Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Isekai, Josei, Novel, Romance

Bölüm 59

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 8 dk Kelime: 1.921


Herdin tatlıyı bile sevmezdi.
Önceki yaşamında, birkaç kez tek başına tatlı yerken ona da uzatmıştı. Ama Herdin, bir lokma olsun tadına bakmamıştı.
İçinden gelen “Güzel bir şeyi onunla paylaşmak istiyorum.“ isteğinin her seferinde karşılıksız kalması canını yakmıştı elbette. Ama bu sadece onun damak tadıydı; kimseyi sevmediği bir şeyi yemeye zorlayamazdı.
Bu yüzden, böyle bir adamın her gece ona marshmallow getirmesi, bunun tamamen Blair için olduğu anlamına geliyordu. Neden özellikle marshmallow seçtiğini ise bir türlü anlayamıyordu.
Blair gücünü yeniden toplamak için günlerini uykuyla geçirirken, Herdin de görünüşe bakılırsa kaçırılma olayının arkasındaki gerçek suçlunun peşine düşmüştü. Bu yüzden her gece odaya çok geç saatlerde dönüyordu.
Blair erkenden uykuya daldığı için, gecenin bir vakti kısa süreliğine uyandığında onu her zaman yanında, derin uykuda buluyordu. Sönmeyen şömine de hep yanıyordu.
Sabah gözlerini açtığında ise Herdin çoktan gitmiş oluyordu.
Sonuç olarak Blair, yaklaşık bir haftadır Herdin’i doğru dürüst görememişti.
“Ben tamamen iyileşene kadar mı bekliyor?“
Elbette Herdin kalpsiz biri değildi. Hasta bir kadını sırf kendi arzusu uğruna yatağına çekmeye kalkacak biri hiç değildi. İyileşmesini beklemesinde, ona duyduğu acımanın da payı vardı...
Ama bu sabrın içinde hiç arzu yoktu demek de doğru olmazdı.
Eğer gerçekten öyleyse, her gece erkenden uyuyakaldığı için Herdin’i her defasında eli boş bırakmış oluyordu.
Neyse ki bugün bedeni büyük ölçüde toparlanmıştı.
Bu gece onu beklemeye ve daha önce ödünç aldığı coğrafya kitabını okumaya karar veren Blair, kitabı bıraktığı çekmeceye yöneldi. Tam o sırada gözü, balkonun dışındaki manzaraya takıldı.
Yüksek pencerelerin ardından bembeyaz bir şeyler usul usul havada süzülüyordu.
“...Kar mı?“
İlkbaharda kar yağması mümkün değildi.
Daha dikkatli bakınca bunun rüzgârda savrulan kiraz çiçeği yaprakları olduğunu fark etti.
Avdan önceki gece tomurcuklar patlamak üzereydi. O ise günlerini iyileşmeye çalışarak geçirmiş, farkına bile varmadan ağaçlar çiçek açmıştı.
Blair balkon kapısına doğru yürüdü.
Ay ışığının altında, ilkbahar rüzgârına kapılan kiraz çiçekleri adeta kış karı gibi dans ediyordu.
Bir süre dalgın dalgın onları seyretti.
“...Ne kadar güzel.“
Dudaklarında beliren silik tebessüm, bir anda gölgelendi.
Kiraz çiçekleri döküldüğünde...
Dünya yemyeşil renklere büründüğünde...
Herdin yine geçmişte olduğu gibi ondan nefret edecek miydi?
Yoksa bu kez en başından beri gerçeği bulmasına yardım edeceğini söylediği için her şey farklı mı gelişecekti?
Ama nasıl olursa olsun...
Son belliydi.
Asiel’i dünyaya getirdiği an, en başta kararlaştırdıkları gibi Herdin’in yanından ayrılacaktı.
Ondan nefret etmeye başlamasına fırsat vermeden.
Blair, çok da uzak olmayan geleceğe dair düşüncelere dalmış, gözlerini kiraz çiçeklerinden ayıramazken arkasında yatak odasının kapısının açıldığını duydu.
Sese dönünce içeri yeni girmiş olan Herdin, onu ayakta görünce kısa bir an duraksadı.
“Bu gece uyumamışsın.“
Masaya yaklaşıp elindekini bıraktı.
Bir kâse marshmallow.
“Kendini nasıl hissediyorsun?“
“İyiyim. Bu da ne?“
“Marshmallow.“
“Hayır... Demek istediğim, neden bunu getirdin?“
Herdin, lambanın yanındaki küçük mumu ve şöminenin üzerinde duran çakmağı aldı.
“Hiç közlenmiş marshmallow yedin mi?“
“...Hayır.“
Közlenmiş marshmallow çok çabuk soğurdu.
Üstelik Blair ateşten korktuğu için şimdiye kadar sadece soğuk marshmallow ya da sıcak kakaonun içinde erimiş hâlini yemişti.
Yangından önce de sarayda sayısız tatlı bulunduğundan, közlenmiş marshmallow yemeyi hiç düşünmemişti.
“Otur.“
Herdin önce kendisi oturdu, sonra yanındaki koltuğu hafifçe eliyle işaret etti.
Blair hâlâ ne olduğunu tam anlayamamış olsa da sessizce yanına oturdu.
“Bu gece marshmallow’u mum alevinde kızartacağız.“
Blair şaşkınlıkla ona baktı.
“Ateş korkun... Onu yenmek istediğini söylemiştin.“
Blair ancak o an, ava çıkmadan önce Herdin’e ateş korkusunu aşmak istediğini söylediğini hatırladı.
“Kontes Loreline küçük adımlarla başlamamızı önerdi. Önce bir mum.“
Bir fobiyi yenmek kolay değildi.
Ama ondan sonsuza kadar kaçarak da kurtulamazdın.
İnsan, korkusunun kaynağıyla yavaş yavaş yüzleşmeli; onu tetikleyen şeye azar azar alışmalıydı. Ancak o zaman travmanın zincirleri gevşerdi.
Herdin, Blair’in sandalyesini tuttuğu gibi kendi yanına doğru çekti.
Normalde ağır olması gereken sandalye, sanki hiç ağırlığı yokmuş gibi kolayca kaydı.
“Eğer dayanamayacağını düşünüyorsan, şimdi söyle.“
Blair, Herdin’e baktı.
Sonra önündeki küçücük muma.
Uzun bir sessizliğin ardından kararlı biçimde başını salladı.
“Sanırım... başarabilirim.“
Herdin çakmağı ustalıkla açıp mumu yaktı.
Blair bütün bedeni gerilmiş hâlde titrek alevi izledi.
Ateşe baktığı anda içine tarifsiz bir korku doldu.
Mum devrilecek.
Masa örtüsü tutuşacak.
Alev büyüyecek...
Ve bu odadaki her şeyi yutacak.
“Ah...“
Bunun sadece zihninin yarattığı bir hayal olduğunu biliyordu.
Ama yine de avuçları terlemeye, nefesi hızlanmaya başlamıştı.
Tıpkı o yangının içinde nefes alamadığı an gibi...
Yine de gözlerini mumdan ayıramıyordu.
Çünkü bakmayı bırakırsa, alevin bir anda büyüyüp kendisini yutacağından korkuyordu.
Tam o sırada iri bir el gözlerini nazikçe kapattı.
Aynı anda, onu sakinleştiren alçak bir ses kulağına ulaştı.
“Gözlerini kapat... sonra tekrar aç.“
Blair usulca gözlerini yumdu.
Fakat kapalı gözlerinin ardında bile yangının anıları silinmiyordu.
Titreyen iki eli yavaşça kalktı ve gözlerini örten büyük eli nazikçe tuttu.
O anda üzerine çöken dehşet yavaş yavaş hafifledi.
Çünkü...
Bu kez yalnız değildi.
“Nefesini de yavaşlat.“
Blair düzensiz nefesini dengelemeye çalıştı ve Herdin’in sesini dikkatle takip etti.
“Şimdi aç. Aynısını tekrar yap.“
Herdin elini gözlerinden çekti.
Blair gözlerini yavaşça açıp yeniden muma baktı.
Nefesi yine hızlanmaya başlamıştı.
Ama bu kez Herdin gözlerini kapatmadı.
Sadece tek kelime söyledi.
“Gözlerin.“
Blair az önce yaptığı gibi gözlerini kırptı.
Derin bir nefes aldı.
“Şimdi marshmallow’u kızartacağız.“
Herdin çubuğa geçirilmiş marshmallow’u alevin üzerine tuttu.
Yavaşça çevirirken dışı hafif altın rengini almaya başladı.
Blair korkunun yeniden yükseldiğini hissetti.
Ama Herdin’in söylediklerini hatırladı.
Gözlerini kapattı.
Sonra yeniden açtı.
Herdin mumu söndürdü.
Marshmallow’un biraz soğumasını bekledikten sonra onu Blair’e uzattı.
“Al.“
Blair kısa bir tereddüdün ardından marshmallow’u ağzına aldı.
Ilık, yumuşacık tatlı dili üzerinde eridi.
Normal marshmallow zaten güzeldi.
Ama yeni kızarmış olanı...
Çok daha lezzetliydi.
Blair çiğnerken az önce gözlerinde dolaşan korku yavaş yavaş silindi.
Yerine yeniden canlılık geldi.
Sadece bir parça kızarmış marshmallow yüzünden...
Yüzündeki ifade böylesine değişmişti.
Onu izleyen Herdin’in yüzü, farkına varmadan yumuşadı.
Tam o sırada Blair başını kaldırıp ona baktı.
Göz göze geldiler.
“Çok yumuşak... ve çok tatlı.“
“Bu kez sen dene.“
Herdin ona yeni bir marshmallow uzattı ve mumu yeniden yaktı.
Blair hafifçe ürkse de tereddüt etmeden başını salladı.
Fakat marshmallow’u gerçekten aleve yaklaştırdığı anda eli titremeye başladı.
Nefesi de yeniden hızlandı.
Tam o sırada Herdin eliyle onun elini kavradı.
Sağ eli, Blair’in sağ elini tamamen sardı.
Blair farkına varmadan onun kollarının arasında kalmıştı.
Şaşkınlık içinde donup kalırken, başının hemen üzerinden Herdin’in sesi geldi.
“İyisin.“
Sanki büyü yapılmış gibi...
Herdin’in eli eline değdiği anda titremesi durdu.
Herdin onun elini kendi eliyle yönlendirerek marshmallow’u birlikte kızarttı.
İşleri bitince Blair, kendi elleriyle kızartmayı başardığı marshmallow’a boş gözlerle baktı.
“Aferin.“
Herdin sağ eliyle saçlarını hafifçe okşadı.
Sonra onu bıraktı.
Ve mumu söndürdü.
Blair elindeki marshmallow’u ona uzattı.
“Sen yemeyecek misin?“
Herdin her zamanki gibi başını iki yana salladı.
“Pek bana göre değil.“
Böylece marshmallow yine Blair’in oldu.
Bir lokma aldı.
Ağzının içinde yumuşak, tatlı bir sıcaklık yayıldı.
O tadın keyfini çıkarırken üzerinde bir bakış hissetti.
Başını çevirince Herdin’in sessizce onu izlediğini gördü.
Blair gözlerini kırpınca Herdin hafifçe güldü.
“O kadar mı güzel?“
Onun gözlerindeki alışılmadık yumuşaklık, Blair’in kalbini sebepsizce titretti.
Bu his...
Ne kadar da tanıdıktı.
Ve o anda fark etti.
“Ona yeniden âşık oluyorum...“
Hayal kırıklığına uğradıktan...
Ondan nefret ettikten...
Onu kendinden uzaklaştırdıktan...
Bunca dolambaçlı yolun sonunda...
Vardığı yer yine sevgiydi.
“...Ah.“
Yeni fark ettiği duygular, artık içinde tutulamayacak kadar büyümüştü.
Bir damla gözyaşı süzüldü.
Sonra bir diğeri.
Blair’in ansızın ağlamaya başlaması üzerine Herdin’in yüzü donup kaldı.
“Durmak mı istiyorsun?“
“Hayır... Hayır, iyiyim.“
Blair telaşla başını salladı.
Ama gözyaşları bir kez aktı mı durmuyordu.
Tıpkı duyguları gibi.
Herdin onu temkinli bir ifadeyle izledi.
Sonunda derin bir iç çekti.
Parmaklarıyla gözyaşlarını sildi.
Sonra alçak bir sesle sordu.
“O hâlde neden ağlıyorsun?“
O dokunuşla Blair’in kalbi yeniden şiddetle çarptı.
Sadece ona bakakaldı.
Şu anda ağlamasının Herdin’e tuhaf görüneceği kesindi.
Bir şey söylemesi gerekiyordu.
Ama aklına inandırıcı hiçbir bahane gelmiyordu.
Dudakları sessizce kıpırdadı.
Bulabildiği tek sebep, kendisinin bile çocukça bulacağı kadar basitti.
“...Çünkü çok güzel.“
“Ha?“
Bu cevabı duyan Herdin, inanamazmış gibi kısacık güldü.
Blair ise gerçek duygularını fark etmesin diye özellikle parlak bir gülümseme takındı.
“Bir tane daha istiyorum.“
Onun için çarpan kalbi...
Canını acıtacak kadar sızlıyordu.
Tıpkı varlığını fark etmediğin sürece acımayan bir yara gibi...
Ama onu fark ettiğin anda sızlamaya başlayan bir yara.
Yine de bu gece o duygudan gözlerini çevirmeye karar verdi.
Çünkü ağzında eriyen marshmallow’un tatlılığı, yalnızca bu anı düşünmesini sağlayacak kadar güzeldi.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi