığlık attı. Vücudu bir yay gibi kasıldı, beni
üzerinden atmak için geriye doğru hamle yaptı. Sırtüstü o ağır metal alet
raflarının üzerine çarptık. Raflardaki anahtarlar, vidalar, demir parçaları
büyük bir gürültüyle üzerimize döküldü.

Gözlerim karardı ama kiliti bırakmadım. “Murat! Vur şuna!“ diye bağırdım.

Murat yerden doğruldu. Yerdeki o ağır demir boruyu kaptı ve yaratığın kafasına
var gücüyle indirdi.

KÜT!

Kafatası kırılma sesi odada yankılandı. Yaratığın vücudu bir an titredi, sonra
ellerimin arasında gevşedi. Simsiyah, sıcak kanı beton zemine ve üzerime doğru
aktı.

Nefes nefese yaratığı üzerimden attım. Gaz maskemin filtresinden zorlukla nefes
alıyordum. Yüzüm gözüm ter ve kan içindeydi.

“İyi misin?“ dedim Murat’a, doğrulmasına yardım ederek.

“İyiyim,“ dedi Murat, göğsünü tutarak. “Ama tulum yırtıldı. Ucuz yırttık.“

“Zamanımız yok,“ dedim, filtre kazanını işaret ederek. “Feneri tut. Şu
filtreleri değiştirelim hemen. Yukarıdaki o borudan her an yenileri gelebilir.“

Kazanın kapağına yöneldik. Zaman daralıyordu. Oksijenimiz bitiyordu. Ve o dar
borunun içinden gelen o yeni tıkırtı sesleri, bize yalnız olmadığımızı bir kez
daha hatırlatıyordu.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi