Bölüm 8
Şafak vakti, Rüzgar Geçidi’nin sarp ve keskin kayalıkları arasında ölümcül bir sessizlik hakimdi. Burası, Başkent’ten güneye uçan herhangi bir hava birliğinin rüzgar akımlarını kullanmak için geçmek zorunda olduğu dar, kanyon benzeri bir vadiydi.
Kaelen, vadinin en yüksek tepelerinden birinde, pelerininin etrafında hafifçe dalgalanan soğuk bir aurayla dikiliyordu. Aşağıda, kayalıkların gölgelerine mükemmel bir şekilde gizlenmiş olan Elara ve onun emrine verilmiş on Sarsılmaz Lejyon askeri vardı. Askerlerin ellerinde, Vexia’nın bütün gece uyumadan ürettiği o dengesiz ama ölümcül “Gölge Alevi Bombaları“ duruyordu.
Güneşin ilk ışıkları kanyonun girişine vurduğunda, ufukta gümüş rengi parıltılar belirdi. Önce kanat çırpışlarının o güçlü, tok sesi duyuldu; ardından devasa aslan gövdeleri, kartal başları ve çelik zırhlarla kaplanmış dev kanatlarıyla Gümüş Griffon Şövalyeleri ufukta göründü. Elli kişilik elit birlik, kanyonun rüzgarını arkalarına alarak inanılmaz bir hızla Kaelen’in pususuna doğru uçuyordu.
Birliğin başındaki Şövalye Komutanı, aşağıyı umursamadan dümdüz ileri bakıyordu. Onlar gökyüzünün hakimiydi; çorak bir kaledeki birkaç isyancı tebaanın onları tehdit edebileceği akıllarının ucundan bile geçmiyordu.
Kaelen, kanyonun tam ortasına geldiklerinde zihnindeki arayüzü açtı.
[Mevcut Mutlak Otorite Puanı: 850]
Puan mağazasında “Çevresel Manipülasyon ve Anormallikler“ sekmesine odaklandı. İstediği şey hasar vermek değildi; düşmanı bütün olarak ele geçirmekti.
Açıklama: Belirlenen kilometrekarelik bir alanın fiziksel çekim yasalarını anında yeniden yazar. Düşman varlıklar için yerçekimi 50 katına kadar çıkarılabilir. Uçan birimlerin mutlak khắcicisidir (counter).
“Satın al,“ diye fısıldadı Kaelen.
Gökyüzündeki şövalyeler Kaelen’in hizasına geldikleri o saniye, uzayın dokusu sessizce ama korkunç bir basınçla büküldü. Kanyonun içi, aniden mor ve siyah tonlarında, titreyen devasa bir kubbe ile kaplandı.
Griffonlar, ne olduğunu bile anlayamadan görünmez, devasa bir balyozla vurulmuş gibi gökyüzünden aşağı doğru çekilmeye başladılar. Devasa kanatları, artan yerçekimi karşısında havayı tutamıyor, çırpındıkça kemikleri çatlıyordu.
“Ne oluyor?! Kanatları açın! Yükselin!“ diye bağırdı Komutan, ancak sesi, irtifa kaybeden canavarların ve panikleyen şövalyelerin çığlıkları arasında kayboldu.
Elli griffon, ardı ardına kanyonun zeminine muazzam bir şiddetle çakıldı. Kaelen’in yerçekimi ayarı kusursuzdu; griffonların güçlü kas ve kemik yapısı, onların paramparça olmasını engellemiş, ancak üzerlerindeki zırhlı insanları adeta preslemişti. Yere çakılmanın şiddeti ve sistemin yarattığı mutlak basınç, şövalyelerin yarısından fazlasını anında öldürdü veya felç bıraktı.
Kurtulan birkaç şövalye kanlar içinde griffonların üzerinden inip kılıçlarını çekmeye çalışırken, Kaelen yamaçtan aşağı, sakince bir el işareti yaptı.
“Ateş serbest.“
Elara’nın gölgelerin arasından fırlattığı Vexia imzalı ilk ’Gölge Alevi Bombası’, ayağa kalkmaya çalışan bir grup şövalyenin ortasına düştü. İnanılmaz bir gürültüyle patlayan küre, kızıl ve mor bir alev şok dalgası yaratarak etraftaki zırhları saniyeler içinde eritti ve adamları küle çevirdi. Sadece birkaç saniye içinde kalan direniş de Vexia’nın mühendisliği ile yok edilmişti.
Savaş yine bitmişti. Ama Kaelen için asıl iş şimdi başlıyordu.
Yavaşça yamacın kenarından aşağı atladı ve yerçekimi alanını, sadece kendisinin rahatça yürüyebileceği şekilde ayarlayarak kanyonun zeminine indi. Etrafı, şövalyelerin cesetleri ve acı içinde inleyen, ayaklanmaya çalışan elli devasa griffonla doluydu.
Komutan’ın griffonu, sürünün alfasıydı; normal bir aslandan üç kat daha büyük, tüyleri çelik gibi sert bir yaratıktı. Hayvan hırlayarak doğruldu ve Kaelen’e saldırmak için kanatlarını açtı. Ancak Kaelen duruşunu hiç bozmadan, o kozmik, boş gözlerini doğrudan griffonun altın rengi gözlerine dikti. Hegemonya Arayüzü’nden yayılan ve sadece hayvanların hissedebileceği o yırtıcı, mutlak üstünlük aurasını serbest bıraktı.
Griffonun hırlaması aniden kesildi. Hayvanın içgüdüleri alarm veriyordu; karşısındaki bu küçük insan bir av değil, besin zincirinin çok ama çok dışından gelen, kozmik bir yırtıcıydı. Alfa griffon, titreyerek devasa kanatlarını kapattı, boynunu yere doğru eğdi ve Kaelen’in ayaklarının dibine sindi. Liderleri boyun eğince, kanyondaki diğer kırk dokuz griffon da aynı anda başlarını yere eğerek yeni efendilerine biat ettiler.
Zihindeki ses tatmin edici bir şekilde yankılandı:
Gölgelerin arasından çıkan Elara, nefesi kesilmiş bir halde bu manzarayı izliyordu. Onların en az bin kişilik bir zayiatla veya çok ağır kayıplarla durdurabileceği Başkent’in efsanevi hava birliğini, Kaelen tek bir kılıç darbesi dahi almadan yere indirmiş ve kendi ordusuna katmıştı.
Kaelen alfa griffonun başını hafifçe okşadı. Ardından, hala yerde titremekte olan yarı ölü Şövalye Komutanı’na yaklaştı. Adamın bacakları kırılmıştı ve dehşetle Kaelen’e bakıyordu.
“A-Amcanız... Valerius... Başkent,“ diye kekeledi adam kan tükürerek. “O sizi yok edecek. O...“
Kaelen adamın sözünü kesti. “Sen Valerius’a geri döneceksin,“ dedi fısıltı kadar sessiz ama kanyonu dolduran bir tonla.
Adam şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Bağışlanıyor muydu?
“Ona git ve de ki; Karaçam artık amcamın sınırları içinde değil. Benim imparatorluğumun başkenti. Ve eğer bir dahaki sefere bana asker gönderecekse...“ Kaelen yüzüne kibirli, soğuk bir gülümseme yerleştirdi. “...bu kadar değersiz, zayıf oyuncaklarla vaktimi boşa harcamasın.“
Kaelen arkasını döndü ve Elara’ya işaret verdi. Adamın bacakları kırık olduğu için Başkent’e sürünerek gitmesi haftalar alacaktı; amcasının korku içinde kıvranmasını ve yaptığı hatanın büyüklüğünü fark etmesini istiyordu.
Gökyüzü artık Kaelen’indi. Şimdi, elde ettiği bu devasa hava gücü, simyagerinin bombaları ve gölge çeliğinden ordusuyla, sırada çok daha büyük bir hedef vardı.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.