Bölüm...
Action,Crime,Dark Fantasy,Drama,Epic,Gore,Horror,Military,Monster,Novel,Post-Apocalyptic,Psychological,Seinen,Slice of life,Thriller,Tragedy,Violence

Bölüm 49

Genişleme (5)
Yazar: AnonWriter Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.191

Bölüm 49: Genişleme (5)

Birkaç hafta daha geride kalmıştı. Sığınaktaki yeni odaların yapımı neredeyse
tamamlanmak üzereydi. Kablolar çekilmiş, borular döşenmiş, alçıpan benzeri
panellerle duvarlar kapatılmıştı.

Bu yoğun çalışma temposu, sığınaktaki herkesi birbirine daha da
yakınlaştırmıştı. Özellikle de Osman ve Aslı’yı.

Aslı’nın burkulan bileği tamamen iyileşmişti artık. Odaların çizimlerini
yaparken, Osman’la sürekli baş başa veriyor, fısıldaşıp gülüşüyorlardı. Osman’ın
elindeki alet çantasını taşımak için Aslı’ya can atarak koşması, Aslı’nın o
kocaman gözleriyle Osman’a bakıp gülümsemesi... Aralarında temiz, naif bir aşkın
filizlendiği her hallerinden belliydi. Bu buz çağında, her yer donarken,
sığınağımızın bir köşesinde sıcacık bir şeyler dönüyordu ve bu beni içten içe
mutlu ediyordu.

Ama sığınağın diğer köşesinde, o kapkara bulut hala dağılmamıştı.

“Alphan! Alphan koş!“ diye bağırdı Elif, kontrol odasından telsizle. Sesi panik
doluydu.

Hemen kontrol odasına koştum. Elif ekranı işaret ediyordu. Gözleri yaşlar
içindeydi. “Murat... Murat sığınaktan çıktı. Kimseye bir şey demedi. Alphan,
elinde kalın bir halat vardı!“

Ekrandaki asansör boşluğuna baktım. Murat’ın o koca gölgesi, asansör raylarının
arasından yukarıya, otopark katına doğru tırmanıyordu.

“Emre! Benimle gel!“ diye bağırdım, vestiyerden tabancamı ve el fenerimi
kaparak.

Emre hemen arkamdan fırladı. Sığınak kapısını açıp asansör boşluğuna fırladık.
Murat’ın bacağı hala tam iyileşmemişti, o yüzden hızlı gidemezdi. Üst katlara
doğru tırmanmaya başladık.

“Murat!“ diye bağırdım boşluğa doğru. Sesim tünelde yankılandı ama cevap
gelmedi.

Otopark katına ulaştığımızda, fenerlerimizi yaktık. Kat sessizdi. Beyazların ya
da Kızılların izi yoktu ama havada o tanıdık, dondurucu soğuk vardı.

Tam otuz altıncı katın merdiven boşluğuna yaklaşmıştık ki, yukarıdan boğuk bir
çatırdama ve sürtünme sesi duyduk.

Çatır... Gıcırt...

“Yukarıda!“ dedi Emre.

Merdivenleri ikişer üçer fırlayarak çıktık. Otuz yedinci katın teknik malzeme
odasının kapısı aralıktı. İçeri daldık.

Fenerin ışığı odanın ortasında asılı duran o koca gövdeye çarptı.

Murat.

Kendini kalın bir dağcı halatıyla tavandaki çelik konstrüksiyona asmıştı.
Altındaki metal varili ayağıyla devirmişti. Nefes almakta zorlanıyordu, yüzü
morarmaya başlamıştı.

Ama garip bir şey vardı. Çırpınmıyordu.

Normalde nefessiz kalan, boğulan bir insanın hayatta kalma içgüdüsüyle çılgınlar
gibi çırpınmasını, halatı çözmeye çalışmasını beklersiniz. Ama Murat’ın
bacakları düzgünce aşağıya uzanmıştı. Ellerini bile kaldırmıyordu. İçinde, en
ufak bir hücresinde bile yaşama tutunma arzusu kalmamıştı. Ruhunun ölme isteği,
vücudunun o hayatta kalma refleksini tamamen felç etmişti. Sessizce, teslim
olmuş bir şekilde gitmeyi bekliyordu.

“Murat!“ diye bağırdım.

Hemen yanına koştum. Cebimdeki komando bıçağını çıkardım. Var gücümle yukarıya
uzanıp halatı kestim.

ÇAT.

Murat’ın o devasa gövdesi kucağıma düştü. İkimiz birden yere yuvarlandık. Emre
anında yanımıza çöktü, Murat’ın boğazındaki o düğümlenmiş halatı tırnaklarıyla
kazıyarak gevşetti. Halatı çözüp kenara fırlattı.

Murat istemsizce, derin ve yırtıcı bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan o soğuk
hava yüzünden öksürmeye başladı. Göğsü körük gibi inip kalkıyordu.

Gözlerini açtı. Bize baktı. Ve o an, o koca adam, küçük bir çocuk gibi
hıçkırarak ağlamaya başladı.

“Bırakın...“ dedi, sesi yırtılarak, yalvararak. “Bırakın öleyim... Ne olur...
Yaşamak istemiyorum... Lale yok... Ben niye yaşayayım? Bırakın gideyim
kızıma...“

Hiçbir şey söylemedim. Ona nutuk çekmedim, “Hayat güzel“ yalanını söylemedim.
Sadece yanına çöktüm, o devasa gövdesine sarıldım. Kollarımı sımsıkı etrafına
doladım. Sırtını yavaşça sıvazladım.

Murat kafasını omzuma gömdü. Dakikalarca, o soğuk odada, benim omzumda hıçkıra
hıçkıra ağladı. İçindeki o haftalardır biriken zehri, o kapkara yası
gözyaşlarıyla akıttı. Ben sadece sırtını sıvazladım. Yanında olduğumu
hissettirdim.

Bir süre sonra sakinleşti. Nefes alışverişi düzene girdi.

“Yürü,“ dedim, onu omuzundan tutup doğrultarak. “Gidiyoruz.“

Onu sığınağa götürmedim. Şantiyenin arkasındaki o sessiz, karanlık kablo
kanalına, Lale’nin mezarının başına götürdüm.

Murat mezarın üzerindeki o çiçek resmi kazınmış kayayı görünce tekrar dizlerinin
üzerine çöktü. Bu sefer öfkeyle değil, pişmanlıkla ve özlemle ağladı. Elini
taşın üzerine koydu.

“Kızım...“ dedi, sesi titreyerek. “Güzel kızım... Babayı affet. Seni
koruyamadım. Ama buradayım... Yanındayım.“

Kızıyla konuştu. Dakikalarca ona içini döktü. Emre yine mezarın başında durdu,
ellerini açıp sessizce, o huzurlu sesiyle Kuran okumaya başladı. Ayetler tünelde
yankılanırken, Murat kızının mezarının üzerinde adeta arındı. İçindeki o kapkara
boşluk, kızına duyduğu sevgiyle ve veda edebilmenin huzuruyla doldu.

Yaklaşık bir saatin sonunda, Murat derin bir nefes alıp ayağa kalktı. Yüzü hala
ıslaktı ama bakışlarındaki o delilik, o karanlık gitmişti.

“Teşekkür ederim Alphan,“ dedi sessizce.

“Lafı bile olmaz usta,“ dedim. “Biz bir aileyiz.“

Sığınağa geri döndük. Kapı açıldığında Elif koridorda bekliyordu. Gözleri
şişmişti. Murat’ı canlı, sapasağlam karşısında görünce hıçkırarak ona doğru
koştu. Murat da kollarını açtı.

İkisi birbirine sarıldı.

Haftalardır aralarına ördükleri o duvarlar, tek bir sarılmayla tuzla buz oldu.
Ortak acıları, onları bu sefer ayırmadı, birbirine sımsıkı kenetledi. Koridorun
ortasında, birbirlerinin omzunda ağlarken ben sessizce yanlarından geçtim.

Sığınağın yeni odalarını kontrol etmeye gittim.

Kızların odasındaki o yatakları, erkeklerin odasındaki o ranzaları tek tek
inceledim. Sığınağımız genişliyordu. Biz genişliyorduk. Ve bu yeni odaların her
bir çivisi, bu karanlık dünyada hayatta kalacağımızın, pes etmeyeceğimizin
kanıtıydı. Murat hayata dönmüştü. Ve biz, o çelik kapının arkasında, her
zamankinden daha güçlüydük artık.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi