Bölüm 21
Ginto ve uşankalı çocuk izleme salonuna geldikten sonra, her ikisi de beklenmedik bir şekilde yere yığıldı. Rikuto ile hemen onlara yardım etmek için koştuk.
— Şunlara bak! O kadar çabalamışlar ki resmen ruhları çekilmiş, — dedi Rikuto mahcup bir gülümsemeyle onlara bakarak. Ben de tıpkı Rikuto gibi şaşkınlık içindeydim; sanırım kimse onların böyle pat diye düşüvermesini beklemiyordu...
— Onlara yardım etmeliyiz. Akira, Ginto’yu yerden kaldırmama yardım et, onları şu şifa kristaline götürelim, — dedi Rikuto, uşankalı çocuğun yanına giderken.
— Anlaşıldı, — diyerek Rikuto’ya yardıma gittim, Ginto’yu yerden kaldırdım ve sırtıma aldım. Ardından Rikuto ile şifa kristaline doğru yöneldik.
Bu kristalin onları çabucak ayağa kaldıracağını düşünüyordum, böylece yine kendi ayakları üzerinde koşabileceklerdi. Ne de olsa bu kristal, tüm yaralarımı gözlerimin önünde iyileştirmişti. Ben bunları düşünürken şifa odasının girişine varmıştık bile. Kapıyı açar açmaz bizi tanıdık iki yüz karşıladı.
Bunlar Ogawa kardeşlerdi!
İçeri girdiğimizde ikisi de bize baktı. Ryoma el sallayarak yanımıza koştu.
— Selam Akira! Nasılsın! — diye gülümsedi. Ama cevap vermeme fırsat kalmadan sözümü kesti:
— Sırtındaki yaralı mı yoksa?! — dedi Ginto’ya bakarak.
Bu ani konu değişikliği karşısında biraz şaşırsam da cevap vermeyi başardım:
— Evet, dinlenme salonuna gelir gelmez birden yığılıp kaldı... — demem ile Naoki’nin sesi duyuldu.
— Manası stabil değil ama görünüşe göre sadece kendini fazla zorlamış, korkulacak bir şey yok, — dedi Naoki şifa kristaliyle bir şeyler yapmaya devam ederek.
Onun bu sözlerinden sonra içim rahatladı. Ginto’ya bir şey olmadığını bilsem de, bir arkadaşını baygın görmek insanı yine de endişelendiriyordu. Bunları düşünürken sırtımda yatan Ginto’ya göz ucuyla baktım.
— Pekala Akira, onu şu yatağa yatır. Sen de diğerini şuraya, — dedi Ryoma, odanın sonunda, kristalin arkasındaki yatakları göstererek.
Rikuto ile birlikte bizim aşırıya kaçan çocukları yataklara yatırdık. Sonra onlar uyanana kadar burada beklemeye karar verdik. Biz otururken Ryoma, uşankalı çocuğu ve Ginto’yu muayene ediyordu. Gözlerini, ağızlarını açıyor ve fener tutarak incelemeye devam ediyordu.
— Durumları nasıl? — diye hafifçe sordu Rikuto, Ryoma’ya.
— Önemli bir şey yok! Abimin dediği gibi, sadece aşırı yorulmuşlar, — dedi Ryoma, Naoki’nin yanına dönerken.
Biz de Rikuto ile onların orada ne yaptıklarını izlemeye... ve konuşmalarına kulak misafiri olmaya başladık.
— Bak Ryoma, bu düzeneğin çalışması ve kristalin şifa vermesi için manayı tam buradan akıtman gerekiyor, — dedi Naoki, Ryoma yanına vardığında.
Ryoma ise büyük bir hevesle başını sallayıp “Anladım“ veya “Hı-hı“ diyordu ama her şeyi büyük bir coşkuyla yaptığı belli oluyordu. Bu durum birkaç dakika daha devam etti.
— Siz orada ne yapıyorsunuz? — diye sormaya karar verdi boş durmaktan sıkılan Rikuto.
Aniden Ogawa kardeşler bize baktı, sonra birbirlerine baktılar. Naoki, Ryoma’ya bir şeyler ima etti.
— Kristalin şifa manasını yenilememiz emredildi, — dedi Ryoma gülümseyerek.
— Şifa kristaliyse neden yenilenmesi gerekiyor ki? — diye sordum.
— Çünkü bu kristal aslında en başta bir şifa kristali değildi, — diye cevap verdi Naoki. Önündeki mana panelindeki düğmelere basarken bir yandan da bir kitaba bakıyordu.
— Nasıl yani? — Rikuto şaşırmıştı. Onun bir şeyi bilmediğini görmek alışılmadık bir durumdu...
— Ben de yeni öğrendim. Meğersem Kuontayo’daki tüm kristaller başlangıçta beyaz renkteymiş ve onlara “Temel Kristaller“ deniliyormuş, — dedi Ryoma.
— Sonrasında kristalin sınıfını değiştirmek için, o sınıftan bir büyücünün içine mana akıtması gerekiyor, — diye devam etti Naoki.
— Mesela bizi, yani şifacıları, bu kristali yeniden iyileştirme moduna ayarlamamız için buraya yönlendirdiler, — dedi Naoki ve son düğmeye bastı.
Ardından panel parlak bir ışıkla yandı ve kristal kaidesinin içine gömüldü. Kristal belirgin bir şekilde yeşile döndü. Bende, kristalin manasının sanki eskisinden daha hacimli bir hale geldiğini hissettim.
— Anladım, ne kadar havalı, — dedi Rikuto hayranlıkla. — Büyücü sınıflarını kullanarak kristallerin yapısını değiştirebiliyoruz. Bu da onları Kuontayo’nun her alanında kullanışlı kılıyor, — diye düşünceli bir şekilde devam etti Rikuto aynı zamanda kristale bakarken başını sallayarak.
— Tam üstüne bastın dostum, — diyerek Ryoma, Rikuto’nun sırtına vurdu.
— Peki ya temel kristalin rengi? Neden beyaz? Kutsal Mana yüzünden mi? — diye sordu Rikuto düşünceli bir şekilde.
— Biz de öyle düşünüyoruz. Bize söylendiğine göre kristaller enerjilerini Işık Taşı’ndan alıyor, tıpkı diğer birçok teknoloji gibi. Ama dediğim gibi sınıfını belirlemek için o sınıftan bir büyücü şart, — dedi Naoki, aynı zamanda kristali incelemeye devam ederek.
— Anlıyorum... — dedi Rikuto düşünceli bir şekilde.
Birden hepimiz sustuk. Ama bu sessizlik uzun sürmedi.
— Ne kadar da sıkıcısınız... — Aniden yatakta doğrulan ve poğaça yiyen Ginto’nun mırıldanması duyuldu.
— Ginto?! Bizi ne kadar endişelendirdiğinin farkında mısı... — Sözümü bitiremeden Ryoma, Ginto’ya doğru atıldı.
— Hey! Onlar benim poğaçalarım! — diye bağırdı Ryoma, poğaça torbasını yakalayarak. Sonra küçük torbayı çekiştirmeye başladılar.
«Ginto... Yine ne yapıyorsun...» diye düşünüp Naoki’ye baktım. O an o da bana döndü ve gülümsedi.
— Arkadaşın bayağı enerjikmiş. Tıpkı senin gibi, — diyerek güldü.
«Benim gibi mi?!» diye mahcupça gülümsedim. Bu iki oldu...
— Hey Ryoma! Sana yenisini alırım, bırak çocuk yesin, sınava giriyor sonuçta, enerjiye ihtiyacı var, — diye seslendi Naoki. Ryoma önce neden geri adım atması gerektiğini anlamadı ama sonra durdu.
— Tamam abi! — diye bağırdı Ryoma, Ginto’ya ters ters bakarken.
— Davranışları için özür dilerim, — dedim Naoki ve Ryoma’ya.
— Endişelenme. Muhtemelen sadece çok acıkmıştır, — diye gülümsedi Naoki.
— Pekala Akira, biz gidelim, ilgilenmemiz gereken başka kristaller de var, — dedi Naoki ve çıkışa yöneldiler.
— Tamam, size iyi şanslar, — diyerek vedalaştım.
— Yardımınız için ve kristallerin çalışma prensibini açıkladığınız için teşekkürler, — diye ekledi Rikuto eğilerek.
Cevap olarak el salladılar ve tam kapıdan çıkacaklarken...
— Durun, — diye bir ses geldi arkadan. Bu Ginto’nun sesiydi.
Ha?! Neden bir anda onları durdurdu ki?
Hepimiz ona döndük. Yavaşça ayağa kalktı ve Ryoma ile Naoki’nin yanına gitti.
— Alın, poğaçaların yarısı sizin olsun. Bu kristal biraz gıdıklayarak iyileştiriyor ama yine de sağ olun, — dedi, torbadaki poğaçaların neredeyse tamamını yemiş olmasına rağmen. Bunu söylerken nedense sağdaki duvara bakıyordu...
Ryoma homurdanarak torbayı Ginto’nun elinden aldı. Naoki ise aniden kahkahayı bastı.
«Şimdi ne oldu?» diye şaşırdım.
— Ne kadar tuhafsın sen, — dedi Naoki gözyaşlarını silerek.
— Komik olan ne? — Ginto, Naoki’ye baktı.
— Bir dahaki sefere kendini fazla zorlama, poğaça canavarı, — diyerek gülümsedi Naoki ve Ginto’nun omzuna vurdu.
Görünüşe göre Ryoma bile bu durum karşısında donakalmıştı, tıpkı ben, Rikuto ve Ginto gibi. Sonra nihayet gittiler. Rikuto ile Ginto’nun yanına gittik.
— Poğaçaları neden verdin Ginto? Onları çok sevmiş gibiydin, — diye sordum. Konuyu değiştirmem gerekiyordu ve dürüst olmak gerekirse o an ne düşündüğünü gerçekten merak ediyordum.
— Bu ne biçim soru Akira? — dedi bana bakarak. — Ya onlar da açsa?! O zaman ne olacak? Sonra bir de onlara av mı bulmam gerekecekti, — diye mırıldandı dudaklarında kırıntıları yalayarak.
— Av bulmak mı? — Rikuto şaşırarak gülümsedi.
Cidden, neler saçmalıyordu... Her neyse, Ginto ne kadar tuhaf olsa da başkaları için endişeleniyordu. Buna sevindim.
— Neden hepiniz sırıtıyorsunuz, anlamıyorum?! Komik bir şey mi söylüyorum! — dedi Ginto kızarak ve geldiğimiz dinlenme odasına doğru yöneldi.
— Hey, biraz daha yatakta uzanmak istemiyor musun? — diye sordu Rikuto, Ginto’nun peşinden giderek.
— Yok, sıkıldım. Rakiplerime baksam daha iyi olur, belki benimle kapışmaya değer biri vardır, — diyerek güldü. Ama sonra aniden bana döndü.
— Akira, sen neden gelmiyorsun? Çabuk ol! — diye seslendi.
— O çocuğu burada öylece sahipsiz mi bırakacağız? — yataktaki çocuğa baktım.
— Onun için bu kadar endişelenme. Etabı benden önce bitirdi, sence burada başına bir iş gelebilir mi? — dedi Ginto gülümseyerek.
— Pekala... — Bunu dedikten sonra Rikuto ve Ginto’ya yetiştim ve ileri doğru yürüdük.
— Sizce kaçıncı olmuşumdur? — diye sordu Ginto ilgiyle konuyu değiştirerek.
Sahi ya, sıralamasına bakmamıştık bile, o kadar ani yığılmıştı ki.
— Etaptaki hızını düşünürsek kesinlikle ilk ona girmişsindir, — dedi Rikuto.
«En azından beni geçtiği kesin...» diye mırıldandım alçak sesle.
— Ama bir şeyi biliyorum, kesinlikle Akira’yı geçtim! — diyerek güldü.
— Bak sen şu kerataya, — dedim gülümseyerek. Bunu duyunca Ginto daha sesli bir şekilde gülmeye devam etti.
Biz Ginto’nun kaçıncı olduğunu tartışırken sonunda izleme salonunun girişine ulaştık. Ama kapıyı açar açmaz bizi beklenmedik bir manzara karşıladı. Birkaç dakika önce bıraktığımız neredeyse boş salon, katılımcıların yarısıyla dolmuştu bile.
Aklıma iki soru geliyordu...
— Oha! Burası ne ara bu kadar kalabalık oldu! — diye bağırdı Ginto içeri girerken.
— Şifa odasında ne kadar süre oturduk biz... — diye mırıldandı Rikuto, Ginto’nun bağırışıyla eş zamanlı olarak.
Şaşırmaya bile vaktim kalmamıştı ki, bu ikisi sorularımı çalmıştı...
Sonuç olarak Ginto’nun bağırışından sonra tüm katılımcı kalabalığı bize dik dik bakmaya başladı. Kalabalığın içinden pek çok yüz bana zaten tanıdık geliyordu; örneğin Mizukawa klanındaki o üçlü gibi.
«Onları görünce, sıralamada kesinlikle düştüğüm gerçeğini kabul ettim. Çünkü bu üçü sadece hızlı çocuklar değil, suikastçılarıyla ünlü Mizukawa klanının varisleriydiler...» Soğuk terler dökmeye başladım.
— Sıralamaya bakmaya korkuyorum... — dedi Rikuto mahcupça gülümseyerek, o da benim gibi gergindi.
Ama arkamızdaki Ginto aniden öne fırladı ve gözleriyle bir şeyler aramaya başladı.
— Hey Akira, sıralama ekranı nerede? — diye sordu bana dönerek. Görünüşe bakılırsa kesinlikle kaybettiğimiz gerçeğini henüz kavrayamamıştı. Ya da belki de böyle bir sonucu kabul etmek istemiyordu? Kendi kendime sordum. Gerçi Ginto’yu tanıdığım kadarıyla muhtemelen ilk seçenekti.
— Orada, — diyerek ilerideki duvarı gösterdim.
Sözlerimden sonra oraya bakıp gözlerini kıstı.
— Ah! Demek oradaymış! — diye bağırdı ve Rikuto ile beni yakaladığı gibi oraya koştu.
İşte bir an sonra üçümüz de ekrana bakıyorduk. Birden Ginto sıralamayı yavaşça okumaya başladı. Gözlerinden anlaşıldığı üzere çok ama çok yavaş okuyordu.
— Bakalım, birinci olan Kanto... İkinci olan Ris... Üçüncü ise Sosato, bir insan niye çocuğunun adını sosato koyar ki — diye sessizce ve düşünceli bir şekilde katılımcıları saymaya devam etti.
Ama telaffuzu Rikuto ile beni gülmemizi tutmak zorunda bıraktı. Beklenmedik bir şekilde az kalsın kahkahayı basıyordum. Sonunda Ginto’nun bize kadar gelmesini beklemek yerine sıralamaya kendim bakmaya karar verdim. Aslında Ginto’nun bir şeyler okumak istemesine şaşırmıştım; ne de olsa o gün “Genç Büyücüler“ makalesine dokunmamıştı bile...
Görünüşe bakılırsa Ginto okumayı bilmiyordu. Ya da bu konuda çok kötüydü. Sonra ona bu konuda yardım etmemiz gerekecekti.
Düşüncelerimden sonra nihayet sıralamaya baktım ve gördüklerim beni çok şaşırttı; ilk 10 tamamen değişmişti.
“Top-1: Hinoakari Kaito - 1000 puan - 5:00 dakika
Top-2: Kasegawa Rin - 960 puan - 5:40 dakika
Top-3: Sorato Akao - 900 puan - 6:10 dakika“
— İşte ilk üç... Hala kimse onları geçememiş, — dedi Rikuto sıralamaya bakarak.
— Bu kadar genç yaşta böylesine inanılmaz bir hızları olduğu düşünülürse şaşırtıcı değil, — dedim sakince. Yine de içimden geriliyordum.
“Top-4: Mizukawa Seigan - 860 puan - 6:45 dakika“
— İşte ilk Mizukawa, — dedi Rikuto ve yumruğunu sıktı.
— Bunlar o meşhur Mizukawalar mı? — diye sordu Ginto yüzünde arsız bir gülümsemeyle.
— Onlar hakkındaki dedikoduları kastediyorsan, evet. Onlar, — dedim kısık sesle.
Peki, sırada kim var...
— Dur... Kuros... Ne?! — Beşinci sıradaki ismi okuyunca şaşkına döndüm.
“Top-5: Kurosawa Nakuro - 820 puan - 7:00 dakika“
— Ne oldu Akira? Dilini mi yuttun? — diye sordu Ginto. Benim gibi şaşkınlıkla bakan Rikuto’nun aksine, Ginto’nun benim neden şaşırdığımı nasıl anlamadığını kavrayamadım.
— Bak Ginto! Bizim Kurosawa beşinci sırada! — dedim kafasını yakalayıp ekrana biraz daha yaklaştırarak.
İşte o zaman Ginto’nun gözleri fal taşı gibi açıldı.
— Harbi oymuş... Vay be, — diye mırıldandı şaşkınlıkla.
— Bu kadar mı? — diye sordum.
— Başka ne diyeyim... Hızlı çocukmuş, — diyerek gülümsedi. Ginto’nun tepkisinden sonra konuyu kapatmaya karar verdim. Ama yine de Kurosawa’nın şu an nerede olduğunu merak ediyordum.
— Mizu... Varo... Ha?! — diye bağırdı Ginto birden.
— Burada bir Mizukawa daha var! —
O söyler söylemez sıralamaya baktım.
“Top-6: Mizukawa Haruya - 800 puan - 7:20 dakika“
Gerçekten de altıncı sırada Mizukawa klanının bir başka üyesi vardı.
— Dedikodular yalan söylemiyormuş, — dedi Rikuto, Ginto’nun sırtına vurarak.
— Ama pes etmiyoruz beyler. Hala 4 yer var, — diye devam etti.
Doğruydu. Bunu düşünerek sonraki yerlere baktım.
“Top-7: Takanaga Heitaro - 790 puan - 7:25 dakika
Top-8: Tsukaya Yuki - 780 puan - 7:30 dakika“
— Bunlar da kim? — diye sordu Ginto şaşkınlıkla.
Tıpkı onun gibi, ben de bu isimler hakkında hiçbir şey bilmiyordum.
— Ben de bu isimleri ilk kez duyuyorum ama... Takanaga ve Tsukaya klanlarının isimlerini defalarca duydum, — dedi Rikuto.
— Bu iki klan “Sekiz Büyükler“den, — diye devam etti.
— O zaman bunda da şaşıracak bir şey yok... — diye iç geçirdim. İlk ona girme şansımız eskisinden daha da azalmıştı.
“Top-9: Mizukawa Kohana - 760 puan - 7:35 dakika“
Ve işte son sıralardan birinde Kohana vardı... Yerini korumayı başarmıştı.
— Onuncu sıraya kadar düşmüşüm, — dedi Rikuto ekrana bakarak.
«Yine de bu listede beni en çok şaşırtan Kurosawa oldu... Gerçi onun ani ortaya çıkışlarını düşünürsek... Pek de şaşırtıcı değil,» diye mırıldandım onun beşinci sırada olduğunu hatırlayarak.
— Ben ise ilk ona bile girememişim... — diye mırıldanan Ginto aniden durdu.
— Ne oldu Ginto?.. — diye soramadan bağırdı:
— Bak şu alçağa, yerimi çalmış! RENTA! — aynı zamanda gözleriyle Renta’yı arayarak.
Ginto’nun sözlerini duyunca tekrar sıralamaya baktım ve gerçekten de... on birinci sırada bizim Renta’nın adı yazıyordu! Onun arkasında, on ikinci sırada ise Ginto’nun adı vardı.
“Top-10 - Kazeno Rikuto - 750 puan - 7:45 dakika
Top-11 - Enjou Renta - 730 puan - 8:00 dakika
Top-12 - Enju Gentaro - 720 puan - 8:15 dakika“
— Nerede bu! Bulun onu bana! — diye bağırmaya devam etti Ginto. Tam onu susturmaya çalışacaktım ki arkadan hepimizin tanıdığı o ses geldi.
— Buradayım, buradayım! Boş yere bağırmayı bırak artık Ginto! Ve acilen buraya gelmeniz lazım! — diye bağırdı Renta, sesi ikinci etabı geçen diğer grupların izlenebildiği ekranların bulunduğu yerden geliyordu.
— Lanet olasıca! Sen buraya gel, yarışalım! Hey! — diye bağırdı Ginto karşılık olarak.
Renta’ya yanımıza gelmesini söylese de Ginto kendisi fark etmeden ekranlara doğru yürümeye başlamıştı bile.
— Ama, ben onuncu sıradaysam bu onun yerini aslında benim aldığım anlamına gelmez mi? — diye düşündü Rikuto, Ginto’nun gidişini izlerken.
— Bazen Ginto’nun eylemleri üzerine fazla kafa yormamak lazım, — diyerek gülümsedim.
Rikuto ile Ginto’nun düşünce akışını bozmamaya karar verdik ve peşinden gittik. Oraya giderken ekranları pürdikkat izleyen diğer katılımcıların konuşmalarına kulak misafiri olduk.
“Bu Kaminari klanının soyundan gelen çocuk değil mi?“
“Suikastçı klanları arasında en hızlıları olduklarını duymuştum!“
“Ama klanları 10 yıl kadar önce yok edilmemiş miydi?“
Bu tarz konuşmalar duyuluyordu. Ve hepsi tek bir çocuk hakkındaydı. Ekrandaki o arkaya doğru yatık, sert uçlu, parlak sarı saçları olan çocuğa aitti. Görünüşe bakılırsa tanınan biriydi.
— Sanki üzerine yıldırım düşmüş gibi bir tipi var, — dedim ekrana bakarak.
Ben bunu söyler söylemez Rikuto güldü.
— Öyle bir şeyden sonra hayatta kalınamaz ki, — diyerek gülümsedi.
— Doğru, — diyerek hak verdim. Ama yine de bunu hayal etmiştim.
— Ama yaptığın tahmin neredeyse doğru Akira. — dedi Rikuto.
— Ne? Nasıl yani? — şaşkınlığımı gizleyemedim...
— Bu çocuğun Kaminari klanından biri olması gayet muhtemel. Çünkü sadece onlar böyle tuhaf saçlara sahip. Çok parlak ve asi görünümlü, — diye devam etti Rikuto.
— Ayrıca bildiğim kadarıyla Yıldırım büyüsüne sahipler, bu yüzden sana o çocuğa yıldırım çarpmış gibi geliyor, — diye ekledi Rikuto son olarak.
«İşte şimdi her taş yerine oturmuştu,» diyerek gururla başımı salladım.
Bu küçük sohbetimizden sonra nihayet sadece Renta’nın değil, Kurosawa’nın da oturduğu yere vardık. Şaşırtıcı bir şekilde az önce sağa sola bağıran Ginto, şimdi Renta’nın yanında sakince oturmuş ekrana bakıyor ve birileriyle bir şeyler tartışıyordu...
«Bu da kim?» diye kendi kendime sormuşken tanıdık birinin gözlüklerini fark ettim.
— Tsukuya?! Sen ne ara geldin! — Renta ve Ginto’nun yanında oturanın Tsukuya olduğunu anlayınca şaşırdım.
Yerinden kalkmadan bana döndü. Onun o sıcak ve neşeli gülümsemesini görmeyi beklerken başka bir şeyle karşılaştım. Gözleri sanki oradan oraya fır fır dönüyordu ve aynı zamanda da yüzünde mahçup bir gülümseme belirmişti.
— Neyin var Tsukuya? — diye sordum, pek iyi görünmüyordu.
Ama aniden gözlüklerini düzeltti ve sanırım biraz olsada dünyamıza geri döndü.
— Sanırım Renta-san... çok hızlıydı... — dedi kendine gelmeye çalışarak.
— Ne? Neyse bunu sonra da konuşuruz. Bence seni revire götürmeliyiz Tsukuya, — dedim ama aniden reddetti.
— Az önce şifacılarla karşılaştım, ayrıca etabı geçecek olan bu grubu kaçıramam Akira-san! — diye aniden alevlendi, yerinden kalkıp tekme ve yumruk savurarak.
Görünüşe bakılırsa role girmişti... Ama yine de...
— Neden? — diye sordum ama o kadar hevesliydi ki seçiminden emin olduğunu anladım.
Tsukuya tam cevap verecekken Renta araya girdi.
— Tsukuya’nın etabı geçmesine yardım ettim. Ve sanırım biraz aşırıya kaçmışım... Ama merak etme, Tsukuya’yı kontrol ettik, o iyi. Çabuk oturun, onun bu etabı nasıl geçeceğini mutlaka görmelisiniz, — diyerek gülümsedi Renta, Tsukuya’nın yanındaki iki koltuğu bize göstererek.
Biz otururken Tsukuya hala gülümsüyor ve gururla ekranlara bakıyordu. Görünüşe göre gerçekten iyiydi. Pekala o zaman...
«Sahi, kimden bahsediyorlar? Kaminari mi onları bu kadar heyecanlandırdı, o kadar hızlı mı yoksa ne?» diye kendime sorular sorarak yerime oturdum.
Ben oturur oturmaz ekran değişti ve bu grubun diğer katılımcılarını göstermeye başladı. Kaminari dışında diğer üç katılımcı bana pek görkemli ya da tanıdık gelmemişti ki, son katılımcı tüm fikirlerimi ani bir şekilde değiştirmişti.
Sarı uçlu yeşil saçlar ve kendine güvenen bir gülümseme, beceriksizce bir esneme ve tuhaf ama kendinden emin bakışlar... Bu kesinlikle oydu.
— Hayato?! — diyerek yerimden fırladım.
Bu yetenekli çocuk ile mi yarışacaktı yani?
Gerçi... diye düşünürken Renta’nın sesini duydum.
— Otur Akira, başkalarının ekranı görmesine engel oluyorsun, — diyerek gülümsedi.
Sonra birden Renta dahil tüm arkadaşlarımın bana gülümseyerek baktığını fark ettim. Yüzlerini görünce hemen oturdum, Hayato’ya böyle tepki verdiğim için utandım bile.
— Görünüşe bakılırsa senin için değerli biri, — dedi Rikuto ekrandaki Hayato’ya bakarak.
— Elbette, — diye cevap verdim ciddi bir yüzle, farkında olmadan. Benim için Hayato arkadaştan öteydi. Birden düşüncelere dalmıştım.
— Akira, ne dersin? Hayato bu Kaminari’yi geçip grubunda birinci olabilir mi? — diye sordu Renta ilgiyle.
— Klanını göz önüne alırsak, muhtemelen Kaminari çok hızlı biri, Hayato’nun onu geçebilmesi pek mümkün değil gibi duruyor, — dedi Rikuto, sonra ekledi: — A, kusura bakmayın, anlık bir dalgınlık geldi, — diyerek özür diledi.
— Sorun değil Rikuto, sadece Hayato’nun birazcık bile ciddileşirse neler yapabileceğini bilmiyorsun, — dedim tonumu değiştirmeden. — Ve evet Renta.
— Evet Akira?
— Hayato kesinlikle birinci olacak. Sadece izle ve hızının tadını çıkar, — dedim. Sözlerimden emin bir şekilde. Ama Renta’nın sonraki sözleri beni şaşırttı.
— O zaman Hayato’ya bin kutsal para yatırıyorum! — diye gülümsedi Renta.
— Ben de iki bin kutsal! — diye devam etti Tsukuya gözlüğünü düzelterek.
— O zaman ben de... Beş bin! — diye bağırdı Ginto arkasına yaslanarak.
Ve birden üçü de bana baktı.
Şaşkınlığım geçince bahisleri artırmamı beklediklerini anladım.
— O zaman ben de... Hayato’ya on bin kutsal para yatırıyorum! — diyerek gülümsedim. Hep birlikte güldük.
Sohbetimiz bittiğinde yarış öncesi odadaki demir duvar yavaşça açılmaya başlamıştı. Hayato’nun grubundaki beş katılımcının hepsi hazırlanmaya başladı.
Hadi Hayato, onlara ustalığını göster!
Yazar’dan Not:
[Bu kısımda ki geçen bahislerin hepsi bir şakadan ibarettir!!!]
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.