Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Isekai, Josei, Novel, Romance

Bölüm 43

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 8 dk Kelime: 1.991


Tabloda, dikkat çekici derecede yakışıklı bir adamla güzeller güzeli bir kadın yan yana oturuyordu. Kadının kucağında ise üç ya da dört yaşlarında görünen küçük bir oğlan çocuğu vardı.
Blair bu insanları zaten tanıyordu. Fakat Ruth’un bunu bilmesine imkân yoktu; bu yüzden vakit kaybetmeden açıklamaya başladı.
“Merhum Dük ve Düşes. Şu küçük çocuk da şimdiki Ekselansları.“
Tablodaki üç kişi de, kendilerini bekleyen trajediden habersiz, mutluluk içinde gülümsüyordu. Sonlarının nasıl bittiğini bilen Blair için bu aile portresi yüreğine daha da ağır oturdu.
Fakat gözlerini tablodan ayıramamasının asıl sebebi bambaşkaydı.
Blair, resimdeki küçük Herdin’e tarifsiz bir özlemle bakıyordu.
Hafifçe dalgalanan yumuşacık siyah saçları...
Süt beyazı teniyle tombul yanakları...
Berrak ve iri gözleri...
Gülümserken dudaklarının aldığı o şekil...
Asiel, annesinden miras aldığı mor gözleri dışında, neredeyse tıpatıp babası Herdin’e benzer şekilde dünyaya gelmişti.
Asiel...
Her geçen gün hafızasında biraz daha silinen oğlunun yüzünü hatırlamaya çalıştıkça kalbi nasıl da sızlardı.
İyi ki babana benziyorsun.
Hiç değilse böylece onu gözlerinin önüne getirebiliyordu.
Tam Blair bu özlemin içinde kaybolmuşken—
Onun tabloya dalıp gitmesini bambaşka bir sebeple yorumlayan Ruth, tam o anda söze girdi.
“Merhum Düşes gerçekten de dillere destan bir güzeldi, değil mi? Merhum Dük’e ise zaten diyecek söz yok. Şimdiki Dük Hazretleri’nin adeta gençlik hâli.“
“......“
“Ekselanslarının şimdi bambaşka bir havası var elbette. Ama yine de dikkat ederseniz, yüzünde hâlâ o küçük çocuğun izlerini görebiliyorsunuz, öyle değil mi?“
Merhum Dük’ten, Düşes’ten ve Herdin’den söz ederken Ruth’un yüzündeki sevgi gizlenemeyecek kadar açıktı.
Üstelik bunu, yanında bulunmaktan bile rahatsız olduğu Blair’in önünde dahi saklamıyordu.
Bu duygu, basit bir sadakat değildi.
İçten gelen derin bir güvenin ve sevginin eseriydi.
Öylesine temiz, öylesine samimiydi ki Blair’in istemsizce gülümsemesine sebep oldu.
“Merhum Dük ile Düşes’e bütün kalbinizle hizmet etmişsiniz, değil mi Sir Ruth?“
Ancak o zaman Ruth kendine geldi ve aceleyle ifadesini toparlamaya çalıştı.
“Onlar... benim kurtarıcılarımdı.“
“Benden hoşlanmıyorsunuz, değil mi?“
Blair’in birdenbire yönelttiği bu dosdoğru soru karşısında Ruth boğazına kaçırıp öksürdü.
Yoksa az önce iç çektiğimi duydu mu...?
Blair’in kırılmış olabileceğinden endişeyle yüzüne baktı.
Ama Blair ona en ufak bir hoşnutsuzluk belirtisi göstermeyen duru gözlerle bakıyordu.
Bu da Ruth’un kendisini daha da suçlu hissetmesine yol açtı.
Bir an dürüst mü olmalıydı, yoksa kolayca anlaşılacak bir yalan mı söylemeliydi diye tereddüt etti.
Sonunda yanağını kaşıyarak cevap verdi.
“Şey... bunun sebebi siz değilsiniz, hanımefendi.“
Sadece geçmişinize katlanamıyorum.
Söylemeden bıraktığı kısmı Blair anında anlamıştı.
Ve onu anlayabiliyordu.
Lina da Herdin’den hoşlanmıyordu.
Sadece Blair’i daha çok sevdiği için.
Ruth da aynıydı.
Blair’den değil, Herdin’den yana olduğu için.
Elbette bir insanı yalnızca geçmişinden dolayı yargılamanın doğru olmadığını biliyordu.
Ama en azından arkamdan konuşan diğerleri gibi değil.
İnsanların çoğu Herdin’e sadık oldukları için değil, sadece Blair’den hoşlanmadıkları için ona soğuk davranıyordu.
Oysa Ruth’un hisleri bambaşkaydı.
Onunki, baştan sona saf bir sadakatti.
Blair ile Herdin’in arasındaki mesele çözüldüğü anda kendiliğinden yok olup gidecek kadar temiz bir sadakat...
Yine de onu savunmaya çalışacak değildi.
“Biliyorum.“
Blair, dudaklarında hafif bir tebessümle sakince konuştu.
“Ama bana karşı bu kadar temkinli olmanıza gerek yok. Delmark’a en ufak bir sıkıntı yaşatmadan sessizce ayrılacağım.“
“Ayrılacak... mısınız?“
Ruth şaşkınlıkla sordu.
Bu kez şaşırma sırası Blair’deydi.
“Ah... Size söylemedi mi?“
“Neyden bahsettiğinizi anlayamadım, hanımefendi...“
“Evliliğimizin bir sözleşme evliliği olduğundan.“
“...Sözleşme evliliği mi?“
Blair başını salladı.
Ruth ise bu sözleri hayatında ilk kez duyuyormuş gibi ona öylece bakakalmıştı.
Bu ifadeyi zihninde tekrar tekrar çevirdi.
Ve birkaç saniye sonra anlamı yerine oturduğu anda, adeta beyninden vurulmuşa döndü.
Bir süre önce birlikte gezdikleri salon, gözüne biraz kasvetli görünmüştü. Duvarlara birkaç tablo daha asılsa fena olmazdı...
Oysa Ruth’un başına o büyük sırrı bırakıp giden Blair, onun geçirdiği sarsıntının farkına bile varmadan sanat galerisinden ayrılmıştı.
Zihni çoktan başka bir yerdeydi.
Artık Mikhail’den haber gelmesinin vakti gelmiş olmalıydı.
Onunla buluşmaya gitmesi gerekiyordu.
                                       ~~~
O akşam, canavar avını tamamlayan Herdin malikâneye döndüğünde Ruth’u hâlâ çalışma odasında buldu.
Normalde çoktan ayrılmış olması gereken saati geçmişti.
Hâlâ burada olduğuna göre söylemek istediği önemli bir şey vardı.
Ya da...
Blair’le ilgili bir sorun çıkmıştı.
Ruth ciddi bir ifadeyle ona doğru yaklaşırken Herdin kayıtsız bir sesle sordu.
“Henüz çıkmadın mı?“
“Ekselansları... Hanımefendinin söylediği doğru mu?“
“Ney doğru?“
“İkinizin... sözleşme evliliği yaptığı.“
Saçındaki suyu havluyla kabaca kurulamakta olan Herdin’in eli havada kaldı.
Bakışları bir anda keskinleşti.
“...Bunu sana mı söyledi?“
“Şaka yapıyor olmalısınız! Böyle önemli bir şeyi bana gerçekten söylemediniz mi? Hem bu sözleşme evliliği... Süresi dolunca siz...“
Ruth’un devam eden serzenişlerinin tek kelimesi bile Herdin’in kulağına ulaşmıyordu.
“Durun! Daha konuşmamız bitmedi!“
Ruth’un sesini tamamen görmezden gelen Herdin çalışma odasından fırtına gibi çıktı.
Elindeki havlu yere düştü.
Fakat dönüp almayı bile düşünmedi.
Doğruca Blair’in odasına gidiyordu.
                                   ~~~
Kapıyı çalmaya bile gerek duymadan içeri daldığında gördüğü manzara karşısında olduğu yerde donup kaldı.
Blair, banyodan sonra üzerine giydiği sabahlığı çıkarmış, geceliğini giymek üzereydi.
Henüz bağlanmamış geceliğin arasından görünen bembeyaz teni bir anlığına gözlerine ilişti.
Herdin’in bütün hareketleri durdu.
“Kya... ngh...“
Blair’e yardım etmekte olan Lina, Herdin’in ansızın içeri dalmasıyla çığlık atacak gibi olmuştu.
Fakat hemen ardından onun Blair’in kocası olduğunu hatırlayınca ağzını kapattı.
Sonuçta bir kocanın eşini bu hâliyle görmesinde yanlış olan hiçbir şey yoktu.
Yine de aceleyle Blair’in geceliğini kapatıp bağladı.
Asıl görülen kişi olan Blair ise yalnızca Herdin’in beklenmedik gelişi karşısında irkilmişti.
Vücudunun görünmüş olması onu pek de utandırmış gibi durmuyordu.
“Lina, çıkabilirsin.“
Lina ikisine de saygıyla eğildi ve sessizce odadan ayrıldı.
Geride yalnızca Blair ile Herdin kaldı.
Herdin aslında içeri girer girmez onu sorgulamayı düşünmüştü.
Fakat Blair’in o berrak gözlerle kendisine bakışı, söyleyeceklerini boğazında bıraktı.
Bir anlığına...
O gözlerde bir zamanlar biriken gözyaşlarını hatırlamıştı.
Sebebini kendisinin bile anlayamadığı duyguları bastırmaya çalışarak yeniden konuştu.
Bu kez sesi daha alçaktı.
“...Ruth’a sözleşmeden bahsetmişsin.“
“Ah...“
Blair hafifçe başını eğdi.
“Sir Ruth’un zaten bildiğini sanmıştım. Bilmiyorsa da öğrenmesinde bir sakınca olmayacağını düşündüm.“
Aslında bunda yanlış bir şey yoktu.
Ruth, Herdin’in en güvendiği yardımcısıydı.
Onu tehlikeye atabilecek tek bir sırrı bile dışarı sızdırmaktansa canını vermeyi tercih edecek bir adamdı.
Herdin ise adını koyamadığı duyguları sessizce içine gömüyordu.
Derken bakışları Blair’in dudaklarına takıldı.
İşte o anda...
Kendisini öfkelendiren şeyin ne olduğunu nihayet anlamış gibi oldu.
Onu öfkelendiren...
O dudakların, bu sözleşmenin biteceğini böylesine kayıtsız bir şekilde dile getirmiş olmasıydı.
Sözleşme bitince boşanacağız.
Daha önce de aynı sözleri ondan duymuştu.
Şu an tam karşısında duran...
Elini uzatsa dokunabileceği kadar yakın olan bu kadın...
Nedense ona tarifsiz bir uzaklıkta görünüyordu.
...
Sanki bir an sonra gözlerinin önünden silinip gidecekmiş gibi.
Buna izin veremezdi.
Bu, sözleşmenin bozulması demekti.
Daha kendi koyduğu şartların hiçbiri yerine gelmemişti.
Üstelik sözleşmeyle birlikte kendisine verilmiş küçük bir teselli gibi gördüğü o sıcaklığa bile henüz gerçekten sahip olamamıştı.
İçini kavuran bu duygunun adı...
Muhtemelen öfkeydi.
En azından kendisi öyle olduğuna inanıyordu.
Blair’in yanağını avucunun içine aldı ve yüzünü kendisine çevirdi.
Yukarıdan ona bakan gözlerinde alışılmadık bir sertlik vardı.
“Bu sözleşmeyi çocuk oyuncağı mı sanıyorsun?“
Blair’in gözleri, buz gibi sesi karşısında hafifçe titredi.
Fakat Herdin durmadı.
Hayır.
Tam da bu yüzden duramazdı.
Bir daha o dudaklardan bu sözleşmenin sonuna dair tek kelime bile duymak istemiyordu.
“Galiba unutuyorsun. Bu, İmparator’u kandırmak için hazırlanmış bir düzen. Çocukların oynadığı bir oyun değil.“
Blair sessiz kaldı.
“Bir daha kimsenin önünde bu sözleşmeden söz etme.“
Sözlerinin keskinliği sonunda biraz olsun yumuşadı.
Blair’in titreyen bakışları da bununla birlikte sakinleşti.
İlk anda sarsılmış görünse de kısa süre sonra her zamanki dingin ifadesine geri döndü ve usulca başını salladı.
“Bundan sonra daha dikkatli olacağım.“
Söylediklerini kabul etmiş gibiydi.
Zaten duymak istediği cevap da buydu.
Öyle olması gerekiyordu.
Ama nedense...
Herdin’in içindeki o bitmek bilmeyen susuzluk dinmiyordu.
Boğazı hâlâ kupkuruydu.
İçindeki boşluk ise olduğu gibi duruyordu.
Kendisiyle aynı fikirde olan bir kadına daha fazla öfkelenemezdi.
“...Dinlen.“
Duygularını güçlükle bastırarak odadan çıktı.
Saçlarını sertçe geriye doğru tararken dudaklarından istemsiz bir iç çekiş döküldü.
Son zamanlarda içinde kudurmuş bir yaratık gibi çırpınan bu duygu...
Artık ona dayanılmaz gelmeye başlamıştı.
                                      ~~~
“Efendim, geldik.“
Blair’i taşıyan kiralık fayton sanat galerisinin önünde durdu.
Bugünkü Mikhail buluşmasının yeri, özel bir sanat galerisiydi.
Geçen sefer tiyatro, gizli buluşmalar için herkesin bildiği bir mekân olduğundan kimseye görünmeden görüşmüşlerdi.
Fakat bu kez bir sanat galerisinde buluşacaklarından, açıkça görüşmelerinde sakınca olmayacağına karar vermişlerdi.
Birileri onu tanıyacak olursa, Mikhail’i müzayedede kendisine yardımcı olan biri olarak tanıtması yeterli olacaktı.
Yine de gereksiz dikkat çekmek istemiyordu.
Blair, faytonun kapısını açmadan önce yüzünü örten tüllü şapkasını son bir kez düzeltti.
Tam kapıyı açtığı anda...
Büyük bir el, ona yardım etmek istercesine uzandı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi